<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287</id><updated>2012-01-11T14:13:28.566+02:00</updated><category term='bilgi'/><category term='tiyatro'/><category term='trafik'/><category term='Futbol'/><category term='gençlik'/><category term='kentsel dönüşüm'/><category term='yıldız'/><category term='fotoğraf'/><category term='iş arama'/><category term='tarih'/><category term='dekor'/><category term='Kurosawa'/><category term='eğitim'/><category term='spor'/><category term='Oyun'/><category term='yüzme'/><category term='ilim'/><category term='okumak'/><category term='biyoloji'/><category term='indeks'/><category term='araştırma'/><category term='sağlık'/><category term='Yatırım'/><category term='video'/><category term='platon'/><category term='kalem'/><category term='Antartika'/><category term='kariyer'/><category term='başarı'/><category term='havuz'/><category term='devlet'/><category term='istanbul'/><category term='kitap'/><category term='sinema'/><category term='bilim'/><category term='Bakış Açısı'/><category term='şehir'/><category term='deprem'/><category term='niyet'/><category term='sanat'/><category term='YouTube'/><category term='hücre'/><category term='iş bulma'/><category term='nefes'/><category term='osmanlı'/><category term='kütüphane'/><category term='sergi'/><category term='bağlama'/><category term='müzik'/><category term='eflatun'/><category term='Hattrick'/><category term='yazmak'/><category term='ders'/><category term='dershane'/><category term='sınav'/><category term='oku'/><category term='öss'/><category term='okuma'/><title type='text'>Hayata Dair</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>30</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5964339526144315484</id><published>2007-08-26T23:20:00.000+03:00</published><updated>2007-08-26T23:26:29.508+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kariyer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş arama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş bulma'/><title type='text'>İş Arama Ve Kariyer</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;İş arama ve bulma ile ilgili tecrübe ve fikirlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu çok geniş konuda elimden geldiğince tüm bildiklerimi ve tecrübelerimi yazmak istiyorum. Ancak her şeyden önce son günlerde adını hatırlayamadığım bir ilçemizin belediye başkanının sözlerinden size bahsetmek istedim. Sayın belediye başkanı bir televizyon programına konuk idi ve başkanlık yaptığı ilçe ile ilgili soruları cevaplıyor ve kendi icraatlarını anlatıyordu. Konuşmanın bir yerinde konu iş arayan vatandaşlarımıza ve başkanın işsiz vatandaşlar için neler yaptığına geldi. Başkan öncelikle şu basit cümleyi kurdu : “Elinde bir Mesleği olup da işsiz kalan bir vatandaşımızı görmedim.” Daha sonra başkan bunu niçin söylediğini açıkladı. Belediyeleri bünyesinde vasıfsız olup iş arayan vatandaşlar için bir kurs açmışlar. Bu kurs iş garantili bir kursmuş. Yani bu kursu başarı ile bitiren elemanların belirli bir veya birden çok firmada işe başlama garantileri varmış. Kursa 120 iş arayan ve vasıfsız olan vatandaş başvurmuş. Bunların yarısı yani 60 kadar tanesi kursu bırakmış ve sadece 60 kadar kursiyer kursu bitirmiş ve kendilerine vaat edilen işlerde çalışmaya başlamış. Bu hikâyeyi anlatmamın nedeni başkan gibi düşünüyor olmam. Eğer bizim elimizden iş geliyorsa, yeteneğimiz var ise ve çalışmak istiyorsak mutlaka iş buluruz. Bu küçük hikâyeden sonra iş arayanlara genel bir göz atmak ve iş aramak için sahip olabileceğimiz motivasyonlardan bahsetmek istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;İş Aramak İçin Motivasyonlar&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş aramak için en büyük motivasyon ev geçindirmek olsa gerek. Sorumluluğu bizim omzumuzda olan bir ailemiz var ise iş bulmak bizim için çok önemli ve bir o kadar da stresli bir iştir. Diğer taraftan üzerinde sorumluluk olmayan bir öğrenci isek ve yaz tatilimizi çalışmak için değerlendirmek istiyorsak üzerimizde çok stres olmayacaktır. Üniversiteyi yeni bitirmiş bir öğrenci için de stres seviyesi çok olmayacaktır ancak hala okul okuyan birisine göre tabi ki heyecan ve korku daha çok olur. Bunu kendim yaşadığım için biliyorum. Üniversiteyi bitirip diplomanızı elinize aldığınız gün iş bulmayı düşünmeye başlıyorsunuz. Kısa bir sürede öğrenci gibi hissetmeyi bırakıp artık daha çok sorumluluk hissetmeye başlıyorsunuz. Bu sorumluluğun derecesi herkeste farklı olabilir. Zaten bir işte çalışırken iş arayan birisi ile evlenmiş olan ve işi olmayan birisinin heyecanı ve stresi tamamen farklıdır. Sonuç olarak iş aramak için en büyük motivasyon sorumluluk ve geçinme derdi olsa gerek. Bunun dışında yeni bir çevre edinmek için iş aranabilir, okulumuzu bitirmeden önce iş tecrübesi edinmek için iş aranabilir ve bunu kesinlikle tüm talebe arkadaşlarıma tavsiye ederim. Çünkü okul ortamı ile iş ortamı birbirinden çok farklı ve adaptasyon sorunu yaşamak mümkün. Bunu söyleyerek gözünüzü korkutmak istemem. Bu herkes için zor bir geçiş olmayabilir. Benim iş ortamına alışmam çok kolay oldu. Bu herkes için böyle olmayabilir. Bu nedenle eğer imkân var ise okulumuz bitmeden mümkünse kendi alanımızda eğer mümkün değil ise herhangi bir sektöre kısa bir süre için çalışalım. Burada amaç iş tecrübesi edinmek olduğu için önceliğimiz iyi bir firmada iş bulmak olmalı ve maaş için çok büyük miktarlar beklememeliyiz. İş aramak için diğer bir motivasyon ailemizi desteklemek olabilir. Yani çalışmak zorunda olmasak da daha iyi bir hayat standardı için çalışmayı seçmiş olabiliriz. Genel olarak hanımlar bu haldedir ve eşlerinin yükünü hafifletmek için çalışmayı seçerler. Bu durumdaki birisi iş ararken stresli olmaz ve zaman kaygısı duymaz. Çünkü zaten evin geçimi sağlanmaktadır. Bu rahat olma durumu iş ararken daha seçici ve titiz olmamızı sağlar. Aslında mümkün ise tüm iş arayan arkadaşlarımızın sakin ve heyecansız olmaya çalışması gerekir. Çünkü kendinizi sürekli işe ihtiyacı olan birisi olarak hisseder iseniz, bu bulacağınız işi ve maaşınızı etkiler. Çünkü kaygı duyan bir kimse normalde elde edebileceğinden daha düşük miktarlardaki maaşları ve ayrıca iş şartlarını kabul edebilir. İş aramak için başka motivasyonlarımız da olabilir ancak genel olarak bunlardan bahsetmek yeterli sanırım.&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Kendinize Güvenin ve İnanın&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş arayan kimselerde daima kendine karşı bir güvensizlik olur. Bunu kendi tecrübelerimden ve çevremdeki arkadaşlarımdan biliyorum. Kendimizi bilgisiz, tecrübesiz ve yeteneksiz hissederiz. Başvurduğumuz firmaların bizi ve özgeçmişimizi beğenmeyeceğinden korkar ve daima iş başvurularında kaygı duyarız ve heyecanlı oluruz. Tabi ki bunu tecrübeli olan ve yıllardır çalışan, iş arayan kimseler için söyleyemeyiz. Ancak yıllardır da çalışıyor olsanız kendinize güven hissetmeniz garanti değildir. Eğer siz de bu şekilde bir güvensizlik içinde iseniz öncelikle bunu değiştirmeli ve size güven kazandırmalıyız. Çünkü eğer aşağı yukarı belirli yetenekleriniz var ise belirli bir eğitim görmüş iseniz çok kaygılanmanız için bir nedeniniz yok. Birazdan detaylı şekilde anlatacağım ve kendinizin de iş görüşmeleri yapa yapa fark edeceğiniz yöntemler ile iş bulmanız çok zor da değil. Kaygının en büyük sebebi ne ile karşılaşacağımızı bilmiyor olmamız ve bizden beklenenleri karşılayıp karşılayamadığımızdan emin olamıyor olmamızdır. Bunu aşmanın en kolay yolu da ilk olarak iş arama sürecini aklımızdan geçirmek, başvuracağımız pozisyonlarda çalışan insanlar neler yapıyor, hangi yeteneklere sahip ve biz bu işleri yapabilir miyiz bunları düşünmektir. Daha sonra bu pozisyona bizim gibi kaç kişi başvuruyor, yetenekleri nelerdir ve bu pozisyon için toplam olarak kaç tane eleman aranıyor, tüm bunları düşünmek ve resmi kafamızda oluşturmaktır. Eğer bu resmi net olarak görebilir isek kendi durumumuzu, şansımızı aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Böylece gerekirse kendi donanımızı arttırmak için eğitim alır, kurslara yazılır veya diğer başka yolları kullanarak yeni yetenekler elde ederiz. Ancak durumumuz hiç iyi görünmüyor olsa ve kendimizi geliştirme fırsatımız olmasa bile umutsuzluğa kapılmanın bize hiçbir faydası olmadığını bilmeliyiz. İş aramaya devam etmeli, iş arama yöntemlerimizi gözden geçirmeli ve daha başka neler yapabiliriz bunları araştırmalıyız. İş aramaya başlamadan önce mutlaka kendimize güvenmeliyiz!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;                &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;İş Verenler Elemanlarından Ne İster Ne Bekler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İş aramaya başlamadan önce işverenlerin beklentilerini öğrenmemiz CV’mizi hazırlarken ve iş görüşmelerinde bize yardımcı olacaktır. Çünkü tam olarak bizden beklenenleri bilmez isek işverene yanlış bir imaj verebiliriz. Bu da işe alınma şansımızı düşürür. İş başvurularında unutmamamız gereken bir gerçek işe alımları firmalardaki yetkili kimselerin yapıyor olmasıdır. Yani karşınıza sizin gibi bir insan var, eğer onu memnun edebilirseniz işe alınırsınız. Bunu yapmanın en kolay yolu da sizden neler bekleniyor ise bunları sunmanızdır. İşveren beklentileri tabi ki firmadan firmaya kişiden kişiye değişir. Buna rağmen belirli konularda ortak bir talep olduğunu söyleyebiliriz. İşveren önce CV’nizi gördüğü için CV’nize bakarak bir karar vermeye çalışacaktır. Bu nedenle CV hazırlamak çok önemli. Diğer önemli konu ise işveren ile iş görüşmesi. Bu da en az CV kadar önemlidir. İş görüşmesinde görüşme yaptığınız kimse veya kimseler ilk olarak sizin iletişim becerinize bakarlar. Yani onlarla konuşurken rahat mısınız yoksa heyecanlı mı, kendinizi ifade edebiliyor musunuz, sorulan sorulara nasıl cevap veriyorsunuz… Bunlara bakarak sizin iletişim becerilerinizi anlamaya çalışırlar. Artık işyerlerinde insanlar akşama kadar kimse ile konuşmayan sadece yaptıkları işlerle ilgilenen çalışanlar aramıyor. Bu tür çalışanlar bir firmada çok ise takım çalışması yapmak mümkün olmuyor ve çalışanlar arası iletişim zayıf kaldığı için işler yavaş yürüyor ve hedeflere ulaşmak her zaman böyle bir kadroyla mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle işverene iyi iletişim kurabildiğinizi göstermeniz çok önemli. Diğer bir konu sahip olduğunuz donanım ve bundan çok daha önemlisi yeni şeyler öğrenme konusundaki isteğiniz. Birçok arkadaşımız işverene her şeyi bildiklerini ve hiçbir konuda zorlanmayacaklarını söylüyorlar. Bu ilk bakışta makul bir yöntem gibi dursa da işveren açısından her zaman kabul görmeyebilir. Artık dünya her sene daha hızlı ilerliyor ve gelişiyor. İşverenler çok fazla bilen değil çok kolay öğrenebilen çalışanlar arıyorlar. Yani siz ne kadar çok tecrübeye sahip olsanız da yeniliklere açık olmalı ve yeni teknoloji ve bilgileri öğrenmek için fırsat kollamalısınız. Bunu CV’ lerinizde ve işveren ile görüşmelerinizde onlara hissettirmelisiniz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bunu yapmak o kadar da zor değil. İş görüşmesinde karşınızdakine şuna benzer mesajlar verirseniz bunu kolaylıkla başarırsınız: Kendi alanım ile ilgili gelişmeleri sürekli takip ederim, tüm yayınları okumaya çalışırım. Mesleğimle ilgili son zamanlarda şu kurslara ve eğitimlere katıldım ve kendimi bu alanlarda geliştirdim. Ayrıca çevremde arkadaşlarım ile bir araya gelip onların da neler ile meşgul olduklarını öğrenmeye çalışırım… İş görüşmenizde bu tür mesajlar verirseniz işveren mutlaka sizin yeniliklere açık bir yapıda olduğunuzu anlayacaktır ve bu da onların sizi tercih etmelerindeki sebeplerden biri olacaktır. Bu konulardan sonra yabancı dil bilginiz, hangi okulu bitirdiğiniz, nerede oturduğunuz, kaç yıllık iş tecrübeniz olduğu, askerliğinizi yapıp yapmadığınız, yaşınız&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ve&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;medeni haliniz gibi konular önem kazanacaktır. Bunları değiştirmeniz çok da mümkün olmadığı için size tavsiyem değiştirebileceğiniz yönlerinize odaklanmanız ve eksi yönlerinizi tespit ederek bunların üzerine gitmenizdir. Hangi konularda eğitim alacağınıza karar vermeden önce hangi sektörlerde yeni elemana talep olduğunu bilmeniz işinize yarayacaktır. Son dönemlerde satış ve pazarlama, üretim ve mühendislik hizmetleri, bilişim teknolojileri ve bunlara ek olarak artan ihracat ve ithalat ile birlikte yabancı dil bilen elemanlara ihtiyaç artmakta. Ayrıca bilgisayar bilgisi ve yabancı dil bilgisi artık neredeyse her sektörde aranır durumda. Bu iki konuda eksik olduğunuzu hissediyor iseniz mutlaka bu eksiklerinizi gidermelisiniz. Bu iş bulma şansınızı büyük oranlarda arttıracaktır.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;İş Ararken Kendinizi Geliştirin&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş arama sürecinde yapılabilecek bir hata, çalışmıyor iseniz tüm vaktinizi iş aramaya ayırmak olacaktır. İş arama süresince kendinizi geliştirmek için eğitimlere katılmak veya bir kursa yazılmak sizin iş bulmanızı da kolaylaştıracaktır. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;İşveren sizin sürekli kendinizi geliştirmeye çalıştığınızı görecek ve bu dikkatini çekecektir. Ayrıca bu eğitimler CV’nizi de her geçen gün güçlendirecektir. Bu konuda bir deneyimimi sizinle paylaşmak istiyorum. Üniversite eğitimim henüz bitmeden iş aramaya başlamıştım. Okul ile bağlantım sadece bir proje dersi idi ve devam zorunluluğum yoktu. Bu nedenle iş aramaya başlamıştım. İş arama sürecinde İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin Kariyer Eğitimleri programını duydum. 4 hafta boyunca süren programda cumartesi günleri sabahtan akşama kadar eğitim vardı. Yaklaşık olarak 250 öğrenci bu programa katılmıştı. Ben bir arkadaşım ile tüm dersleri takip etmiştim. İş görüşmesi nasıl yapılır, CV nasıl hazırlanır gibi birçok konuda eğitim verilmişti. Ayrıca dersi alan arkadaşlar ile tanışma imkânı da bulmuştuk. Buradan aldığım sertifikayı tüm iş görüşmelerimde yanımda getirmeye özen göstermiştim. Siz kendi alanınız ile ilgili, mesela bir muhasebe kursuna, bilgisayar kursuna, yazılım kursuna veya bir yabancı dil kursuna başlayabilirsiniz. Bu kurslar hem iş arama sürecinde hem de iş bulduktan sonra daima size yardımcı olacak birikimleri elde etmenizi sağlayacaktır. Bunun yanında iş arama sürecinde dikkatinizi iş aramak dışında başka uğraşlara yönelterek sabırsızlıktan bir derece de olsa kurtulabilirsiniz. Sadece iş arama ile ilgilenmek sizi sabırsız ve mutsuz yapabilir. Ama tabi ki iş aramak çok zaman alan bir uğraş, ona ayırdığınız zamanı azaltmamalı dengeyi korumalısınız. İş aramadan iş bulmak çok kolay olmasa gerek.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Nasıl Özgeçmiş-CV Hazırlanır ve Nelere Dikkat Etmek Gerekir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Özgeçmiş hazırlamak iş görüşmesi ile birlikte iş aramanın en önemli parçasıdır. Eleman arayan firmalar daima kendilerine gelen CV’leri belirli kriterlere göre eler ve kimlerle görüşeceklerine bu elemelere göre karar verirler. Firmaya 250 adet CV gelmiş ise sizin de kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bu CV’lerin ancak 20–25 tanesi değerlendirmeye alınır. Bu Cv’lerin sahipleri ile randevular tertip edilir ve görüşmelere başlanır. Bu nedenle CV hazırlamak çok önemlidir. Özgeçmişinizi hazırlarken en çok dikkat edilecek husus tam olarak deneyim ve becerilerinizi yansıtıyor olmasıdır. Orta eğitiminiz, üniversite eğitiminiz, çalıştığınız kurumlar ve iş tecrübeniz, aldığınızı eğitimler, katıldığınız seminerler, hobileriniz, yaptığınız sporlar, yabancı dil eğitiminiz ve daha birçok maddeyi özgeçmişinizde yeterince detaylı bir şekilde ancak çok da abartmadan belirtmelisiniz. Özellikle okuldan yeni mezun arkadaşlar okul dönemlerinde yaptıkları projeleri mutlaka konusu ve içeriği ile birlikte özgeçmişlerine eklemelidirler. Bu projeleri herhangi bir sempozyum veya konferansta sunmuş iseler kabul alma şansları daha da artacaktır. Ayrıca okul döneminde okul dersleri dışında katıldığınız tüm eğitim ve seminerleri özgeçmişinize ekleyin. İş tecrübesi olan adaylar ise mutlaka iş tecrübelerini ve aldıkları eğitimleri özgeçmişlerine eklemelidirler. Yazabilecekleri deneyimleri çok fazla ise başvurdukları pozisyona en yakın ve ilgili olanları ilgi sırasına göre eklemelidirler, diğer deneyimlerini ise sadece başlık ve çalıştıkları yıllar olarak ayrıca bir bölüm şeklinde ekleyebilirler. Özgeçmiş hazırlarken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus özgeçmişe fotoğraf eklemektir. Bu o kadar önemlidir ki, şansınızı %50 arttırabilir. Elinde 250 CV olan bir işveren fotoğrafı olmayan özgeçmişleri eliyor olsun. Bu özgeçmişlerin 100 tanesinde resim yok ise ve sizin özgeçmişinizde var ise 100 kişinin önüne geçtiniz demektir. Tüm işverenlerin sadece resimli özgeçmişleri değerlendirdiğini söylemek tabi ki doğru olmaz. Ancak sizin için resim eklemek çok zor olmadığı için size tavsiyem mutlaka özgeçmişinize resim ekleyin.Özgeçmişle ilgili diğer bir önemli konu eğer kariyer.net gibi bir internet sitesi üzerinde özgeçmişinizi tutuyor iseniz, mutlaka belirli aralıklarla özgeçmişinizi yenileyin ve üzerinde değişiklik yapın. Çünkü firmalar güncel özgeçmişleri değerlendiriyor. Eğer referanslarınız var ise ki mutlaka olmalıdır bunları da özgeçmişinize iletişim bilgileri ile (İsim, Soy İsim, Unvan, pozisyon, Telefon, E-mail) eklemelisiniz. Çevrenizde sizin için referans olabileceğini düşündüğünüz hiç kimse yok ise bile mutlaka birkaç referansınız olsun. Mesela okulunuzu yeni bitirdiyseniz mutlaka hocalarınızdan 2,3 tanesini referans olarak özgeçmişinize ekleyin. Ayrıca ailenizden ve akrabalarınızdan kimseleri de özgeçmişinize ekleyebilirsiniz. Ancak en iyi referans daha önce çalışmış olduğunuz firmalardaki yöneticilerinizdir. Özgeçmişler ile ilgili basit bir konu da özgeçmişiniz bir Word belgesi ise ismini CV.txt olarak vermeyin. Mutlaka isminizi ve başvurduğunuz pozisyonu yazın. Mesela Ad-Soyad-Muhasebe.txt gibi. Böylece özgeçmişinizi gönderdiğiniz firmadaki görevliler diğer özgeçmişlerle sizinkileri karıştırmayacaktır. Son olarak ta özgeçmişlerinizi yazarken yazım hatası yapmamaya özen gösterin. Gerekirse özgeçmişlerinizi birkaç arkadaşınıza gösterin ve yorumlarını alın. Bu iş başvurusunda bulunmadan önce özgeçmişinizi düzeltmeniz veya daha iyisini yazmanız için çok faydalı olabilir.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Nasıl İş Aranır ve Hangi Araçlar Kullanılır&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Son yıllarda iş arayanlar ve eleman arayanların en çok kullandığı ortam internet ortamı oldu. İnternet üzerinden iş ve eleman aramak için kullanılabilecek birçok internet sitesi mevcut. Bu siteler bizim için en önemli ve birincil iş arama aracı olacak. İnternet üzerinden iş başvurusu yapmanın diğer bir yolu firmalara özgeçmişimizi kendimiz göndererek olabilir. Bunun için firma hakkında araştırma yapmamız gerekir. Diğer iş arama yöntemi çevremizdeki herkesi iş aradığımızdan haberdar etmektir, böylece bize uygun bir iş olduğunda bize iletebilirler. Diğer bir yol gazetelerin iş ilanlarını takip etmektir. En iyi ilanların Hürriyet IK ekinde olduğunu belirtelim. Bu ek Pazar günleri yayınlanıyor. Yeni mezun isek hocalarımıza iş aradığımızı söyleyebilir onların çevresinden faydalanabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal"&gt;İnternet üzerinden iş bulmak artık çok yaygın ve işlerimizi çok kolaylaştırıyor. Yapmamız gereken kariyer ve iş bulma sitelerinden bir tanesine veya hepsine üye olmak, iyi bir özgeçmiş hazırlamak ve iş ilanlarına başvurmak. Özgeçmiş hazırlamak en önemli bölümdür. Biraz önce bu konuda neler yapılması gerektiğinden bahsetmiştik. Siz zamanla kendi yöntemlerinizi de geliştirebilirsiniz. Mesela farklı işler için farklı özgeçmişler hazırlayıp kaydedebilirsiniz. Böylece işe uygun özgeçmiş kullanmış olurusunuz. İnternet sitesinin size CV hazırlamak için sunduğu ara yüz tüm bilgilerinizi yazmak için yeterli gelmiyor ise mutlaka farklı yöntemler düşünün. Yani bilgilerinizi eksiksiz sisteme girmeye özen gösterin. Mutlaka özgeçmişinize resim ekleyin. Ayrıca özgeçmişinizi bir kere yapıp bırakmayın, haftada bir, iki haftada bir kontrol edin, düzeltmeler ve değişiklikler yapın. Arkadaşlarınızın özgeçmişlerini isteyin ve okuyun. Kendi özgeçmişinizde yer verebileceğiniz bölümleri not alın ve özgeçmişinize ekleyin. Özgeçmişi sürekli güncellemek çok önemlidir. Firmalar özgeçmiş arar iken güncel olanları tercih edecektir. Ayrıca zaman geçtikçe özgeçmişinizin eksik yönlerini fark edeceksiniz. Ancak sürekli özgeçmişinizi kontrol etmez iseniz bunu fark etmeniz mümkün değil. Ben iş başvurularında bulunurken diğer sitelerle birlikte kariyer.net sitesini kullanıyordum. Buradaki ilk özgeçmişim bir taslak gibiydi. Daha sonra iş görüşmelerine gittikçe, eğitimler aldıkça ve iş arama ile ilgili yazıları okudukça özgeçmişimi güncelledim. Özgeçmişimin son hali çok güzeldi. İşe başladığım firmaya gönderdiğim özgeçmişimi arkadaşlarıma gösterdiğimde biraz şaşırdıklarını anımsıyorum. “Bunları sen mi yaptın?” diyordular bana veya “Bunları biz mi yaptık?”. Gerçekten de hepsini yapmıştık. Ama onlar bazı konuları önemsemedikleri veya işverenlerin önemsemeyeceklerini düşündükleri için özgeçmişlerinde bu konulara yer vermiyorlardı. Bazı arkadaşlarımın özgeçmişleri o kadar kısa idi ki ben de buna şaşırıyordum. Sadece mezun oldukları okulları ve iletişim bilgilerini yazıyorlardı özgeçmişlerine. Bu şekilde hazırlanmış bir özgeçmiş ile işe alınma şansınız çok az, daha doğrusu iş görüşmesine çağrılma şansınız çok az.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;İyi bir özgeçmiş hazırladınız sıra site üzerinden ilanları takip edip bunlara başvurmak. Burada önemli nokta her gün sizin ilgi alanınız ile ilgili ilanları takip etmeniz. Ayrıca arama kıstaslarınızın doğru olduğundan emin olmanız. Eğer bir kriteri yanlış giriyorsanız, sizin alanınız ile ilgili ilanların bir kısmını kaçırabilirsiniz. Bu nedenle tüm ilanları gördüğünüze emin olun. Kendi ilgi alanınıza ve yaşadığınız şehre veya çalışmak istediğiniz şehre göre ilanları aradınız ve en yeni ilanlar karşınıza geldi. İlanları okurken işin genel yapısını ve sizden beklentileri anlamaya çalışın. Ben iş ararken tüm ilanlarda işverenler yazabildikleri kadar özellik yazıyorlardı. Bu ilanlarda istenen özelliklerin birkaç tanesi bende var ise ilanlara başvuruyordum. Bazen hiçbiri bende olmasa bile o ilana başvurabiliyordum, çünkü bu bana bir şey kaybettirmiyordu. Ancak diğer yandan bazı ilanlarda yazanlardan ve istenenlerden fazlası bile bende olsa onlara başvurmayabiliyordum. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bazı firmalar çok küçük olduğu için, bazıları ne aradığını bilmediği için diğer bazıları ise çalışmayı düşündüğüm sektörde olmadığı için ilanlara başvurmuyordum. Sonuç olarak her gün birkaç yeni ilana başvuruyordum. Haftada bir ya da iki tane iş görüşmesine çağrılıyordum. Beni iş görüşmesine çağıran firmaların birçoğu çalışmayı isteyebileceğim firmalardı ancak hepsinin böyle olduğunu söylemek çok zor. Tabi iş ilanlarına başvururken şunu da unutmamamız gerekir. Bir firma bizi iş görüşmesine çağırır ise ve bu iş görüşmesine gitmez isek bu bizi olumsuz yönde etkiler.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş aramak ve bulmak için diğer bir yöntem okuldan hocalarımızı ve çevremizdeki ailemizi ve arkadaşlarımızı iş aradığımızdan haberdar etmektir. Hocalarımıza güzel bir şekilde hazırladığımız özgeçmişlerimizden birer tane yazıcı çıktısı olarak birer tane de Word belgesi olarak verebiliriz. Üniversite hocalarının iş dünyasından tanıdıkları olması çok doğaldır. Bu nedenle size referans olabilir ve sizi çevrelerindeki bazı firmalara önerebilirler. Bu şekilde işe girmiş arkadaşlarım olduğu için bu yöntemi kesinlikle size öneririm. Sadece hocalarınıza değil çalışan ve çalışmayan arkadaşlarınıza, akrabalarınıza nasıl bir iş aradığınızı anlatın ve bilgi sahibi olmalarını sağlayın. Ailemden kişilerin aracılığı ile iş görüşmesi yaptığım için bunu da kesinlikle size öneririm. Arkadaşlarınızın çalıştığı firmalar eğer eleman arıyor ise arkadaşınız aracılığı ile veya kendiniz direkt özgeçmiş gönderebilirsiniz. Firma arkadaşınızdan memnun ise sizinle ilgilenecektir. Bu firma için de iyi bir yöntemdir. Çünkü diğer türlü hiçbir fikir sahibi olmadıkları insanlar ile iş görüşmeleri yapmaları gerekecektir.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş aradığınız alanda faaliyet gösteren firmalara iletişim bilgilerini öğrenerek kendi özgeçmişinizi gönderebilirsiniz. Bu şekilde Koç sitemde işe başlamış bir arkadaşım var. Arkadaşım koç sistemin internet sitesinden özgeçmiş kabul ettikleri bir E-mail adresini öğrenmiş ve bu adrese kendi özgeçmişini göndermişti. Daha sonra Koç Sistemdeki görevliler arkadaşımı aradı ve iş görüşmesine çağırdı. Bir süre sonra arkadaşım Koç Sistemde çalışmaya başladı. Türkiye’de bu alanda iş yapan en iyi firmalardan bir tanesine girmiş oldu. Firmaların internet üzerinden özgeçmiş kabul etme yöntemleri farklı olabilir. Bazı firmalar kendi sistemlerinde size bir özgeçmiş hazırlatırlar, bu şekilde KOÇ insan kaynakları internet sitesinde çok uzun bir özgeçmiş hazırlamıştım. Diğer bazı firmalar özgeçmişinizi göndermeniz için internet sitelerinde E-mail adresleri sunabilir. Bazı firmalar ise bu iş için özel bir adres veya sistem sunmaz siz firma yöneticilerinin E-mail adreslerine özgeçmişlerinizi gönderebilirsiniz.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş bulmanın çok daha farklı yolları da vardır. Gazete ve sitelere ilan verebilirsiniz, internet üzerindeki Google veya Yahoo guruplarına özgeçmişinizi gönderebilirsiniz, bazı firmalara posta yolu ile özgeçmişinizi gönderebilirsiniz, Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumuna başvurabilirsiniz ve eğer bir milletvekili tanıyor iseniz onunla görüşebilirsiniz. Aslında iş bulmak için yola çıktıysanız her gün aklınıza yeni yöntemler gelecektir.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;İş Görüşmesi Nasıl Yapılır&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yukarıda belirttiğimiz yöntemlerden herhangi birisini kullanarak bir firmanın sizi iş görüşmesine çağırmasını başardınız! Aslında bu henüz bir başlangıçtır. Henüz yolun başındasınız ama yolun sonuna da çok mesafe yok. Tek yapmanız gereken iyi bir iş görüşmesi yapmak. Her şeyden önce iş görüşmesinin çok önemli olduğunu, siz ne kadar bilgili ve deneyimli olursanız olun işverenin kararını sizinle yaptığı görüşmeye göre vereceğiniz unutmayın. Görüşmeye gitmeden önce firma ve iş ile ilgili elinizdeki tüm kaynaklardan bilgi edinin. Firmanın iş ilanını tekrar okuyun ve var ise internet sitesinden hangi alanda faaliyet gösterdiklerini öğrenin. Bu alan ile ilgili araştırma yapın ve size görüşmede sorulabilecek sorulara hazırlanın. Bunun çok uzun bir araştırma olması gerekmiyor. Sadece temel konulara göz gezdirmeniz yeterlidir. Özgeçmişinizi yanınıza alın. Eğer var ise eğitim sertifikalarınız, daha önce yaptığınız proje örnekleri ve referans mektuplarınızı yanınıza almalısınız. Bu hem kendinizi iyi hissetmenizi hem de işverene kanıt sunmanızı sağlar. İş görüşmesine zamanında gitmek çok önemlidir. Bunun için gecikme olabilecek durumları önceden tahmin edin ve evinizden buna göre çıkın. Yolda terlememeye ve üzerinizi kirletmemeye özen gösterin. İş görüşmesinden önce bir aynada kendinize bakmanız yararınıza olacaktır. Kıyafetleriniz düzenli ve temiz olmalıdır. Eğer bir takım elbiseniz var ise bunu giyebilirsiniz. Ancak kıyafetin önemi her işe göre farklı olabilir. Bazı iş başvurularında takım elbise giymek veya günlük kıyafetinizle görüşmeye gitmeniz çok fark etmeyebilir ama yine de bir takım elbiseniz var ise bunu kullanmanızı tavsiye ederim. Bayanlar çok parfüm ve boya kullanmamalıdır. Birçok işveren bundan rahatsız olmakta bu da sizin görüşmeden alacağınız puanları düşürmektedir. En iyi yapabileceğiniz şey doğal ve düzenli bir şekilde görünmektir. Firmaya gittikten sonra iş görüşmesi için geldiğinizi belirtmeniz yeterli olacaktır onlar sizi yönlendirir. Daha sonra görüşme yapacağınız kimselerin karşısına çıkartılırsınız. Görüşmeye başlamadan önce bunun bir mahkeme salonu değil, iki tarafın birbirini anlamaya çalıştığı bir görüşme olduğunu düşünün lütfen. Siz de firmanın tam olarak ne istediğini ve çalışma şartlarını öğrenmelisiniz. Birçok kimse bu şartları görüşmediği için daha sonra sıkıntılar yaşamaktadır. Hangi şartta olursa olsun iş görüşmelerinde nazik ve kibar olmak gerekir. İşveren sizi sıkıştırıyor ve zor sorular soruyorsa bile sakin olun ve gerekirse soruları cevaplamayın. Soruları yanıtsız bırakmak nazik olmayan yanıtlar vermekten her zaman daha iyidir.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Görüşmeye başladığınızda ilk olarak selamlaşma faslı olur. Selamlama bölümünden sonra sizden kendinizi anlatmanız istenecektir. Bu kısımda olabildiğince önemli gördüğünüz tüm konulardan bahsedin. Daha önce bahsetmek istediğiniz konuları bir kâğıda not almanız işinizi kolaylaştıracaktır. Ayrıca yanınızda kâğıt ve kalem getirirseniz gerekli durumlarda notlar alabilirsiniz. Kendinizi anlatırken işveren size sorular soracaktır. Bunlara olabildiğince dürüst ve sade bir şekilde cevap vermeye çalışın. Ne çok az ne de çok fazla ayrıntıdan bahsedin. Kendinizi anlattıktan sonra işveren kendi firmasından ve aradıkları elemanın özelliklerinden bahsedecektir. Eğer bunu kendileri anlatmaya başlamaz ise siz sorular sorabilirsiniz. Burada aklınıza gelen ve önemli gördüğünüz konuları mutlaka sorun. Nasıl bir pozisyonda çalışacağınızı, çalışma saatlerini, ulaşım için servis olup olmadığını, sağlık sigortasını, yemek olup olmadığını mutlaka öğrenin. Bu konuları tam olarak öğrendikten sonra not alın. Bunlar işveren size maaş beklentinizi sorduğunda işinize yarayacak. Görüşmeye gitmeden önce çevrenizde aynı işi yapanlar ve kendi beklentilerinizi göz önüne alarak bir maaş beklentisi oluşturmuş olmanız gerekir. Ben bir çok kimseden maaş beklentimi söylememem yönünde tavsiyeler aldı isem de işe başladığım firma ile iş görüşmemde maaş beklentimi söylemiştim. Size maaş beklentinizi sorarlarsa biraz önce bahsettiğim sağlık sigortası, ulaşım gibi konulardaki imkânları, firmanın büyüklüğünü ve durumunu, bu işi ne kadar isteyip istemediğinizi düşünüp bir maaş aralığı söyleyin. Tam olarak bir miktar söylemektense bir maaş aralığı söylemek daha doğru olacaktır. Bu noktadan sonra işveren görüşmeyi bir sona getirmek isteyecektir. Zaten konuşulacak çok fazla bir şey de kalmamış olması gerekir. Sizi tekrar arayacaklarını söyleyip göndereceklerdir…&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bir firma ile ilk iş görüşmenizden sonra firmanın sizi araması çok iyi bir işarettir. Genel olarak bir firma ilk görüşmenizden 15 gün veya daha fazla zaman geçmiş ise ve sizi aramıyor ise görüşme onlar açısından ya olumsuz geçmiş ya da henüz bir karara varmamış demektirler. Bu görüşmelerin bir günde bitmediğini ve işverenlerin tüm görüşmeler bittikten sonra bir karara vardığını unutmayın. Sizi ikinci görüşme için çağırıyorlarsa size bir teklif yapacaklar demektir. Bu görüşmede genellikle size soru sormazlar, ancak bazen daha yüksek mevkili bir yetkili görüşmeye katılabilir ve sizinle görüşebilir. Size yaptıkları teklifi dinleyin ve en kısa zamanda cevap vereceğinizi söyleyin. Eğer işe hemen başlamak istiyorsanız şartları konuşup hemen orada işi kabul edebilirsiniz. Eğer işi orada veya daha sonra kabul etmez iseniz arayışlarınız sürecek demektir…&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş görüşmesi yaptıkça iş arama tecrübeniz artacaktır. Her iş görüşmesinde biraz daha deneyim kazandığınızı göreceksiniz. Bu da zamanla eksiklerinizi görmenizi ve bunları düzeltmenizi sağlar. Böylece iş bulmaya her geçen gün daha çok yaklaşırısınız.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Sonuç&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş ararken bunun sabır gerektiren ve aynı zamanda zevkli bir iş olduğunu unutmayın. Eğer siz iş ararken kendinizi iyi hissetmiyor iseniz bunun sebeplerini düşünmeli ve onlardan kurtulmalısınız. Çünkü çalışmak iş aramaktan çok daha zordur ve sabır ister. Çalışma ortamına ayak uydurup uyduramayacağınız iş görüşmelerinden belli olur. Bunu kendiniz bile hissedebilirsiniz. Sabırla iş aramaya devam eder ve sürekli daha iyi neler yapabileceğinizi düşünürseniz mutlaka iş bulursunuz. Ancak kendinizi çok dar bir alanda sıkıştırır, kendinizi geliştirmez, sadece iş aramayı düşünür ve vaktinizi iyi değerlendirmez iseniz iş bulmanız zorlaşır. İş ararken tek amacınız iş bulmak olmamalıdır aynı zamanda iyi bir iş bulmak olmalıdır. Kötü şartlarda bir işe başlayıp daha sonra o işi bırakmaktan ise bu işe hiç başlamamak daha iyidir. Dilerim herkes iş ararken rahat olur ve hayalini kurduğu işi bulur.&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style=""&gt;Bazı Kariyer Siteleri&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;                            &lt;p class="MsoNormal"&gt;www.adecco.com.tr&lt;br /&gt;www.kariyer.net&lt;br /&gt;www.hrm.com.tr&lt;br /&gt;www.ikrehberi.net&lt;br /&gt;www.krm.com.tr&lt;br /&gt;www.manpower.com.tr&lt;br /&gt;www.recruitmenturkey.com&lt;br /&gt;www.secretcv.com&lt;br /&gt;www.eleman.net&lt;br /&gt;www.iyikariyer.net&lt;br /&gt;www.engelsizkariyer.com&lt;br /&gt;www.salomkariyer.com&lt;br /&gt;www.elemanbul.com&lt;br /&gt;www.turkcv.net&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5964339526144315484?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5964339526144315484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5964339526144315484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5964339526144315484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5964339526144315484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/08/i-arama-ve-kariyer.html' title='İş Arama Ve Kariyer'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-761614532204265479</id><published>2007-05-15T00:24:00.000+03:00</published><updated>2007-05-15T01:05:05.754+03:00</updated><title type='text'>Yoğun Gündem</title><content type='html'>Son bir aydır Türkiye çok kritik günlerden geçiyor.  Büyük bir iktidar mücadelesi var. Bir tarafta devletin çok önemli yerlerinde bulundan ve kök salmış bir zihniyet diğer tarafta halkın çoğunluğu ile iktidar olmuş bir parti var. CHP ve bir kısım medyanın oluşturduğu devletçi kanat AKP'nin ne şartla olursa olsun Cumhurbaşkanı seçimlerinde kendi adayını bu göreve getirmesini istemiyor ve bunu açıkça da dile getirdiler. Türkiye 68 milyon insanıyla batsa da yıkılsa da yok olsa da bu insanlar muhafazakar bir insanın Cumhurbaşkanı olmasını istemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu bir çok açıdan değerlendirilebilir. Son bir ayda yaşananlar yeterince derinlemesine incelenirse kitaplara ders olacak nitelikte. Bütün olanlar müsbet değil ama öyle gelişmeler yaşandı ki artık bu da olmaz diyesimiz geldi. Herkes katlarını bir bir açtı ve içindekileri dışına döktü. Ana başlıklarıyla bu süreçte olanlarla ilgili fikirlerimi dile getirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şu andaki Cumhurbaşkanımızın nasıl seçildiğine değinelim. Bundan 7 sene önce tüm partiler Sezer ismi üzerinde karar kıldı ve Sezer Cumhurbaşkanı oldu. O günlerde ben de dahil Sezerin ufku geniş bir insan olduğunu düşünüyorduk. Ancak herkesin mutabakatı ile seçilen sezer bu 7 yılda özellikle son 3,4 senede sanki CHP nin sözccüsü ya da üyesi gibi hareket etti. Yaklaşık 100 yasayı meclise geri gönderdi, daha önceki Cumhurbaşkanları için bu sayı 20-30 kadardır. Ayrıca açıklamalarında hükümetin tezlerine karşı cephe aldı ve CHP tezlerini savunur göründü. Sonuçta siyasetin içine girdi ama çok acıdır ki taraf olarak yani bir tarafı diğer tarafa karşı tutarak bunu yaptı. Hiçkimse Sezerin tarafzı bir cumhur başkanlığı yaptığını iddia edemez. Tabi bu durum Türkiye için iyi midir kötü müdür ayrıca tartışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde Sezerin görev süresi doluyor bu nedenle de kanunlara göre meclis ki adı TBMM dir yani Türkiye Büyük Millet Meclisidir, yeni bir Cumhur başkanı seçmek için toplandı. AKP yeterince milletvekili olduğu için cumhurbaşkanını seçmek için en iddialı parti olarak görünüyordu. CHP bu ortamda Tayyip Erdoğanın aday olmaması gerektiğinden başka hiçbir görüş dile getirmedi, bu süreçte son 5-6 ayda sadece Erdoğan köşke çıkmamalı dediler. Bu gerginliği arttırdı ve sonuçta Erdoğan aday olmadı ve Abdullah Gül'ü aday olarak gösterdi. CHP bir iki gün sessiz kaldıktan sonra Gül'ün adaylığına da karşı olduğunu söyledi. Daha sonra hukuki bir tartışma başladı ve meclisin Cumhurbaşkanlığı seçimini CHP partisi Anayasa Mahkemesine getirdi. Bunu bir cuma günü yaptılar ve aynı akşam Türk Ordusu veya Türk Ordusundan bir kısım subaylar veya komutanlar bir basın açıklaması yayınladı ve buna muhtıra diyenler oldu. Ertesi gün yani cumartesi günü  tüm televizyonlarda bu konuşuldu ve bazı yorumcular hükümet derhal istifa etmelidir Gül adaylıktan çekilmelidir dediler. Hükümet te bu açıklamanın Anayasa mahkemesini etkilemeye yönelik bir açıklama olarak algılanacağını söyledi. Ertesi günlerde mahkeme henüz kararını açıklamamış ike CHP başkanı Baykal, eğer mahkeme bizim itirazımızı kabul etmez ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal etmez ise Türkiyede çatışma olur dedi. Ben bu sözü tarihi bir yanlış bir gaflet olarak görüyorum. Baykal gelecekte bu laflarını kendi torunlarına bile anlatamayacaktır. Artık baykal için siyasetçi tanımlaması yapmak bence yanlıştır. CHP için de bu geçerli olabilir. Çünkü askerin bildirisi üzerine konuşan CHP temsilcisi Onur Öğmen, biz askerin bu açıklamasına destek veriyoruz, bu açıklama bizim söylemlerimiz ile örtüşüyor dedi. Yani bir siyasetçi orunun kendileri ile aynı fikirleri paylaşmış olduğunu söyleyebildi. Daha sonra YÖK denen ve Türkiyedeki üniversiteleri yönetme görevini üstlenen kurumun başkanı da yine tarihi bir gaf yaparak Baykal gibi mahkemenin seçimleri reddetmesi haline çatışma çıkacağını söyledi. Tüm bu söylenenlere medya da destek  verdi ve sonuçta mahkeme seçimleri iptal etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iptal kararı kanımca tek başına Türkiyenin ayıbıdır. Her zaman yaşadığımız bir Türkiye gerçeğini tekrar suratımızda bir şamar gibi hissettik. 50-60 yaşında insanlar 5 yaşında çocuklar gibi hareket etti ve bundan hiç utanmadı ve sıkılmadılar. Kendilerinin maaşlarını veren bu milletin temsilcisi olan meclisin bir kararını hem de cumhur başkanı seçimi ile ilgili kararını iptal ettiler. Sonuçta öyle komik bir tablo ortaya çıktı ki gerçekten gülsek mi ağlasak mı bilemiyorum. Çünkü bu karardan sonra meclisin 3 te 1 lik çoğunluğuna yani yaklaşık 180 milletvekiline sahip lan bir parti ben meclise girmem der isem eclis Cumhurbaşkanını seçemez hale geldi. Bu kısaca azınlığın çoğunluğa hükmetmesi olarak isimlendirildi ki tam olarak doğru bir değerlendirme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resme şöyle bir bakarsak Ordu,Cumhurbaşkanı,CHP,Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinin başını çektiği medya ,Üniversiteler ve hukuk sistemi ki burada  genelleme yapmak çok zor, hükümetin karşısında yer aldı ve bir kamplaşma oluştu. Peki bu hükümet kimi temsil ediyor Milleti. Peki diğerleri kimi temsil ediyor hiç kimseyi. Hepsi bir kısım insanlar tarafından atanmış veya mecburen o görevlere gelmiş kimseler. Bir tek seçilmiş olarak CHP bu olayda AKP  nin karşısında yer aldı ki bu da gayet normal bir durum. Yani kısacası atanmışlar seçilmişlere karşı. Bu resim bana şunu anlatıyor, yıllardır Devlette kadrolaşan bir zihniyet, elindeki imkanları ve iktidarı bırakmak istemiyor ve burada benim borum öter diyor. Yani bu olayın ne türbanla ne laiklik ile ne de cumhuriyetin elden gitmesi ile bir ilgisi yok. Tamamen devleti ele geçirmiş kimselerin bu güçlerini lden bırakmak istememesi ve bence de bu son yaşananlar onların son çırpınışları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaylarda temel argüman AKP nin Cumhurbaşkanlığı makamına eşinin başı kapalı bir kimseyi getirmesine karşı çıkılması ve bunun laikliğe karşı olduğunun söylenmesi idi. Ancak bu tamamen yanlış bir düşünce. Çünkü bu kimseler Cumhuriyet elden gidiyor Laiklik elden gidiyor diyorlar. Bu iki kavramı da getirmiş olan Mustafa Kemal cumhurbaşkanlığı yapmış bir insan ve ne hazindir ki eşinin başı örtülü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta son 21 gün içinde yaşanan olaylar maskeleri düşürdü. Kanatimce bu olaylar bir çok hayırlara vesile olacak ve halkımız kimin ne olduğunu görecek. Ben bunu umud ediyor ve buna inanıyorum. Velhasıl halk bu olaylar karşısında görüşünü 22 Temmuz günü sandık başında gösterecek. Biz de bu kısa dönemde milletimiz için en hayırlı sonuçların ortaya çıkmasını diliyoruz....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-761614532204265479?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/761614532204265479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=761614532204265479' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/761614532204265479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/761614532204265479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/05/youn-gndem.html' title='Yoğun Gündem'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-2561558939956013059</id><published>2007-04-12T20:41:00.000+02:00</published><updated>2007-04-12T21:34:20.039+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='niyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bağlama'/><title type='text'>Bağlama ve Niyetler</title><content type='html'>Yakın zamanda bir dostumun bağlama dersleri aldığını öğrendim. Arkadaşım haftasonları derslere katılıyor ve toplamda haftada 6 saat ders alıyor.   Ben de bir müzik aleti çalmayı hep istemiş ancak bir türlü buna niyet edip başlayamamıştım. Arkadaşımın ders aldığını öğrendikten sonra ben de nasıl bağlama öğrenebileceğimi araştırmaya başladım. Öncelikle bahsetmiş olduğum arkadaşımın devam ettiği kursa devam etmeyi düşündüm ancak yeri benim evime çok uzak olduğu için vazgeçtim. Kendisi halk eğitim merkezinin kursuna gidiyor. Ben çevremde halk eğitim merkezi bulmaya çalıştım ancak pek başarılı olmadım. Bir arkadaşım ismek kurslarını önerdi. Bir sene kadar önce ismek kurslarında arapça eğitimi almayı planlıyordum ancak yeterince araştırma yapmadığım için bu niyetim yarım kalmıştı. Bu sefer de benzer bir şey oldu. Bugün ismek'in web sitesine baktım. Çok kapsamlı ve faydalı bir site hazırlamışlar. Daha önce niçin aklıma gelmedi bilemiyorum ama her türlü bilgi bu sitede mevcut. İsmek 50 ye yakın kurs merkezine sahip. Sanırım 20 kadar merkezde bağlama eğitimi veriyorlar. Bunlardan benim ilgimi en çok fındıkzade müzik ihtisas merkezi çekti.  Sanırım müzik konusunda uzmanların oluşturduğu bir merkez burası. Fatih semti nisbeten benim evime yakın ve bu semtte başka bir çok müzik eğitim merkezi ve müzisyen var. Yani müzik eğitimi için uygun bir bölge. Bunlar benim yüzeysel gözlemlerim, işin içinde olmadığım için bu söylediklerimden çok da emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmek internet sitesinden anladığım kadarıyla eğitimler eylül ayında başlıyor ve sene içinde devam ediyor. Şu sıralar kayıtlar kapalı gözüküyor. Telefon edip bilgi almask istedim ama siteden aldığım telefon numarası sürekli meşkul çalıyor. Bu nedenle ayrıntılı bir bilgi almış değilim henüz. Ancak ikinci yol olarak kendilerine email yazdım ve cevabını bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bahsettiğim kısa olay benim hayatımda sürekli yaşadığım yaygın bir sürecin bir örneği adeta. Bir çok alanda yapmak istediklerim var ancak bunların çoğu hiçbir şekilde hayata geçmiyor. Mesela yıllardır süzenli spor yapmak istiyordum ancak bu isteğimi ancak bir sene önce hayata geçirebildim. Diğer bir konu müzik. Senelerdir bir müzik aleti çalmak istiyorum ve çalanlara da gıpta ile bakıyorum. Diğer bir konu gezmek. İstanbulda oturuyor olmama rağmen İstanbulun tarihi ve kültürel mekanlarının çoğunu bilmiyorum ve gezmedim. Her fırsatta bu eksikliğimi gidermek gezmeye çalışıyorum ama tabi yine de belirli seviyede kalıyor. Bu bahsettiklerime kitap okuma, resim çekme gibi başka konuları da ekleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki niçin isteklerim ile yaptıklarım birbirine uymuyor. Acaba istediklerim uygulanması çok zor şeyler mi. Yoksa bunları yeterince istemiyor muyum? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Bir çok açıklama yapılabilir ama başlıca sebepler şunlar olmalı. İlk sebep bence tembellik. Yani genel anlamda tembel olduğumu söyleyemem ama kapasitemin çok az bir kısmını kullandığımı söyleyebilrim. Bu belki çağımızın bir problemi veya benim şahsi sorunum bilemiyorum ama bu bir gerçek. Üzerinde uğraştığım ve başarılı olduğum basit şeyler bana yeterli geliyor ve daha ileri gitmek istediğim ve sonuçlarını gördüğüm halde çok yavaş ve ağır davranıyorum. Mesela öss sınavında çok başarılı oldup çok iyi(Türkiye Şartlarında) bir üniveriste ve  bölüm kazandım. Ancak bu kadar çabaladıktan sonra çalışmak bana zor geldi ve üniversitede derslere  yeterli ilgi göstermedim. Derslere önem göstermemiş olmam beni hiç üzmüyor. Ama asıl beni üzen sankii hayat devam etmiyormuş gibi davrandım ve hayat ile bağlarımı zayıflattım. Sanki hayatın sonuna ulaştım, hedefim ve isteklerim kalmadı. Koskoca bir üniversite dönemini boş geçirdim. Bu dönemde bir veya birden çok müzik aleti çalmayı öğrenebilirdim. Binlerce sayfa kitap okuyabilir hatta belki bir iki tane de yazabilirdim. Ayrıca onlarca tiyatro oyununu seyredebilir, müzik konserine gidebilirdim. Bunların yanında spor yapabilirdim. Yüzmek için havuza gidebilir, futbol oyanayabilir veya düzenli olarak koşabilirdim. Ama bunların çoğunu yapmadım. Evden okula, okuldan eve gittim. Bu seneler benim için büyük bir ders oldu. Ben bunu tembellik olarak değerlendirdim. Belki bunun tembellik dışıda bir ismi vardır, mesela yılgınlık, bezmişlik gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir sebep, yani isteklerimi gerçekleştirmemi engelleyen, niyet etmemem belki de neye niyet edeceğimi bilmiyor olmamdır. Yani spor yapmak iyidir güzeldir ama niçin iyidir. Bunu tam olarak bilmek çok zor. Şimdilerde spor yapmanın önemini kavrıyorum çünkü bir çok rahatsızlığım ve sağlık problemim ortaya çıkmaya başladı.  Tabi spor yapmak sadece sağlık yönünden faydalar sağlamıyor, yeni bir çevre edinmek için, stresi yenmek için de bize yardımcı oluyor. Senelerdir sürekli stres yaşıyor olmama rağmen spor yapmadım. Sporun strese etkilerini biliyordum ama aslında tam olarak ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Yani spor yaptıktan sonra gerçekten beni nasıl etkileyeceğini, bana getireceği faydaları göremiyor, hissedemiyordum.&lt;br /&gt;Bu nedenle neye niyet edeceğimi bilmiyordum diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebepler arttırılabilir. Ancak sonuç ortada. Hayat devam ediyor, biz istesek te istemesek de. Bu nedenle hayat yokmuş gibi davranmanın bir anlamı yok. Hayatımız nasıl olsun istiyorsak bunu gerçekleştirmek için niyet etmeli ve sonrasında mücadele etmeliyiz. Tabi bu mücadelede tahmin edebileceğiniz gibi en büyük rakibizmiz kendimiz olacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-2561558939956013059?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/2561558939956013059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=2561558939956013059' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2561558939956013059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2561558939956013059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/04/balama-ve-niyetler.html' title='Bağlama ve Niyetler'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5911087176296153462</id><published>2007-03-05T00:11:00.000+02:00</published><updated>2007-03-05T00:13:37.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yıldız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Yadigar-ı İstanbul</title><content type='html'>İstanbul Beşiktaş semtinde Yadigar-ı İstanbul sergisi açıldı. Beşiktaş bundan yüz yıl kadar&lt;br /&gt;önce 2. Abdülhamid Han'ın köşkünün bulunduğu ilçedir. Meşhur Yıldız sarayı halen buradadır&lt;br /&gt;ve yılız üniversitesi de bu sarayın binaları üzerinde kurulmuştur. Bu haftasonu Yıldız sarayında&lt;br /&gt;bir sergi açıldığını öğrendim ve ilgimi çekti. Çünkü bu dönemde 2. Abdülhamait'in hayatını ve siyasetini konu alan bir kitap okuyorum. Bu kitapta padişahın fotoğrafa olan ilgisinden ve fotoğrafçılara verdiği önemden bahsediliyordu. Osmanlı ülkesinin önemli binalarının mesela okullar, istasyonlar,valilik binaları gibi yapıların resimlerini çektirip Amerika Meclisine gönderdiğini bu kitaptan öğrendim. Çok ilgimi çekti ve internette aaştırma yaptım. Gerçekten de amerikaya 1-2 bin tane resim gönderilmiş ve bugün bunlar Amrika Konseyinin web sistesinde yayınlanıyor. Bu web sitesinin altyapı eksikliğinden dolayı reismlere ulaşamadım ancak bu olayın vuku bulmuş olması bile çok önemli. Çünkü tarih okudukça o günlerin resimleri niçin elimizde yok diye üzüliyor idim. Osmanlının yıkılış döneminde dahi tarih kitaplarının yazacağı birçok güzel hadiseler yaşanmış. bunları anlatan resim ve belgeler niçin bu kadar az bilemiyorum. Belki çok belge var ama benim haberim yok. Veya gerçekten de günümüze çok az belge ulaşabildi. Bu sorular zihnimi kurcalarken yukarıda bahsettiğim serginin açıldığını öğrendim ve çok mutlu oldum. Henüz sultan üzerine yazılmış olan kitabı bitirmeden kendisinin kitapta da bahsi geçen çalışma ve ilgi alanlarından bir tanesinin uzantılarını görme fırsatı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yadigar- İstanbul beşiktaş yıldız sarayında düzenlenen, girişi ücretsiz olan bir fotoğraf sergisi. Tüm fotoğraflar 2. Abdülhamit devrinde devrin ünlü fotoğrafçılarına çektirilmiş. Abdülhamitin tüm osmanlı topraklarının fotoğraflarını çektirdiğini biliyorum. Bunlar yaklaşık olrak 30.000 tane kadar resimden oluşan bir koleksiyon oluşturuyormuş. Bu büyük koleksiyonun içinden seçilmiş olan 150 kadar fotoğraf Yadigar-ı İstanbıl sergisinde ziyaretçilerini bekliyor. Sergi salonu iki kattan oluşuyor. Ne büyük ne de küçük bir salon. Güzel bir tasarım ve düzenlemesi var. Binanın kendisi Yıldız saayına ait ve tahminim odur ki Sultanın zamanında kalma. Koleksiyondaki tüm resimler kaliteli. Benim dikkatimi çeken bir kaç resim oldu. Özellikle sirkeci karaköy arasındaki köprünün resmi çok güzeldi. Resimde hiç otomobil yok,bu diğer resimler için de böyle. Sadece at arabaları var. Köprünün tam ucunda küçük bir kulübe var. Bu kulübenin öyle bir otantik yapısı var ki ben bu şehirde mi yaşıyorum dedim kendi kendime. Diğer tüm resimlerde bu otantik yapı hakim. Atlar,at arabaları, tekneler, insanlar gerçekten farklı bir çağdan. Diğer dikkatimi çeken bir resim sultanahmeette bulunan çeşme oldu. Resmi gördükten sonra çeşmenin kendisini hatıd ancak en kısa zamanda bu çeşmenin şimdiki halini görmek istiyorum. Diğer gözümü alan resm, yelkenli gemilerin sahile sıra sıra çekilmiş olduğu, istanbul sahilinden küçük bir bölümü gösteren resimdi. Bunlara benzer bir çok resim var bu sergide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergi bittikten sonra tüm resimlerin bir kitap haline getirilmesi planlanıyormuş. Bunu duyunca önce sevindim ancak görevli bayan kitabın ücretini söyleyince hem şaşırdım hem de biraz üzülüm. Kitabın ücretini merak ediyorsanız sergiye gidip kendiniz sormalısınız çünkü burada dile getirmeyeceğim. Velhasıl benim açımdan bu sergiyi gezmek çok şey ifade ediyordu. Yanlız önemli bir nokta sergi sabah 10 akşam 18 saatleri arasında, her gün açık. Ben bir arkadaşımla serginin olduğu binaya saat 17.45 te vardım. 15-20 dakikada resimlerin bir çoğunu görebildik ama bir çok kitabı göremedim. Serginin genel havasını aldım ancak yine de diğer fotoğrafları görmek için tekrar Yıldız sarayına gitmei planlıyorum. Sizleri de tarihimizin en bilinmeyen dönemlerinden birinde istanbulumuzun nasıl da ışıl ışıl parladığını&lt;br /&gt;görmeye davet ediyorum ve iyi seyirler dilyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5911087176296153462?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5911087176296153462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5911087176296153462' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5911087176296153462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5911087176296153462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/03/yadigar-istanbul.html' title='Yadigar-ı İstanbul'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-2249525138060335769</id><published>2007-02-18T23:28:00.000+02:00</published><updated>2007-02-18T23:33:38.328+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='osmanlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>2. Abdülhamit ve Denizaltısı</title><content type='html'>Sultan 2. AbdülHamid osmanlı imparatorluğunun son padişahlarından bir tanesi. Son günlerde Mustafa Armağanın "Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" kitabını okuyorum. Tarih kitapları her zaman ilgimi çekmiştir. Abdülhamit ile ilgili kitaplara diğer tarih kitaplarına nazaran daha fazla ilgi gösteririm. Bu ilginin belki de temel sebebi Abdülhamit'in kendi zamanında ittihatçılar şimdilerde de batı düşüncesini destekleyenler tarafından sevilmemiş olmasıdır. Kitabı almamın üzerinden sanırım 2-3 aylık bir zaman geçti. Kitapyurdu.com internet sitesinden yaptığım ilk online alışverişimde aldığım bu kitap, bununla birlikte aldığımdiğer kitaplardan sonraya kaldı. Ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim. Sayın Armağan kitabın önsözünde de belirttiği gibi akademik ve popüler kitap türlerinin bazı özelliklerini kitapta kullanmış. Kullandığı dil açık ve sürükleyici. Kitabın içine serpiştirilmiş parça parça hikayeler anlatımı bölmekle birlikte kitabı sıkıcı bir tarih kitabı olmaktan çıkarmış. Henüz kitabın üçte birini okuyabildim. Buraya kadar yazar sultanın kişisel özelliklerinden, ilgi alanlarından bahsetti. Siyasi düşünceleri ve icraatları ile ilgili bölümler kitabın bundan sonraki sayfalarında. Kitap ile ilgili bu yazıyı, kitabı okumayı bitirdikten sonra yazmayı planlıyordum. Ancak son birkaç gün içinde kitaptan edindiğim izlenim ve internetten okuduğum yazılar beni bu yazıyı yazmaya itti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar sık sık Abdülhamit'in osmanlı imparatorluğunun yıkılmasını geciktirdiğini ve bu gecikmenin çok büyük felaketleri engellediğini belirtiyor. Kitabın geneline yayılmış olan bu fikri biraz tarih okursak dahi kabul ederiz sanırım. Tarihe 83 harbi olarak geçen meşhur Osmanlı-Rus savaşı Abdülhamit Han'ın saltanata geçmesinden 2 yıl sonra başladı ve Osmanlı için çok büyük bir yenilgi oldu. Bu büyük savaştan sonra 30 yıl tahtta kalan padişah Osmanlının büyük miktarlarda toprak kaybetmesini ve dağılmasını engelledi. Çöküşü erteledi. Kendisini tahttan indiren İttihatçılar, iktidarı ele aldıktan sonra imparatorluk öyle bir çöküş yaşadı ki, bir kaç yıl içinde binlerce kilometre toprak elden çıktı, yüzbinlerce asker savaşlarda ya şehit düştü ya da yaralandı. Bu millet kendini silkeleyip ayağa kalkmasaydı, koca imparatorluk tamemen elden çıkacak ve tüm halk esir olacaktı. Bu gerçekler böyle olmasına rağmen  kendi döneminde de bugün de Abdülhamit'i sevmeyen çevrelerin sesleri öyle güçlü çıkıyor ki toplumda Abdülhamit ile ilgili olumsuz bir genel kanaat oluşturmaya muvaffak olabiliyorlar. Aslında böyle bir kanaatten söz etmek te çok mümkün değil. Bu kitabı okuduktan sonra bir kez daha farkettim ki tarih bilgim/bilgimiz çok eksik. Aslında eksik değil, hiç yok. Abdülhamit Han'ın ömrünü geçirdiği Yıldız Sarayı'nı gezmiş olmama ve oradaki görevlilerden bir çok bilgiler almış olmama rağmen, bu kitaptan öyle çok şey öğrendim ki, Abdülhamt Han'ı  yeniden tanıdım. Millet olarak son bir kaç yüzyılda en eksik kaldığımız alan ilim öğrenme ve öğretmede oldu. 20. yüzyılın blgi çağı olması bu eksikliğimizin etkilerini bir kat daha arttırdı. Sahip olduğumuz kıymetleri değerlendiremedik. En önemlisi islam dinine dahi sahip çıkamadık ve hayatımızda uygulayamadık. Umarım ilme olan ilgimiz giderek artar ve gerçekleri görmeye başlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta Abdülhamit Han'a olan saygımı arttıran ve ne kadar ileri görüşlü bir padişah olduğunu bana gösteren, onun denizaltı teknolojisine olan ilgisi oldu. Kendi döneminde henüz savaşlarda kullanılabilecek seviyede denizaltı sayısı yok denecek kadar azdı. İngilterede denizaltı üretmek için rakipleriyle mücadele veren isveçli yatırımcı Nordenfelt'in çalışmalarını takip eden Abdülhamit ona maddi ve manevi destek oldu. Nordenfelt ilk gemisini yunanistana sattı. Bu Abdülhamit'in denizaltı almaya olan ilgisini daha da arttırdı. Sonunda istediği denizaltıyı aldı ve haliçte test etti. Bu testlerde tarihte ilk kez bir gemi su altındayken torpido attı. Bu küçük ama önemli hadiseyi ilk kez öğrendim. anlış hatırlamıyorsam bunu bir internet sitesinden okudum. Mustafa Armağanın kitabında denizaltı ile ilgili bölüme sadece göz attığım için bu bilgiye yer verip vermediğini bilemiyorum. Ancak abdülhamitin bu derece yeni bir teklojiye önem vermesi ve yatırım yapması onun ilme ve ilerlemeye verdiği değeri gösterir. Yunanistan ile bir savaş arifesinde olunması sultanı daha da heyecanlandırmış ve bu gemiye olan ilgisin arttırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan ile ilgili ilk defa öğrendiğim diğer bir konu ise Amerika Kongresine gönderdiği resim albümleri. Amerika o zamanların yükselen süper gücü idi. Bunu gören sultan ülkesindeki gelişmeyi ve ilerlemeyi batıya göstermek için tüm ülkenin resimlerini usta fotoğrafçılara çektirdi ve albüm haline getirdi. Bu albümlerde toplam 1800 civarında resim vardı. Bu resimlerde tren yolları, istasyonlar, okullar, öğrenciler, öğretmenler, saraylar, askerler, gemiler, mimari özelliği olan binalar ve niceleri vardı. Amerikalıları bu resimler ne kadar etkiledi bilemiyorum ama bende çok büyük bir ilgi uyandırdılar. Tarihi fotoğrafları şahsen çok seviyorum. Belki de bunun sebebi tarihimizi anlatan resimlerin az olması. Ama sadece amerikaya padişashın iki bine yakın resim göndermesi, onun döneminde ne kadar çok resim çekildiğini bize gösteriyor sanırım. Bu resimlerin internette yayınlandığını sayın Armağanın kitabından öğrendim ve hemen araştırdım. Kitapların bulunduğu siteyi buldumama sadece iki tane resme ulaşabildim. Diğer resimlere ulaşmak mümkün değil. www.loc.gov adresi Amerikan Konseyinin web sitesi. Ancak bu site çalışmıyor. Bu bende düş kırıklığına yol açtı ama çok önemli değil. Abdülhamit Han'ın bu kadar resmi çektirdiğini öğrenmek bile benim için çok değerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet üzerinden sultan ile ilgili araştırma yapınca karşıma hemen Ermenilerin iddiaları çıktı. Bu konu şu sıralar gündemde olduğu için yorum yapmak istemiyorum. Ama kısaca şunu söyleyeyim, Osmanlının ermenileri katlettiğine inanmıyorum. Şayet böyle birşey omuş olsaydı daha o yıllarda bunun cezası Türkiyeye ve Osmanlıya kesilirdi. Ancak yine de bu konudan yapılacak Tarihi araştırmaların desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Tarihimizde böyle bir yanlış var ise, bunu hesabı da verilmeli. Ancak ben böyle bir şeyin olmuş olabileceğine kesinlikle inanmıyor ve ihtimal vermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarihimizde yaşanan bunca acı ve yıkıcı hadiseye rağmen, Abdülhamit gibi&lt;br /&gt;vatansever ve açık görüşlü insanların mücadeleyi bırakmamış olması benim gelecek adına umutlarımı arttırıyor. Geçmişte milletimiz bu derece zor hadiselerin içinden çıkmayı başarmış ise bugün içinde bulunduğumuz rahat ve müreffeh şartlarda elimizden daha fazlasının geleceği ve gelmesi gerektiği aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülhamit Han'ın hayatı ve uygulamaları ile ilgili daha bir çok bilgi sayın armağanın kitabında mevcut. Burada anlatmadıklarımı kitapta bulabilirsiniz. Umarım bu kitapta verilmek istenen mesajı milletçe anlar ve kavrarız. Dünyaya bakışımızı bir daha gözden geçirir ve ayaklarımızın üzerinde durmayı öğreniriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-2249525138060335769?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/2249525138060335769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=2249525138060335769' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2249525138060335769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2249525138060335769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/02/2-abdlhamit-ve-denizalts.html' title='2. Abdülhamit ve Denizaltısı'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5463506666794025374</id><published>2007-02-04T18:54:00.000+02:00</published><updated>2007-02-04T19:01:01.096+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bakış Açısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YouTube'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yatırım'/><title type='text'>Türkiyeden YouTube Çıkar mı?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Son zamanlarda bilişim sektöründe çokça konuşulan konulardan biri YouTube sitesinin 1.6 milyar satılması idi. Bu sektörde bu derece büyük rakamlar konuşulmadığı için bu satış haberi az da olsa şaşkınlıkla karşılandı. Ayrıca herkesin aklına her zaman olduğu gibi niçin bizden YouTube gibi firmalar çıkmıyor sorusu geldi. Bu büyüklükte bir sitemiz olmadığı doğru. Internet üzerinde buna benzer bir başarı göstermiş herhangi başka bir firma veya &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;sitemiz de yok. Peki bizim bu siteleri yapanalrdan eksik bir yanımız mı var? Onlarda olan ve bizde olmayan birşey mi var? Bu konudaki yazılarda ve konuşulanlarda genellikle teknolojik olarak ve finansman açısından çok gerilerde olduğumuz dile getirildi. Internet kapastemiz sadece YouTube sitesinin ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Ayrıca bu firmanın kurulma zamanlarında Google da olduğu gibi milyon dolarlar seviyesinde krediler alınmış ve kullanılmış. Sonuçta internet ortamında da iş yapmak için kaynağa ihtiyç var. Bu kaynak sizde yoksa kredi yoluyla veya başka şekillerde temin etmeniz gerekiyor. Bizde internet üzerinde iş yapan firmalara kredi verilmesi az rastlanır bir durum. Çünkü toplumun büyük bir kısmı internetten para kazanıldığını dahi bilmiyor.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yukarıda sıraladığım sebeplere benzer bir çok farklı sebep sayılabilir. Yani YouTube gibi çok iyi fikirleri hayata geçirenlerin bizde olmayan avantajlarını sayabiliriz. Ancak kanatimce biz meselelere bu şekilde bakmaya devam edersek sadece bugün değil gelecekte de bizden buna benzer uygulamalar çıkması çok zor. Neden mi?&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Genel bir değerlendirme yapmadan önce YouTube ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum. YouTube şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen 10 sitesinden biri. Bu 10 site o kadar büyük ki, dünya üzerinde internet kullananların belki de tamamı mutlaka bir şekilde bu siteleri ziyaret ediyor. Bu büyüklükte bir sitenin Türkiyede ve Türkçe olması mümkün değil. Çünkü dünyada bu kadar Türkçe bilen insane yok. Nasıl okyanuslarda balina yaşarken Akdeniz veya Karadeniz gibi küçük denizerde yaşamıyorsa, Türkiye gibi nüfusu az olan ayrıca internet kullanımı yaygınlaşmamış bir ülkede bu büyüklükte bir site çıkmasını beklemek sadece hayal olur. Ancak şunu söyleyebiliriz. YouTube sitesini kuranlar Türk olabilirdi. Yani site ingilizce olurdu ama sahipleri Türkiyeden olabilirdi. Bunu ne engelledi?&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biz hala devlet bize yetişsin bizi kurtarsın diyerek yaşamış olan dedelerimiz gibi refleksler üretiyoruz. Imkansızlıklar her zaman bizi engelliyor ve elimizi kolumuzu bağlıyor. Bu bakış açımızı değiştirip eksiklerimizi gidermenin makul yollarını bulmaya çalışsak ve bulduğumu çözümleri güzelce uygulasak bizden de bir çok dahice fakir ve uygulama çıkacağına eminim. Ancak herşeye başlamadan önce düşünce sistemimizi, bakış açımızı düzeltmeli kendimize daha çok güvenmeliyiz. Tabi ki kağı üzerinde veya zihnimizde kalan bir güven birşey ifade etmeyecektir. Ayakları üzerinde basan ve kendine güvenen her müteşebbis, usül ve erkan biliyorsa internet dahil her ortamda başarılı olur.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yatırımcı Bakış Açısı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Peki bizden de YouTube’lar çıkması için ne yapmalıyız. Öncelikle altyapımızın bu büyüklükte bir iş için yeterli olmadığını &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Kabul&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:City&gt; etmeliyiz. Ancak şöyle bir gerçek var YouTube ve diğer büyük siteler ilk kurulduklarında bu kadar çok insane tarafından ziyaret edilmiyorlardı. Yani bugün ihtiyaç duydukları devasa veri saklama veya iletme birimlerine ihtiyaçları yoktu. Bu nedenle Türkiyede bile basit bir teknoloji ile YouTube benzeri bir site yapmak mümkün. &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Eğer&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:City&gt; siteniz beklediğiniz ilgiyi görür ve sisteminiz yetersiz kalırsa yurt dışından çok daha ucuza ve istediğiniz kadar veri depolama veya iletim (bandwidth) hizmeti alabilirsiniz. Ayrıca YouTube sitesi gibi bir siteyi geliştirmek hiç te zor değil. Küçük bir programcı takımı bile buna benzer bir siteyi geliştirebilir. Ayrıca proje belirli bir aşamaya geldikten sonra yurt içinden veya yurt dışından finansman desteği almak ta hiç zor olmayacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sonuç olarak bizden de bu derece talep gören bir proje çıkması için bunu yapabileceğimize inanmamız ve projemizi iyi planlamamız gerekir. Biraz once okuduğum bu yazıda olduğu gibi sadece projenizin finansman gereksinimlerini hesaplar ama kime hitap edeceğinizi kimlerle rekabet edeceğinizi düşünmez iseniz başarılı olmanız mümkün değildir. Bu yazıda bir teknik insanın, mühendisin projeye bakışı yazılmış sanki. Halbuki bir iş kurarken teknik konular en son düşünülecek konulardır. Önce müşterileriniz kim olcak onlara nasıl ulaşacaksınız gibi soruların cevabını bulmak gerekir. Bunları düşünmeden uygulamaya geçerseniz harcadığınız para boşa gider elinizde hiçbirşey kalmaz. Burada teknik hesaplamalar önemsizdir demek istemiyorum, tabi ki çok önemlidir.Ancak önce projenin genel fizibilitesini yapmak gerekir. Acaba yatırdığınız parayı ne kadar zamanda kazanabileceksiniz? Karlılığınız ne olacak? Bu gibi soruları sormadan bir projeye başlamak sonu görünmeyen bir tünele girmekten farksız olur. Bu sorulara cevap bulmak için de biraz ekonomi bilgisine sahip olmak ve teknik bakış açısını bırakıp yatırımcı bakış açısına sahip olmak gerekir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5463506666794025374?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5463506666794025374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5463506666794025374' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5463506666794025374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5463506666794025374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/02/trkiyeden-youtube-kar-m.html' title='Türkiyeden YouTube Çıkar mı?'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-1214130304781764529</id><published>2007-01-25T17:56:00.001+02:00</published><updated>2008-02-17T21:32:38.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Antartika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='araştırma'/><title type='text'>Antartika Kıtası</title><content type='html'>Bugün Antartika ile ilgili internetten bir miktar araştırma yaptım ve çok ilginç bilgiler buldum. Antartika üzerinde insan yaşamı olmayan tek kıta. Bu kıtada yerleşik bir hayat yok. Sadece araştırma amacıyla orada ulunan bilim adamları ve bu devasa kıtayı görmek isteyen turistleri buraya geitren gemiler var. Antartika en rüzgarlı,  en soğuk ve en kuru kıta. Ayrıca yağış almadığı için çöl olarak kabul ediliyor. Wikipedi sitesinden aktardığım bu bilgiler uzayıp gidiyor. Ancak diğer tüm kıtalardan farklı olduğu bir gerçek. Ortalama sıcaklık -50 derece. Üzerinde hiçbir bitki yetişmiyor. Tüm dünyadaki buzların %90 ı burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde Türkiyenin de bulunduğu bir gurup ülkenin vardığı anlaşmaya göre Antartika ya asker çıkarmak , herhangi bir askeri aktivitede bulunmak yasak. Sadece bilimsel amaçlarla orada bulunmaya izin var ve buna herkesin hakkı var. Mesela Türkiye'den bilim adamları Antartikaya gidip araştırma yapabilirler. Ama biz üzerinde tartıştığımız basit konuları bırakıp oraya gidebilirmiyiz bilemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası Antartika ile ilgili bilgileri okurken sanki Mars veya Ay ile ilgili bir yazı okuyor gibi oldum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakamlarla Antartika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alanı (Toplam)                         :    14,000,000 km²&lt;br /&gt;Buz ile kaplı alanı                     :    13,720,000 km²&lt;br /&gt;Buz ile kaplı olmayan alanı     :     280,000 km²&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diger Kıtaların Alanları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asya                        :    43,810,582 km²&lt;br /&gt;Afrika                      :    30,221,532 km²&lt;br /&gt;Kuzey Amerika     :    24,490,000 km²&lt;br /&gt;Güney Amerika    :    17,840,000 km²&lt;br /&gt;Avrupa                   :    10,180,000 km²&lt;br /&gt;Okyanusya            :    8.970.000 km2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antarktika"&gt;Kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-1214130304781764529?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/1214130304781764529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=1214130304781764529' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/1214130304781764529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/1214130304781764529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/01/antartika-ktas.html' title='Antartika Kıtası'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-7105590257802109918</id><published>2007-01-08T17:41:00.000+02:00</published><updated>2007-01-08T17:51:38.926+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hücre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ders'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><title type='text'>İnsan Hücresi</title><content type='html'>Biraz önce insan hücresini anlatan bir &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=207697"&gt;video&lt;/a&gt;  seyrettim.  Okulda  biyoloji dersinde  insan hücresini öğrendik heppimiz.  Ne kadar karmaşık bir yapı olduğunu az çok biliyoruz.  Ancak bu video'yu gördükten sonra hücrenin bendeki statik izlenimi birden kendini daha dinamik ve hareketli bir yapıya bıraktı. Çünkü burada hücredeki herşey hareket ediyor. Sürekli bir devinim, oluşum ve yok olma var. Bir de yürüyen bir çift ayak var. Tam olarak bu ayakarın ne olduğunu anlamadım ama görünüşleri çok ilgi çekici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk yıllarımda TRT televizyonunda buna benzer bir video vardı. Damarlarımızı ve içindeki alyuvar, akyuvarları gösterirdi. O yaşlarda bu görüntüler o kadar ilgimi çekerdi ki bu program çıkınca hemen erkran başına geçerdim. O zamanlar tabi ki bu tarz görüntülerin nasıl oluşturulduğunu bilmiyordum. Ama bugün biraz önce bahsettiğim video'nun nasıl meydana getirildiğini ve bunu meydana getirnlerin hangi yeteneklere sahip olduğunu biliyorum. Sanırım büyüyoruz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-7105590257802109918?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/7105590257802109918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=7105590257802109918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7105590257802109918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7105590257802109918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2007/01/insan-hcresi.html' title='İnsan Hücresi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-6699581067423655859</id><published>2006-12-22T16:42:00.000+02:00</published><updated>2006-12-22T16:44:50.445+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kentsel dönüşüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deprem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir'/><title type='text'>Zeytinburnu Kentsel Dönüşüm Projesi</title><content type='html'>Kısa zaman önce Zeytinburnu belediye başkanına Zeytinburnunda uygulanması düşünülen Kentsel Dönüşüm Projesi ile ilgili sorularımı içeren bir e-posta göndermiştim. 15 Gün kadar sonra e-postama cevap geldi, bu cevabı burada yayınlıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYTİNBURNU KENTSEL DÖNÜŞÜM ve YENİLEME ALANI ( SUR TECRİT ALANI ) PROJELERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinburnu İlçesi’nin Kentsel Dönüşüm süreci 1999 Marmara Depremi ile başlamıştır. Deprem artık Türkiye, İstanbul ve Zeytinburnu için bir uykudan uyanış nedeni olmuştur. Bu uyanışla birlikte çalışmalar da başlamıştır. 2002 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Japon İşbirliği ajansı ( JICA ) ile mevcut durumu ve risk durumunu ortaya koyan bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda olası depremlere karşı senaryolar ortaya konmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;JICA raporusun ışığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dört büyük üniversite ( Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ) ile İstanbul Deprem Master Planını (İDMP ) hazırlamıştır. Bu çalışma ışığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zeytinburnu ilçesini pilot alan olarak seçmiştir. Böylece Zeytinburnu Pilot Projesi (ZPP) başlamıştır. Zeytinburnu için dönüşüm süreci başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede iki ana çalışma belirlenmiştir. Biri tarihi ve kültürel değerlerin bulunduğu sit alanında yapılacak olan yenileme projeleri; ikincisi afet riski öncelikli kentsel dönüşüm projeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinburnu Belediyesi; İmar ve Planlama Müdürlüğü, Planlama ve Harita Şefliği bünyesinde ZEŞAT’ı ( Zeytinburnu Şehircilik Atölyesi ) kurmuştur. Bu örgütlenme İstanbul Deprem Master  Planında Yerel Eylem Planlarında önerilen örgütlenme yapısı çerçevesinde sağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEŞAT çalışmalarını yenileme ve dönüşüm projelerinde yoğunlaştırmıştır. Yenileme alanı ile ilgili çalışmalar 5366 sayılı kısaca yenilme yasası olarak adlandırabileceğimiz yasa çerçevesinde yapılmaktadır. Zeytinburnu ilçesinde tarihi, kültürel değerlerin yoğun olarak bulunduğu Sur Tecrit Alanı içinde İstanbul genelinde bir bütünlük teşkil eden alan Kültür Vadisi Projesi olarak adlandırılmış ve bu değerlerin yenilenmesi, korunması, yaşatılması, kullanılması amaçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentsel Dönüşüm Projesi, afet riski öncelikli mevcut yapı stokunun iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Ancak çalışmalar; analizeler, mevcut durumun ortaya konulması ve gelecekle ilgili  öngörüler şeklinde yapılmaktadır. Çalışmalar farklı çevrelerle; akademik çevre, STK’lar , meslek odaları ile yapılmaktadır. Ayrıca projeye destek konusunda dış bağlantılarla temasa geçilerek uluslar arası boyut da kazandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmaların uygulamaya yönelik olarak devam edebilmesi için Kentsel Dönüşüm Yasası beklenmektedir. Yeni çıkacak yasa ile daha kısa zamanda projelerin üretilip uygulamaların yapılması beklenmektedir. Söz konusu Kentsel Dönüşüm Yasası tasarı halinde TBMM’de işlem öncelikli olarak beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentsel Dönüşüm Yasası’nın çıkmasıyla birlikte proje süreci, taraflarla detaylı olarak internet, basın duyurusu, mahalle toplantıları , seminerler, ilanlar, yerel gazete… şeklinde duyurularak paylaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi günler dileriz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-6699581067423655859?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/6699581067423655859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=6699581067423655859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/6699581067423655859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/6699581067423655859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/zeytinburnu-kentsel-dnm-projesi.html' title='Zeytinburnu Kentsel Dönüşüm Projesi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-3971646720078435307</id><published>2006-12-21T16:35:00.000+02:00</published><updated>2006-12-21T16:38:32.604+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kütüphane'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazmak'/><title type='text'>Kitap Okumak</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitap Nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun herkese göre farklı bir cevabı olsa gerek. Bana sorulsa kitap tecrübedir derdim. Okuduğum her kitap beni başka diyarlara çeker. Hiç tanımadığım, görmediğim kişilerin yaşadıkları anları görür, gezdikleri sokaklarda gezer, konuşmalarına misafir olurum. Son günlerde yazarı Cenab Şahabeddin olan bir gezi kitabı, "Hac yolunda"yı okuyorum. Yazar istanbuldan, Hicaz ve Mısıra kadar yolculuğunu tasfir ediyor,anlatıyor. Sadece gezdiği yerlerden bahsetmiyor yazar buralar hakkında tarihi,siyasi ve felsefi yorumlar da yapıyor. Mesela vapur Atina da bir süre mola verince bir kaç arkadaş Atinayı gezmeye karar veriyorlar. Bu kısa gezide gördüklerini bize aktarıyor. Daha sonra da yunanlıların geçmişini, felsefe tarihlerini ve o gün için bulundukları seviyeyi değerlendiriyor ve eleştriyor. Ayrıca vapurdaki yolcuları çok ayrıntılı bir biçimde betimliyor. Bu bölümde o zaman toplumun hangi sınıflara ayrıldığını, bu sınıfların genel özelliklerini ve görünüşlerini dile getiriyor. Bunların dışında iskenderiye şehrini anlatırken bir ayrıntı çok dikkatimi çekti. O yıllarda sokaklar gazlı sokak lambaları ile aydınlatılırmış. Lambalar gaz ile doldurulur daha sonra yakılırmış. Bir caddede gaz lambası olması orada fakirlerin mi yoksa zenginlerin mi oturduğunu gösteriyormuş. İlk defa bu kitaptan öğrendiğim bir çok şey var bunun gibi. Bundan bir asır önce yazılmış bu kitaptaki hadiseleri benim yaşamam mümkün değil. Şahabettin bunları Hac Yolunda kitabında bana anlatıyor. Kitabın edebi değerini bir kenara bıraksak dahi sadece kitaptan edindiğimiz malumat dahi bu ve benzeri kitapları okumak için yeterlidir kanatimce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matematik dersi üzerine yazılmış kitaplar da bize tecrübe aktarır. Yazar yıllarca uğraşmış ve bir çok formülün çözüm yollarını bulmuştur. Bize sadece bunları okumak ve anlamak kalır bu kadar basit. Yeni formüller çıkartmak çok zahmetli, bilgi ve tecrübe isteyen ve zaman alan bir uğraştır. Bu nedenle bu formüllerin çözümlerini anlatan bir kitap bu zor işin herkes tarafından yapılmasını engellemiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de de bize bir çok tecrübeler aktarılmaktadır. Tabi ki bir kitap sadece tecrübelerden oluşmaz. Ama her kitapta bir miktar tecrübe gizlidir. Kurandaki eski kavim kıssaları buna örnek verilebilir. Diğer kutsal kitaplar için de bu geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak kitap bir tecrübedir, tecrübeler bütünüdür. Okuduğumuz her kitap hayatın farklı alanlarından tecrübeler bize aktarır. Bunlar bizim için ne kadar faydalı olur buna birazdan değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niçin Kitap Yazılır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap yazmayı yazı yazmak olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü bir çok gazete makalesi kitap haline getirilmiştir. Hatta birçok konferans konuşması kitaplaştırılmıştır. Bu nedenle niçin kitap yazılır demek ile niçin yazı yazılır demek bizi aynı sonuca çıkartacaktır. Biraz önce ayrıntsyla aktardığımız gibi kitap okumak bir tecrübedir. Yaşı genç, hayatta hiçbir tecrübesi olmayan bir kimseden kitap yazmasını beklemeyiz, kendisi de buna kalkışmaz zaten. Ancak genç veya yaşlı, hayatta çok tecrübeler edinmiş birisinin kitap yazması bize hiç garip gelmez. Özellikle yadıkları işe yarar şeyler ise ve edebi bir dili varsa bunu kolayca kabul ederiz. Burada şunu belirtmeliyim, tecrübe kelimesi ile sadece bir kimsenin kendi yaşadığı hadiselerden kazandığı bilgiyi kastedmiyorum. Burada kullandığım tecrübe, bir kimsenin gördükleri,duydukları, üzerinde fikir yürüttüğü konular veya hayatını etkileyen olaylar olabilir. Hatta okuduğumuz bir kitap da olabilir bu. Bir kimsenin kitap yazmak için en büyük motivasyonu gördükleri, duyduları, düşündükleri,okuduklarıdır. Düzenli kitap okuyorsanız, hayatınızın bir döneminde kitap yazmanızı bekleyebiliriz. Ancak sadece tecrübeli olmak tek başına yeterli değil. Bir de sorumluluk bilinci, diğer bir deyişle meseleleri kendine dert edinmek gerekiyor. Hac Yolunda kitabında, cenab şahabettin ile aynı yolculuğa çıkan bir çok kimselerden bahsediliyor. Ancak bu kimselerden sadece Cenab Şahabettin gezi notları tutmaya ve bunları kitaplaştırmaya niyet ediyor ve bunu gerçekleştiriyor. Sanırım bunun en büyük sebebi bu kimselerin meseleleri dert edinmedeki seviye farklılığı. Tabi ki yazarın edebi bilgisi göz ardı edilemez. Ancak kendimden biliyorum, tarihi yerlerden geçerek yapılan gezilerde her zaman yaşadıklarımı not alma ihtiyacı duyarım, bir çok kimsenin de benim gibi  olduğunu tahmin ediyorum. Söyleyecek birşeyleri olan herkes kitap yazabilecek potansiyele sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap yazmak için özel bir yetenek gerekiyor mu bilmiyorum. Ancak şunu iyi biliyorum ki çok kitap okumak şart. Hangi türde kitap yazmak istiyorsanız o türde bol bol kitap okumalısınız. Mesela roman yazmak istiyosam roman okumalıyım. Matematik kitabı yazacaksam matematik okumalıyım. Bu da yeterli değil. Biraz yetenek, akıcı bir dil ve çok çalışmak gerekli. Bunların hepsi bir araya gelse dahi başarılı, okunan bir kitap yazmanız mümkün olmayabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruya cevap vermek istediğimde daima arada kalırım. Hangisini seçsem diğerine haksızlık yaptığımı düşünürüm. Bu cevaplanmak için sorulmamış olmalı. Sorunun amacı kitap okuma ve gezmenin insana bilgi kazandıran yegane iki araç olduğunu vurgulamak olmalı. Çünkü her ikisi de insana büyük miktarlarda bilgi ve tecrübe katar. Ayrıca bunu aynı şekilde yapmazlar, yani birbirlerine rakip de değildirler. Gezme ile edineceğiniz bilgi kitap okuyarak edineceğiniz bilgiden çok farklıdır. Bir kere kitap okumada hayal ön plandadır. Kitapta tasvir edilen olayları veyerleri siz hayal dünyanızda yeniden oluşturursunuz. Gezerken de hayal gücünüzü kullanırsınız ama kitap okumayla kıyaslanmayacak kadar azdır bu. Gezerken bir çok yeni insanla tanışırsınız. Kitapta yoktur bu. Bu iki mühim bilgi kaynağını ihmal etmemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hiç kitap okuyamıyorum, nasıl başlayabilirim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın çevremde kitap okumadığını bildiklerime fırsat buldukça kitap okumalarını öğütlerim. Bana da bunu zamanında bir çok kimse söylerdi. Hatta kendi kendime de çok kereler kitap okumalıyım dedim. Kitap okumayan birisini kitap okumaya başlatmak hiç de kolay değil. Böyle kimselerden ilk duyacağınız söz kitap okumayı sevmiyorum olacaktır. İnsan sevmediği bir şeyi uzun süre yapamaz. Kitab okumayı insanlara sevdirmek gerekir. Muhatabınız bir çocuk ise küçük bir kitap hediye etmek yeterli olabilir. Muhatabınız artık her şeye aklı eren bir genç ise, veya görmüş geçirmiş bir yaşlı kimse ise veya daha da ilginci siz kendiniz iseniz kitap okumaya ikna olmak ve ikna etmek zor olsa gerek. Başkalarını ikna etmek için herkesin kendine göre yolları olabilir, bunlara değinmeyeceğim. Burada kendim kitap okumaya nasıl başladığımdan bahsetmek istiyorum. İlk kitabımı sanırım ilk okul sıralarında okudum. Sınıfımızda küçük bir kitaplık vardı. Aradaşlar ile kim daha çok okuyacak diye idda yapardık. Bazı günler, 45-50 sayfalık kitapları bitirdiğim olurdu. O günlerden aklımda kalan kitaplar şunlar; Don Kişot, Robinson Kuruso ve Pinokyo. Daha başkaları da var ama bunlar beni en çok etkileyenleri. Özellikle Don Kişot kitabı beni çok etkilemişti. Hala onun değirmenlerle mücadelesini hatırlıyorum. Herkes böylemi bilemiyorum ama ben bir kitabı okurken sanki kendimi kitabın içinde hissediyorum. Beni o kadar etkiliyor ki eğer duygusal bir kitap ise duygulanıyorum. Heyecanlı ise ben de heyecanlanıyorum. bu kitabı okuduğum dönemdeki duygu ve davranışlarımı da etkiliyor. Ortaokul yıllarımda da bir kaç tane türk klasiği kitabı okudum. Peyami Safa beni çok etkiledi. O günlerde başlayan Peyami Safa sevgisi halen devam ediyor bende. Bu güne kadar elime geçen bir çok kitabı okudum. Özellikle klasik kitaplara ilgi gösterdim. Ancak kendimi çok okuyan biri olarak değerlendiremem. Sadece okuduklarım için "yeterli" diyebilirim. Son zamanlarda normalin çok üstünde kitap okuyorum ve bundan çok memnunum. Siz de kitap okumak istiyorsanız ama bir türlü başlayamıyorsanız size tavsiyem en kısa zamanda bir dünya veya Türk klasiği bir roman alın ve okumaya başlayn. Eminim bir kitap bitirdikten sonra diğerine başlamak isteği sizi bırakmayacak. Bu kitap okumaya başlamanın en kolay yolu,bir kitap bulup okumaya başlamak. Ancak bir kitap okumak yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumaya başlamak birinci adım, daha önemli olan bunu sürdürmek. Bunun için bir kaç hususa dikkat etmek gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak istediğiniz kitapların bir listesini çıkartın. Bu listeye okumaktan hoşlanacağınız kitapları ekleyin. Ayrıca herkesin bir gün okuması gereken kitapları da bu listeye ekleyin. Mesela Dostoyevski den Suç ve Ceza, Balzaktan Goriot Baba, Viktor Hugodan Sefiller gibi. Türk edebiyatından da Küçük Ağa, 9. Hariciye Koğuşu, İntibah gibi kitapları listenize ekleyebilrsiniz. Düşünce kitapları, şiir, deneme kitapları, tarih kitapları da olmalı listenizde. 10,15 tane kitap ilk aşama için yeterli olacaktır. Bu kitapları okuduktan sonra yeni bir liste oluşturmak sizi hiç zorlamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra kitap okumak için belirli bir zaman ayırın. Bu günde bir saat veya haftada üç saat olabilir. Her gün yatmadan önce yarım saat kitap okumak ta güzel bir seçenek. Her gün düzenli olarak yaptığınız bir şeyden önce veya sonra kitap okumaya karar verirseniz bunu devam ettirmekte ve her gün hatırlamakta zorlanmassınız.  Ama ilk kitaplarınızı yolda, otobüste, sesli ortamlarda okumanızı tavsiye etmem. Çünkü bu ortamlarda kitap okumak zordur. Bu sizi kitap okumaktan soğutabilir. Daha sakin ve sessiz ortamları tercih edin.&lt;br /&gt;Listenizi oluşturdunuz ve her gün bir miktar zamanınızı kitap okumaya ayırdınız. Sırada bu kitapları temin etmek var. Basitçe bu kitapları satın alabilirsiniz. Bunun için internetten alışveriş iyi bir seçenek. Güvenlik sorunu da bulunmuyor. Diğer bir seçenek kitapçılardan temin etmek. Bu kadar kitap almaya bütçeniz yetmiyorsa en kolay çözüm kütüphaneleri kullanmak. Kitap okuma ortamı olarak kütüphaneler en iyi seçenek. Çünkü merak ettiğiniz herhangi bir kitabı veya konuyu orada hemen bulabilirsiniz. Evinize veya işinize en yakın kütüphaneye gidip üye olmanız size binlerce kitaba erişim imkanı verecektir. Üye olduğunuz kütüphanenin ödünç kitap verme uygulaması var ise, bu kitapları evinizde de okuyabilirsiniz. Geriye sadece kitap okumak kalıyor. Kitap okurken önemli gördüğünüz bölümleri not alabilirsiniz. Aklınıza takılan veya anlamadığınız yerleri başkalarına sorabilir veya benzer kitaplara bakabilirsiniz. Umarım siz de kitapların dünyasına misafir olursunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-3971646720078435307?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/3971646720078435307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=3971646720078435307' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3971646720078435307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3971646720078435307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/kitap-okumak.html' title='Kitap Okumak'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-8531016642168276989</id><published>2006-12-12T18:23:00.000+02:00</published><updated>2006-12-13T18:09:59.751+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ders'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öss'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dershane'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınav'/><title type='text'>Öss Sınavını Nasıl Kazanırım?</title><content type='html'>Yıllardır üniversite okumak isteyen bir çok kimse şimdilerde öss dediğimiz ama ismi zaman zaman değişen öğrenci seçme sınavına giriyor. Sınava giren herkes bir üniversteye yerleştirilmediği için karşımızda sadece bir sınav değil bir yarış var. Bu yarışı kazanmak için yapılması gerekenleri anlatmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hedef Belirliyoruz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınava çalışmaya başlamadan önce bir hedef belirlemeliyiz. Bu çok önemli. Eğer belirli bir hedefimiz yok ise çalışmak için sebep bulma zor olacaktır. Ayrıca ders çalışmaya ne kadar vakit ayıracağmıza da karar veremeyiz. Bu nedenle önce kazanmak istediğimiz bölümü ve üniversiteyi belirlemeliyiz. Belirlediğimiz bu bölümlerden en çok girmek istediğimiz bizim hedefimiz olacak. Böylece sınavda almamız gereken puanı aşağı yukarı hesaplayabilecek ve buna göre çalışmalarımızı düzenleyeceğiz. Sırada bu bölüme girmek için almamız gereken puanı aşağı yukarı hesaplamak kalıyor. Bu hesabı yapmak için hocalarınıza ve arkadaşlrınıza danışabilirsiniz. Bu hesabı yapmakta kendinize güvenmiyorsanız bu en iyi yol olacaktır. Kendine güvenen arkadaşlar ise aşağı yukarı bunu nasıl yapacaklarını biliyorlardır. Burada puan hesabı yerine yüzdelik dilim hesabı yapmak daha doğru sonuç verecektir. Her sene bölüm puanlarının değiştiğini unutmamak lazım. Bunu dikkate alarak bir puan eşiği yerine puan aralığı hedeflemek gerekir. Mesela sınavdan 180 puan almalıyım yerine 175-185 aralığında bir puan almalıyım dersek yanılma ihtimalimiz azalır ve esnek bir puan hedeflemesi yapmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ne Durumdayım Acaba?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefi belirledikten sonra sırada kapasitemi ölçmek var. Bunun en kolay ve etkili yöntemi deneme sınavı olmaktır. Dershanelerin ücretsiz sınavları, eğer bir dershaneye gidiyorsanız orada girdiğiniz öss denemeleri veya evde kendikendinize yaptığınız deneme sınavları ile seviyenizi ölçebilirsiniz. Benim öss'ye hazırlandığım zamanlarda dershanemizde seviye tespit sınavları olurdu. Bu sınavlara binlerce insan girdiği için sınav sonuçları seviye tespiti için çok güvenilirdi. Yüzdelik dilimimizi öğrenme fırsatımız olduğu için de hedeflediğimiz bölümü kazanmak için seviyemizin yeterli olup olmadığını gerçeğe en akın şekilde tespit ederdik . Bu sınavlar benim açımdan çok eğlenceli geçerdi. Çünkü her sınavdan sonra arkadaşlarımla doğru ve yanlış cevaplarımızı tartışırdık. Yaptığım netlerin zamanla yükseldiğini görmek çalışmalarımın sonuçlarını aldığımı bilmek beni mutlu ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç tane deneme sınavı olduktan sonra bu sınavlarda yaptığım yanlışara bakmalı ve eksik olduğum ders ve konuları belirlemeliyim. Elime bir kağıt alıyorum. Tüm yanlış cevapladığım soruların konularını bu kağıda yazıyorum. Bir konuda birden çok yanlış yapmış isem yanına bir + atıyorum. Tüm sorulara baktıktan sonra bu konuları en fazla yanlış yaptığımdan başlayarak başka bir kağıda geçiriyorum. Sonuçta elimde şöyle bir liste oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Asal Sayılar - 5 Yanlış&lt;br /&gt;2- Osmanlı gerileme dönemi - 4 Yanlış&lt;br /&gt;3- Açılar ve Üçkenler - 2 yanlış&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikli olarak çalışmam gereken konuları belirledim. Sınava hazırlanma aşamasında yapılan en büyük hatalardan bir tanesi öğrencilerin zaten iyi bildikleri konulara çalışmasıdır. Tekrar tekrar aynı konulara çalışmak sınavlardan aldığınız sonuçları değiştirmez. Asıl önemli olan iyi bilmediğiniz ve sınavlarda yanlış cevapladığınız veya hiç cevaplayamadığınız konulara çalışmak ve bu konularda kendinizi geliştirmektir. Peki zaten iyi olduğum konulara çalışmaya devam etmemin nedeni ne olabilir? En büyük sebep kendimi kötü hissetmem olmalı. Bu konulara çalışmak benim için daha kolay. Soruları doğru cevaplama ihtimalim de yüksek. Ayrıca başarılı olmadığım konuları sevmediğim için onlara çalışmam da gerekmiyor. Çünkü sevmediğim bir derse veya konuya çalışmak bana işkence gibi geliyor. Bu konulardan hiçbirşey anlamıyorum. Burada samimi olmamız gerekli. Bu bakış açısı ile sınavı kazanmak çok zor. Özellikle puanı yüksek olan ve herkesin girmek istedği bir bölüme girmeyi hedefliyorsanız işiniz hiç de kolay değil. Çünkü rakipleriniz kendi eksiklerini görüp bu eksiklerini gidermek için ellerinden geleni yapacaktır. Onlar zamanla yaptıkları netleri arttırırken siz belirli bir puan aralığına sıkışıp kalacaksınız. Çünkü her sınavda aynı konularda yanlışar yapacaksınız. Bu konulara çalışmadığınız için de bu durum hiç değişmeyecektir. Bundan kurtulmak için bakış açınızı değiştirmeniz gerekiyor. Sevmediğiniz konuların aslında zanettiğiniz kadar zor olmadığını anlamalısınız. Bu konulara biraz sonra anlatacağım ders çalışma yöntemi ile çalışmanız halinde zamanla sınavlarda doğru cevaplar vereceksiniz. Bu da moralinizi arttıracak ve bu konululara daha da çok çalışacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu başarılı olmadığınız derslere çalışmaya karar verdiyeseniz yukarıda oluşturduğumuz listeyi kullanma vaktimiz geldi demektir. Bu listede sınavlarda yanlış cevapladığımız tüm konuları sıralamıştık. Bundan sonra ders çalışmak istediğimde bu konulardan birini seçip iyice çalışacağım ve anlayana kadar masadan kalkmayacağım. Bir konuyu iyice öğrendiğime kanaat getirdikten sonra diğer konulara geçebilirim. Bu çlışmayı devam ettirdiğiniz sürece elinizdeki listenin zamanla küçüldüğünü göreceksiniz. Peki bu liste bitince ne yapacağım. Bundan önce nasıl ders çalışacağımızdan bahsetmek istiyorum daha sonra bu konuya da değineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niçin Ders Çalışmalıyım?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir futbolcu formunu yüksek tutmak için ve yeni teknikler öğrenmek için sürekli idman yapar. Hiçbir futbolcu uzun süre idmansız kaldıktan sonra maça çıkamaz. Müzisyenler de her gün düzenli olarak çalışırlar. Gitar çalıyorlarsa hergün gitar çalarlar, yeni parçalar öğrenirler. Bu öğrendikleri parçaları tekrar tekrar dinler ve çalarlar. Bizim öss'yi kazanmak için en önemli yardımcımız ders çalışmak ve sürekli soru çözmektir. Ders çalışmayarak bu sınavda başarılı olan insanlar vardır tabiki. Ama onlar ya ortaokul ve lisede çok iyi bir eğitim almış ya da çok zeki kimselerdir. Bu özelliklere sahip olsak bile sınavda puanı yüksek bir bölümü ders çalışmadan kazanmamız mümkün değil. Peki nasıl ders çalışacağım?  Sıkılmamak için neler yapmalıyım? Sürekli motivasyonumu nasıl yüksek tutacağım? Bu soruların cevapları herkes için biraz farklı olabilir ama ortak noktalar bulmamız mümkün. Öncelikle ders çalışmayı uzun vadeli bir yatırım olarak düşünmeli ve hayatımıza katacağı değeri hatırdan çıkarmamalıyız. Sınav sonrasında kendimize uygun bir tercih yapar ve kazandığımız bölümü seversek bu çalışmalarımızdan hiçbir zaman pişman olmayacağımızı bilmeliyiz. Ders çalışmaktan gerçekten hoşlanan insanlar vardır belki ama bunların sayısı çok azdır. Ben öss sınavına hazırlanmak için günde ortalama 4-5 saat ders çalışıyordum. Bazen bundan hoşlandığım da oluyordu. Ama sınavdan sonra bir kere dahi oturup öss sınavı için hazırlanmış 20 soruluk bir test çözdüğümü hatırlamıyorum. Hatta öss için bu kadar ders çalıştıktan sonra ders çalışmaktan soğudum ve bu üniversite hayatımı olumsuz yönde etkiled. Bu nedenle ben ders çalışmayı semiyorum diyorsanız yanlız olmadığınız bilmelisiniz. Hİçkimse çok sevdiği için ders çalışmıyor. Diğer taraftan ders çalışmayı seviyorsanız bunun sınavı kazanmak için yeterli olmadığını bilmelisiniz. Bu çalışma isteğini doğru kanalize etmek ve zamanınızı verimli kullanmak size başarıyı getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nasıl Ders Çalışmalıyım?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders çalışmaya karşı olumsuz önyargılarımızı bir kenara bıraktığımıza göre nasıl ders çalışmamız gerektiğinden bahsedebilirim size. Tahmin edebileceğiniz gibi sınava hazırlanmak için zamana ihtiyacımız var. Çünkü ders çalışmak zaman alan bir süreç. Eğer biraz kalbur üstü bir bölüme girmek istiyorsak en az sınavdan 6-7 ay önce çalışmaya başlamalıyız. Mümkünse hergün okul ve dershane dersleri, ödevleri dışında 3-6 saat düzenli ders çalışmalıyız. Burada dershane ve okul ile ilgili ders çalışmadan bahsetmiyorum. Çünkü herkes zaten buralarda eğitim görüyor ve birşeyler öğreniyor. Bizim amacımız onların önüne geçmek. Bu nedenle puanımızı arttırmak için ekstra birşeler yapmalıyız. Sınavdan 6-7 ay önce başlamamız gereken çalışma bu. Dershane ve okul derslerine sürekli çalışmalısınız. Ancak son aylarda bu ikisine ayırdğınız zamanı biraz kısıp eksik olduğunuz yönlerinize ağırlık verebilirsiniz. Her gün ortalama 3 saat ders çalışmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamandan sonra ikinci ihtiyacımız iyi bir çalışma ortamı. Çalışma ortamınız sessiz olmalı. Mümkünse size ait bir odanız olmalı. Eğer bu mümkün değilse evde herhangi boş bir odayı alabilirsiniz. Eğer evinizde sizin çalışmanıza müsait bir ortam yok ise evinize veya okulunuza yakın bir kütüphane veya benzeri bir yerde çalışabilirsiniz. Ben büyük oranda evimde çalştım ve neredeyse hiç kütüphaneye gitmedim. Kütüphane rahat bir ortam olmadığı için daha verimli çalışırız. Kütüphanede bizim gibi öss sınavına çalışan başka arkadaşlarımız varsa ihtiyacımız olduğunda onlara sorabiliriz. Bir çalışma masamız olması da çok önemli. Vaktimizin büyük bir kısmı burada geçeceği için masamızı kendimiz için çekici bir hale getirelim. Ama mümkün olduğunca sade olmasına dikkat edelim. Çünkü dağınık bir ortam dikkatimizi dağıtır ve verimimizi azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü olarak kaliteli kaynaklara ihtiyacımız var. Her ders için o dersi en iyi anlatan kitaplara sahip olmalıyız. Konu anlatımına çalıştıktan sonra çözmemiz için bol bol soru kitapçığı ve testimiz olmalı. bunların ikisine de barındıran bir kitabımız var ise bu yeterli olacaktır. Tüm bunları bir araya getirdikten sonra ders çalışmaya başlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabımızı elimize aldık ve masamıza oturduk. Çevremizde bizi rahatsız eden birşey yok. Konuyu çalışırken konunun özetini çıkartmak için kağıdımız hazır. Konuyu çalışmaya başladık ve önemli gördüğümüz yerleri bu kağıda not alıyoruz. Özetimizin yarım sayfadan fazla olmamasına dikkat edelim yoksa çok fazla zamanımızı alır. Anlamadığımız yerler var ise üzerinde düşünüyor varsa başka kaynaklara bakıyorum. Herşeyi denedikten sonra hala anlamadıysam buraya bir işaret koyuyor ve çalışmaya devam ediyorum. Anlamadıdğım yerleri daha sonra hocalarıma, sınıf arkadaşlarıma sormalıyım. Konuyu çalışmayı bitirdikten sonra 20 soruluk bir kaç tane test çözdüm. Bu testlerde yanlış cevapladığım soruları konu çalışırken çıkardığım özetin yardımı ile çözmeye çalışıyorum. Tekrar çözemessem kenarına bir bilene sormak için bir işaret koyuyorum. Konu anlatımında ve soru çözerken işaretlediğimiz  bu yanlış sorular ve anlamadığım yerler bizim için çok önemli. Ertesi gün ya da en yakın zamanda bu konuyu bizden iyi bilen birisiyle bu soruları çözmeli ve çözümü bize anlatmasını istemeliyiz. Çünkü bu soruların çözümünü öğrenmek bizi bir adım ileriye götürür. Doğru cevapladığımız soruları zaten öğrendik demektir. Bizim için önemli olan yanlış yaptığımız soruları da çözmek ve anlamak. Burası çok önemli. Yanlış cevapladığınız soruların çözümünü daha sonra öğrenmelisiniz. Bunu yapmassanız sonraki adıma geçemessiniz ve bir süre sonra ilerlemeniz durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitap Bitirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmayı bir süre devam ettikten sonra bir deneme sınavı çözüyorum. Yanlış cevapladığım soruları bir liste halinde yazıyorum. Eğer bazı konularda diğer konulara göre fazla yanlış yaptıysanız bu konuları tekrar çalışmalısınız. Ama yanlış sayınız belirli konularda guruplaşmadı ise veyanlışlarınız bilgisizlikten değil de dikkat eksikliğinden kaynaklanıyorsa veya aynı konuları tekrar çalışarak ilerleme kaydedeciğinizi düşünmüyorsanız ikinci adıma geçme zamanınız geldi demektir. İkinci adım çok basit. Kitap bitireceksiniz. Yine günde bir kaç saatinizi ders çalışmaya ayırıyorsunuz. Bu sefer zayıf olduğunuz konuları değil zayıf olduğunuz dersleri belirleyeceğiz. Mesela ben biyoloji dersinden zayıf olduğumu düşünüyorum. Daha önce çözmediğim bir biyoloji kitabı alıyorum ve 15-20 günlük bir sürede hergün çalışarak bu kitabı bitiriyorum. Daha sonra matematik kitabı alıp buna çalışıyorum. Bu şekilde ben iki üç tane biyoloji bir iki tane matematik, fizik, kimya, geometri ve türkçe kitabı, birer tane de tarih ve coğrafya kitabı bitirdim. Bu kitapların çoğu benim değildi. Arkadaşlarımdan, hocalarımdan, dershane kütüphanesinden veya başka yerlerden ödünç aldım bunları. Hiç karalama yapmadım ve aldığım gibi geri verdim. Bu çalışmaya sınavdan 7-8 ay önce başladım ve sınava 1 ay kadar br süre kalana dek sürdürdüm. Bu süre içinde biyoloji dersim öyle çok gelişti ki dershanedeki sınıfımızda biyolojiyi en iyi bilenler arasına girdim. Bizim sınıfımızda uygulanan ve çok zor olan (Bir o kadar da zevkli.) aylık öss denemeleri vardı. Bu sınavlarda bile çok iyi biyoloji netleri çıkartır hale gelmiştim. Diğer derslerde de ilerleme vardı. Kitap bitirme yöntemi sade ve basit. Bir kitap alıp onu bitiriyoruz. Bundan sonra son aşama diyebileceğimiz üçüncü aşama geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sınavdan Önceki Son Ay&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınava bir ay kadar bir süre kaldı ve artık her konuya yeterince çalıştım. Bu bir aylık süreyi nasıl geçirmeliyim? Bence bu sürede bol bol öss denemesi olmalısınız. Bu konuyla ilgili ilginç bir anım var. Sınavdan 30 gün kadar önce bir kitap aldım. Kitabın adı 45 te 45 idi. Matematik dersinden sınavda 45 soru çıkıyordu. Bu kitapta da 45 tane matematik denemesi vardı. Kitaba çalışmaya başladım. Daha önce hiç görmediğim sorulara karşılaşıyordum. Bu soruları arkadaşlarımla çözmeye çalıştım. onları çözemeyince hocalarımıza çözdürdüm. Bir çok hocamızla bu vesileyle samimiyetim artmıştı. Bu böyle devam etti ve sanırım kitabı bitirdim. Bu kitabın ismi olan 45 te 45'i daha önce hiç gerçekleştirememiştim. Yani matematikte hiç 45 net yapmamıştım. Ama Allahın bir takdiri öss sınavında 45 matematik sorusunun hepsini doğru cevapladım. Belki de bu nedenle sayısal bölümünde sene başından itibaren en yüksek netimi yine bu sunavda yaptım. Bu nedenle bu son ayda konu anlatımından ziyade bol bol deneme çözmenizi ve takıldığınız soruları bir bilene sormanızı tavsiye ederim. Son bir haftada ise mümkün olduğunca az ders çalışın ve moralinizi yüksek tutacak aktivitelerde bulunun. Hasta olmamaya ve sakatlanmamaya dikkat edin. Günde bir iki saat soru çözmenizde problem olmayacaktır. Mutlaka uykunuzu düzene sokun ve yeterli kadar uyuyun. Öss sınavından bir önceki gece kaçta yatacaksanız o saatte yatmaya çalışın. Beslenmenize dikkat edin. Bir de en önemlisi heyecanlanmaktan korkmayın. Çünkü sınava başlayınca hiç heyecan kalmıyor insanda. Ben sınavdan önceki gün öyle çok heyecanlanmıştım ki karın ağrısından hastaneye gitmek zorunda kalmıştım. Ama sınav esnasında bundan eser kalmadı ve o güne kadar girdiğim tüm sınavlardan daha iyi bir sınav geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Diğer Konular&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öss'nin uzun bir maraton olduğunu hiç unutmayın. Hiçbir sporcu su içmeden yemek yemeden bir maratonu bitiremez. Bu nedenle zamanınızı sadece ders çalışarak geçirmeyin. Diğer ihtiyaçlarınıza da zaman ayırın. Arkadaşlarınıza zaman ayırın. Onlarla ders dışı sohbetler yapın, sevdiğiniz yerlerde gezin. İmkanınız ve ilginiz varsa spor yapın. Ailenize vakit ayırın. Bazen kaçamaklar yapın, dershane veya okulu asın. Eğlenceli şeyler yapı, filim izleyin tiyatroya gidin. Yaşamdan sıkılmayın ve moralinizi yüksek tutmaya çalışın. Derslerdeki başarısızlığınızın moralinizi bozmasına sakın izin vermeyin. Doğru şekilde çalışırsanız mutlaka başarılı olacağınıza inanın ve kendinize güvenin. Bir de öss sınavına girmek için iki seneden fazla zamanınız var ise roman, şiir veya başka dallarda kitaplar okuyun. Bu hem genel kültürünüzü arttıracak hem de sınava çalışmadan önce size bir altyapı oluşturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sınavda Nelere Dikkat Etmeliyim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de sınav esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz. Yedek kalem ve silgi almayı unutmayın. Yanınıza su alın. Kaydırma yapmamak için kitapçıkta doldurduğunuz her sayfayı ya da iki sayfada bir cevaplarınızı cevap kitapçığına geçirin. Yanınıza sınavdan önce yemek için biraz şekerleme alın. Ve tabi kendinize güvenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öss'nin ne herşeyin başı ne de sonu olmadığını unutmayın. Bu sadece bir sınav. Üniversiteye başladıktan sonra da bir çok sınav olacaksınız. Üniversiteden sonra da hayatınızda zor anlarınız olacak. Hayat kalitenizi bozmadan bu sınavda yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışın. Bunun için de sınavdan çok önce çalışmaya başlayın. Sabırlı olun. Sabrınız taştığında sakince kitabınızı bir kenara bırakın ve bir iki gün ders çalışmayın. Moraliniz düzeldiğinde tekrar ders çalışmaya başlayın. Arkadaşlarınızı ve ailenizi ihmal etmeyin. Bir de kapasitenizi aşan şeyleri hedeflemeyin. Bu konuda yorumlarınızı ve sorularınızı yorumlar kısmında belirtebilirsiniz. Bu sınav girecek tüm adaylara başarılar diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-8531016642168276989?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/8531016642168276989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=8531016642168276989' title='73 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/8531016642168276989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/8531016642168276989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/ss-snavn-nasl-kazanrm.html' title='Öss Sınavını Nasıl Kazanırım?'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>73</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-7759868527864868898</id><published>2006-12-06T17:20:00.000+02:00</published><updated>2006-12-11T12:26:48.091+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='platon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eflatun'/><title type='text'>Platon,Devlet</title><content type='html'>Bir süre önce okumaya başladığım ve ara verdğim Platon'un Devlet'ini kaldığım yerden okumaya başladım. Bordo Siyah yayın evinden okuduğum birkaç kitaptan biri bu. Bundan önce sokratesin savunmasını okumuştum. Bu iki kitapta da öyle uzun önsözler yazılmış ki,kitabın asıl içeriğini okumaya başlayana kadar epey bir zaman geçiyor. Sokratesin savunması zaten küçük bir kitap olduğu için bu sorun olmadı. Ama Devlet epey hacimli bir kitap. Önsözü bitirdim ve orjinal kitabı okumaya henüz başladım. Bu kitap sanırım Platonun devlet ile lgili fikirlerini bir araya getiren,kenisinden çok sonra gelen insanların oluşturduğu bir bütün. Paton öğretisi diyaloglardan oluşuyor. Bu kitapta da platonun devlet ile ilgili fikirleriyer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha kitabın ilk sayfalarında tahmin ettiğim gibi adalet kavramı üzerinde durulmuş. Platon zamanından beri devlet kavraımnun olduğu yerde adalet kavramı da yeralıyor. Bugünkü problemlerimize bu açıdan bakınca Türkiyeyi hiç de medeni,ileri bir toplum olarak göremiyorum. Bazı kimseler çağdaşlığı, ilericiliği yanlış yerlerde arıyorlar. İslam ile ilgili yorum yaparken 1400 yıl önceki öğretiler diye bahsediyorlar. Halbuki bırakın 1400 yıl önceki literatürü biz 2500 yıl önceki düşünce dünyasında varılmış olan seviyede dahi değiliz bazı alanlarda. İlericilik 2006 yılında yaşamak değildir. İlericilik adalet, sevgi, ilim gibi kavramlarda ileri olmaktır. Bunlarda geri kalmış iseniz gerisinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitabı okurken aklımın bir köşesinde daima bugünkü hayat tarzımız düşünce dünyamız var. Acaba biz nerelerde doğruyuz nerelerde yanlışız. Vakti geldikçe bu konularda daha ayrıntılı yazılar yazmayı planlıyorum. Şimdilik kısa bir girişle yetiniyoru.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-7759868527864868898?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/7759868527864868898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=7759868527864868898' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7759868527864868898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7759868527864868898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/platondevlet.html' title='Platon,Devlet'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-3403885138372533099</id><published>2006-12-05T16:56:00.000+02:00</published><updated>2006-12-05T16:58:48.954+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kurosawa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Yedi Samuray</title><content type='html'>Haftasonu Kurosawa'nın Yedi Samuray filmini seyrettim ve çok beğendim. Bir filimde bulunması gereken tüm özelliklere sahip. Senaryo çok gerçekçi. Hem tarihi bilgiler veriyor hem de heyecanı sürekli canlı tutuyor. Ayrıca olaylar ve karakterler arasında tam bir bütünlük hakim. Hiçbir sahne için bu da nerden çıktı diyemiyorsunuz. Sanki her sahne bir sonrakine bağlanmış. Bu da sizi 3.5 saat filmin karşısında tutuyor. Karakterler filmin ana öğesi. Aksiyon başlamadan önce tüm karakterler seyirciye tanıtılıyor. Hepsinin farklı özellikleri ve davranışları var. İnsanların ortak davranışları öyle güzel yakalanmış ki,sanki filim ortaçağ japonyasında geçmiyor da günümüz Türkiyesinde geçiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenlerimiz bu ve benzeri filimleri seyredip biz nasıl bu kadar iyi filim yaparız sorusunu kendilerine sormalılar. On tane sıradan filim yapmak yerine firmalar birleşip bir tane düny çapında ses getirecek filim yapmalılar. Aslında bizde tek problem filim yapmak da değil. Yaptığınız filmi insanlara da sunabilmelisiniz. Kendi memleketimizde dahi tüm halkımıza ulaşamaz iken dünya çapında bir filim yapmak tabiki çok zor olacaktır. Umarım zamanla eksiklerimizi giderir ve daha iyi filimler yaparız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-3403885138372533099?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/3403885138372533099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=3403885138372533099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3403885138372533099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3403885138372533099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/yedi-samuray.html' title='Yedi Samuray'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5147050975079928823</id><published>2006-12-04T17:55:00.000+02:00</published><updated>2006-12-04T17:56:59.618+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okuma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kütüphane'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gençlik'/><title type='text'>İstanbula Büyük Bir Kütüphane Yapalım</title><content type='html'>En büyük derdimiz okumamak. Ya hiç okumuyoruz ya da o kadar az okuyoruz ki bize faydası olmuyor. Aslında mesela sadece okumak da değil, aklımızı kullanmamakta ısrar ediyoruz. Aklımızı kullanmak için hatta bundan önce onun farkına varmak için okumalıyız. Ne bulursak okumalıyız. Aslında memleketimizde okumak için imkanlar var. Ama bunlar yetersiz. Ayrıca okumaya teşvik yok. Benim hayalim veya isteğim de diyebiliriz, istanbula çok büyük bir kütüphane yapılması. bu kütüphane o kadar büyük olmalı ki dünyadaki tüm kitapların ya da ulaşılabilinen tüm kitapların bir kopyası burada bulunmalı. Ayrıca herkes bu kütüphaneden faydalanabilmeli. Özellikle çocuklar ve gençler için burası ve diğer kütüphaneler cazip hale getirilmeli. Tabi futbol maçı ve maç yorumu seyretmekten/dinlemekten vaktimiz kalırsa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5147050975079928823?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5147050975079928823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5147050975079928823' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5147050975079928823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5147050975079928823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/istanbula-byk-bir-ktphane-yapalm.html' title='İstanbula Büyük Bir Kütüphane Yapalım'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-3097468830576036091</id><published>2006-12-03T23:49:00.000+02:00</published><updated>2006-12-03T23:58:38.888+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüzme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havuz'/><title type='text'>Nasıl Yüzme Öğrenirim</title><content type='html'>Dün yüzme derslerimden ikincisini aldım. Başımızdaki hoca ile birlikte yaklaşık 90 dakika çalıştık. Ders desem de havuzun içinde herşey çok eğlenceli. Zaman çok çabuk geçiyor. İki seansta yüzme hakkında ne kadar az şey bildiğimi gördüm. Yüzmeyi öğrenmek o kadar da zor değil. Sadece temel bazı teknikleri bilmek ve bunları uygulamak gerekiyor. Ben yüzme öğrenmek istiyorum ama nerede ve nasıl yüzme öğrenebilirim diyenler için yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum. Herşeye başlamadan önce biraz istek ve cesarete ihtiyacınız olacak. Havuzda birlikte çalıştığımız guruptakilerin hepsi 20 yaşın üzerinde ama hiçbirinde yüzme bilmediği için utanma veya sıkılma yok. Herkes yeni birşeyler öğrenmenin heyecanı ile çalışıyor. Eğer siz de bu heyecanı yakalayabilirseniz önünüzde hiçbir engel yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzme öğrenmeye karar verdiniz. Ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz. İlk yapmanız gereken vaktinizin bir kısmını buna ayrımak. Haftada 2-3 saat yeterli. Daha sonra size uygun bir havuz bulmalısınız. Havuza kayıt yaptırmadan önce mutlaka sizinle ilgilenecek bir hoca olup omadığını sorun. Tek başınıza öğrenmeniz çok zor. Birşeyler öğrenseniz bile bunların doğru mu yanlış mı olduğunu bilmeniz mümkü değil. Ben havuza üye olmadan önce bizi bir hocanın çalıştırmasını beklemiyordum ancak daha ilk derste bir hoca yeni gelenleri topladı ve derse başladı. Biraz şaşırdım ama hiç itiraz etmedim. Bir havuz ve hoca bulduktan sonra dersleri takip etmek ve ortama ayak uydurmak yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersler nefes alma-verme ile başlıyor. Öğrenilmesi en zor olan ve en önemli konu bu. Nefes almada dikkat edilmesi gereken suyun dışında ağzımızdan nefes almak(Burnumuzdan değil.Sanırım burnumuza su kaçmaması için.) suya girince bu aldığımız nefesi ağzımızdan ve burnumuzdan yavaş yavaş vermek. Sadece ağzımızdan veya burnumuzdan verir isek burnumuza su kaçabilir ve bu bizi rahatsız eder. Yürürken nasıl nefes alıp veriyor isek suda da aynısını hiç zorlanmadan yapabiliyor olmamız gerekiyor. Yani yüzerken kafamızı kaldırıp nefes almalı ve yüzümüzü suyun içine daldırmalıyız. Suyun içinde tüm nefesimizi verdikten sonra tekrar kafamızı sudan çıkarmalı ve nefes almalıyız. Bunu uzun süre yapabilmek için doğal bir şekilde nefes alıp vermek gerekiyor. Suyun içinde nefesimizi  tutmamalıyız. Eğer nefesimizi tutarsak sudan çıkınca hem nefes vermek hem ne nefes almak zorunda kalırız. Bunu da kısa bir zamanda yapamayız. Nefes almak için geçen süre nefes vermek için geçen süreye göre çok az olduğu için yüzümüz genel olarak suyun içinde olacaktır. Bu da yüzmemizi kolaylaştırıyor. Nasıl mı? Suda kafamızı kaldırır isek ayaklarımız suya batıyor, yani biz de suya batıyoruz. Ancak kafamızı suya paralel tutarsak,yani yüzümüz suyun içinde olacak şekilde, vücudumuz suya batmıyor ve çok daha rahat yüzüyoruz. Böylece az yorulmuş oluyoruz. Nefes konusunda beni en çok zorlayan su içinde iken nefesimin tamamını vermek oldu. Basınçtan mı tecrübesizlikten mi bilmiyorum ama suyun içinde nefesimin tamamını veremiyorum. Suyun üstüne çıkınca nefes almadan önce nefes vermem gerekiyor. Bu da beni yoruyor. Bunu çözersem çok büyük mesafe almış olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefesten sonra dikkat edilmesi gereken diğer bir konu ayaklar. Ayaklarımızı belirli bir tempoda birbirinden uzaklaştırmadan çırpmalıyız. Ayağımızın üstünü bir yüzgeç gibi kullanmalıyız. Ayaklarımız birbirinden uzaklaşmamalı ve dizlerimizi bükmemeye çalışmalıyız. Bunu doğru şekilde yapmak için pratik yapmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konu yukarda bahsettiğim gibi başımızı kaldırmamak. Başımızı kaldırdığımızda ayaklarımız ve vücudumuz suya batıyor. Bunu öğrenmeden önce nefes almak için sürekli başımı yukarda tutardım yüzümü suya daldırmazdım. Bu da çok fazla yorulmama neden olurdu. Şimdi bu kadar çok yorulmamın nedenini anlıyorum. Havuzda 90 dakika hiç sudan çıkmamış olmama rağmen çok az yoruldum. Çünkü daha önce yaptığım yanlışları yapmadım ve bunları doğrularıyla değiştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersler devam ediyor. Hala çok iyi yüzüyor değilim. Ancak nasıl iyi yüzeceğimi artık biliyorum diyebilirim. Eğer siz de yüzerken sürekli batıyorum, suyun üzerinde durmak için çok yoruluyorum, nefesim çok çabuk tükeniyor diyorsanız buna zaman ayırın ve kendinize bir havuz ve bir hoca bulun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-3097468830576036091?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/3097468830576036091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=3097468830576036091' title='34 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3097468830576036091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3097468830576036091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/nasl-yzme-renirim.html' title='Nasıl Yüzme Öğrenirim'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>34</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-2146859089638553220</id><published>2006-12-02T23:52:00.000+02:00</published><updated>2006-12-02T23:53:36.421+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dekor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><title type='text'>Barut Fıçısı</title><content type='html'>Dün akşam arkadaşlarımla tiyatroya gittim. Cuma akşamı tiyatro ve sinema gibi etkinlikler için en iyi vakit diyebilirim. Çünkü ne kadar yorulursanız yorulun ertesi gün tail olması sizi rahatlatıyor. Ayrıca haftasonunuzu da harcamamış oluyorsunuz. Oyun istanbul şehir tiyatrosunun taksimdeki Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesindeydi. Oyunun adı "Barut Fıçısı". Yazarı bir Rus. Olaylar da ağırlıklı olarak Rusyada geçiyor. Çıkışta arkadaşlarımla oyun hakkında konuşurken herkes konunun parça parça, olayların birbirnden kopuk olduğunu söyledi. Bu biraz da oyunun formatı ile ilgiliydi. Çünkü 10 dakikada bir dekor ve oyuncular değişti. Sahneyi rahatça değiştirebilmek için ortada büyük bir fıçıya benzeyen bir dekor vardı, her perdede bu fıçıyı döndürdüler ve yeni dekor için ayarladılar. Bu benim çok hoşuma gitti. Özellikle de dekorun bir tren vagonuna dönüştüğü sahneyi çok sevdim. Arka plandan gelen tren sesi, dekor ve oyuncuların yeteneği sayesinde gerçek bir tren vagonuna bakıyor gibi hissettim kendimi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim açımdan oyunun ön plana çıkan özelliği dekoruydu. Çok basit bir sistem kullanmalarına rağmen her perdede seyirciyi farklı bir ortama taşımayı başardılar. Oyuncuların performansı da çok harikaydı. Başlarda oyuncular sıradan bir performans gösterirken oyunun son perdelerinde performansları o kadar iyi oldu ki ikinci perde bir solukta bitti. Baştan sona tempo ve heyecan hiç düşmedi. Konu ise çok klasikti. Rusyada hayat zordur. Sistem insanları birbirine düşürmektedir. Bu ortamdan kurtulmak isteyen bir genç ülkesini terk eder... Oyunda bir başrol oyuncusu yok. Birbiri ile bağlı birkaç arkadaşın hayatı konu alınıyor. Genel olarak iyi bir oyun, ancak oyunun dekoru mükemmel. Bu harika dekor için bile bu oyuna gidilir. Herkese tiyatroya zaman ayırmayı tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;on va au théatre...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-2146859089638553220?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/2146859089638553220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=2146859089638553220' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2146859089638553220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2146859089638553220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/barut-fs.html' title='Barut Fıçısı'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-9096431494584483711</id><published>2006-12-01T17:28:00.001+02:00</published><updated>2006-12-01T17:52:05.818+02:00</updated><title type='text'>Kentsel Dönüşüm Projesi</title><content type='html'>İstanbulda depremin hasarlarını minimuma indirmek için binaları kuvvetlendirme ve çok dayanıksız olanları yıkma çalışmaları yapılıyor. Bu çalışmalardan en kapsamlı olanı Kentsel Dönüşüm Projesi. Bu projede tek tek binalar yıkılmıyor, br bölgedeki belirli sayıda bina yıkılıyor ve bunların yerine yenileri yapılıyor. Pilot bölge olarak Zeytinburnu seçilmiş. Ancak birkaç senedir gündemde olan bu konu hakkında hala tartışmalar yapılıyor. Projenin tam olarak ne olduğu ile ilgili bilgimiz yok. Bir kaç ay önce İstanbul Büyük Şehir belediyesi ve Zeytinburnu belediyesini bu konu ile ilgili bilgi almak için telefonla aramıştım ancak kimse birşey blmiyordu ve resmi olarak böyle bir proje yok diyorlardı. O dönemde sadece İstanbul Büyük Şehir belediyesi başkanı sayın Kadir Topbaş'ın açıklamaları vardı. O günlerden beri bu projeyi takip ediyorum. Son günlerde de bazı açıklamalar oldu. Ben olayı tam olarak anlamak için Zeytinburnu belediyesinin sitesine baktım. Açıkçası yine ayrıntılı bir bilgi edinemedim. Başkana ve  bir gazeteye bu konu ile ilgili email yazdım. E postalarıma cevap alırsam burada ayrıntılarıyla size aktarmayı planlıyrum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları dile getirmemin sebebi hala ülkemizdeçok büyük iletişim problemleri yaşanıyor olması. Zeytiinburnu gibi büyük bir ilçe ile ilgili, hatta İstanbul gibi büyük bir il ile ilgili yeterli bilgi edinemiyorsunuz. Bu belediyelerin internet sitelerindeki bilgiler yüzeysel olmaktan ileri gidemiyor. İnternette bilgi vermek kağıt ile veya başka yollardan bilgi vermeye göre kat ve kat kolay olmasına rağmen, biraz da sorumluların bilgisizliğinden dolayı ayrıntılı bilgi edinmemiz mümkün olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk ile belediye arasndaki iletişim eksikliği halkın isteklerinin belediyeye ulaşmasını engelliyor. Bu da belediyenin doğru kararlar almasını zorlaştırıyor. Seçimlere yaklaştığımız şu günlerde bu belediye başkanları için büyük bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim eksikliği sadece belediyelerde yok. Toplumun tüm kesimlerinde bu problem var. Sorunlarımızın büyük bir kısmının temelinde de bu var. Umarım iletişim eksiklerimizi gidermeyi başarırız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-9096431494584483711?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/9096431494584483711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=9096431494584483711' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/9096431494584483711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/9096431494584483711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/kentsel-dnm-projesi.html' title='Kentsel Dönüşüm Projesi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-3347151152724398544</id><published>2006-11-30T17:39:00.000+02:00</published><updated>2006-12-15T10:43:06.064+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><title type='text'>Tiyatro Biletleri Ucuzladı</title><content type='html'>Haberiniz var mı bilmiyorum ama istanbulda tiyatro biletleri önümüzdeki iki ay 25 kuruş olacak. Düzenli tiyatroya gidenler için birşey farketmez ancak daha önce tiyatroya gitmemiş olanlar için tiyatro ile tanışmak için bu bir fırsat olabilir. Bir tiyatro meraklısı değilim ama tiyatroyu çok sevdiğimi söyleyebilirim. En az kitap okumak kadar zevkli ve kitap gibi sizi içine çekiyor. Oyunda çok basit bir konu ele alınsa dahi oyuncuların performansı, sahne, dekor sizi oyuna bağlıyor ve farklı bir ortama sürüklüyor. Hayata farklı bir pencereden bakabiliyorsunuz. Bir gün bir bakkalın bir gün kitap yazarının gözünden olaylara ve kişilere bakıyorsunuz. Belki daha önce görme fırsatınız olmayan insan iplerini sahnede görüyor, onları inceleme ve yanlışlarını görme fırsatına sahip oluyorsunuz. Tiyatrodan çıktığınızda biraz önce seyrettiğiniz oyunun tadı damağınızda kalmış oluyor ve o zaman tiyatronun değerinifarkediyorsunuz. Tabiki herkes aynı duyguları hissetmiyor bu da kitap gibi tiyatronun bir güzelliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım bu kampanya hedefine ulaşır ve tyatro ile tanışamış olanlar bu vesile ile tanışmış olurlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-3347151152724398544?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/3347151152724398544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=3347151152724398544' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3347151152724398544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3347151152724398544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/tiyatro-bileti.html' title='Tiyatro Biletleri Ucuzladı'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-2249600858931377423</id><published>2006-11-29T17:52:00.000+02:00</published><updated>2006-11-29T17:54:51.974+02:00</updated><title type='text'>Çevre ve Orman Bakanlığı Sitesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/23/2142/1600/886622/turkiye%20sulak%20alanlari.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/23/2142/320/555711/turkiye%20sulak%20alanlari.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu ara çevre ve orman bakanımız açıklamaları ile gündemde. İcraatlarını destekliyorum ancak  şimdi bunlardan bahetmeyeceğim. Her gün gazetede haber okuduğum çevre bakanlığının internet sitesine bir bakayım dedim bugün ve bakanlığın http://www.cevreorman.gov.tr/ adresindeki sitesine girdim. Asıl merak ettiğim ve bulmayı beklediğim Türkiyenin çevre kirliliği temel alınarak oluşturulmuş bir harita idi. Tam olarak aradığımı buldum diyemem. Ancak yine de bulduklarım beni memnun etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre bakanlığı türkiyenin çeşitli bölgelerine hava ölçümü yapan istasyonlar kurmuş. Sitede bu istasyonların resimleri var. Bu istasyonlardan gelen verilere ulaşabiliyorsunuz. Bu verilerle oluşturulmuş raporlar istasyonun bulunduğu bölgenin hava kirlilik oranlarını veriyor. Bir kaç çeşit rapor  alabiliyorsunuz. Ben en çok Türkiye haritası üzerinde bu istasyonlardan alınan bilgileri gösteren grafiği beğendim. Mesela marmara bölgesini açıyorsunuz. Bu bölgedeki istasyonlar belirli bir renkte yuvarlak olarak gösterilmiş. Bu yuvarlağın rengini de oradaki hava kirliliğne göre ayarlamışlar. Bu çok faydalı bir hizmet. Haritada bir kaç ilin havası kirli olarak gözüküyordu. Haritada marmara bölgeinde sadece üç tane istasyon vardı. Bu çok yetersiz. İstanbulda hiç istasyon gözükmüyordu. Bence istanbulda istasyon olmaması mümkün değil ancak sitede bunlardan gelen bilgiler gösterilmemiş olabilir veya ben de bulamamış olabilirim.  Bu sisteme Hava kalitesi izleme ağı ölçüm sonuçları linkinden ulaşabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bakanlığın sitesinde Türkiye Çevre Atlası'na link var. Çevre atlası sitesinde haritalar bulmayı bekliyordum. Ama harta yerne 450 sayfalık bir pdf dosyası budum. İçinde çok faydalı bilgiler var. Türkiyenin su fakiri bir ülke olduğunu oradan öğrendim mesela. Irak bile bu alanda bizden zengin. Bizde kişi başına 1500 metre küp su düşerken ırak için bu rakam 2000 seviyelerinde. Ayrıca atlasta turizim, sanayi ile ilgili bölümler de var. Ancak sitede harita yok. Belirttiklerine göre&lt;br /&gt;haritaları yeniliyorlarmış bu nedenle haritaları siteden kaldırmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakanlığın sitesinde Türkiyenin sulak alanlarını gösteren bir harita var. Bu haritayı inceldiğimde çok da birşey anlamadım ama konu hakkında bilgiye ihtiyacı olanlara yararlı olacağı kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bakanlığın sitesinden agaclar.net sitesine ulaşma imkanı buldum. Sitede çok ilginç bir sayaç var. Dünya üzerinde kişi başına düşen yaşam alanını gösteryor. Bunda ilginç olan ne diyeceksiniz. Sayaç sabit değil, süreki değişiyor. Kişi başına düşen yaşam alanı sürekli azalıyor. Bunu görünce çok etkilendim, sanki çevrem daralıyormuş gibi hissettim. Bu mesaj sanırım bundan güzel verilemezdi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl Çevre ve Orman bakanlığının sitesi beklediğimden iyi bir site. Tabi ki bir çok eksik var ancak bunları belirtmekte bir fayda görmüyorum. Çünkü sorumlular ellerinden geleni yapmışlar. İleride daha da güzel bir site ile karşılaşacağımıza inanıyorum. Benim umudum bir gün bakanlığın sitesine girdiğimde çevre ve orman konularında ülkemizin bulunduğu durumu tüm ayrıntılarıyla görmektir. Mesela bir harita üzerinde yıllara göre Türkiyede çıkan orman yangınlarını görmek isterim. Denizlerimizdeki kirlilik oranını gösteren bir harita ve buna benzer bir çok yenilik yapılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre konusunda bize de büyük görevler düşüyor. En önemlisi bu konuyu gündemimize almalı ve önemini kavramalıyız. Bana göre ikinci en önemli görevimiz kaynaklarımızı israf etmemek. Buna dikkat etmeliyiz. Umarım çevre sorunlarını görmezden gelmez ve gerçek değerini veririz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-2249600858931377423?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/2249600858931377423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=2249600858931377423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2249600858931377423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2249600858931377423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/evre-ve-orman-bakanl-sitesi.html' title='Çevre ve Orman Bakanlığı Sitesi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5026185718251076602</id><published>2006-11-28T16:19:00.000+02:00</published><updated>2006-11-28T16:25:16.293+02:00</updated><title type='text'>Papanın Türkiye Ziyareti</title><content type='html'>Papa bu günlerde Türkiyeyi ziyaret ediliyor. Papanın bir çok kimlkiği var. Bunlardan biri din adamı diğeri de cumhurbaşkanlığı rolü. Bu nedenle papayı cumhurbaşkanı seviyseinde davet ediyoruz. Papanın Türkiyeye gelmesine karşı değilim, normal şartlarda bunda yanlış olan birşey yok. Ancak Türkiyede papaya karşı oluşan tepkinin asıl nedeni, papanın yakın zamanda müslümanlar ile ilgili yaptığı açıklamalardır. Bu konuda diyanet işleri başkanı güzel bir tepki gösterdi, bir çok sorumlu kişi benzer tepkileri gösterdi. Bunlar çok güzel. Ancak papanın ziyareti olumsuz bir olay olmayacak ise karşı çıkılacak bir olay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konu sie Orman bakanı Pepe nin acarkent ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar. Pepe orman arazisi üzerine kurulan Acarkent ve Acar İstanbul konutlarında tapu iptaline gidilebileceğini söylemiş. Bakan beyin bu olayda desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. çünkü devletin toprakları birilerine bedavaya verimiş ve zengin olmaları sağlanmmıştır. Geçmişte yapılanlar tam olarak hırsızlıktır. Vatandaşın malı çalınmış ve bazı insanlara verilmiştir. Umarım sayın bakan bu olayda geri atmaz ve gerekeni sonuna kadar yapar. Elinden geleni yapması bizim için yeterlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5026185718251076602?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5026185718251076602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5026185718251076602' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5026185718251076602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5026185718251076602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/papann-trkiye-ziyareti.html' title='Papanın Türkiye Ziyareti'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-7448115094889450416</id><published>2006-11-27T17:31:00.000+02:00</published><updated>2006-11-27T17:33:49.330+02:00</updated><title type='text'>Prime Time</title><content type='html'>Pazar akşamları televizyon kanallarında özellikle de TRT 1 ekranında futboldan başka birşey bulmanız çok zor. Bunun sebebi seyircilerin talep etmesi olabilir. TRT'nin müdürü futbolu çok seviyor da olabilir. Sonuçta TRT kanalının belki de en çok izlendiği zaman diliminde futbol programı yer alıyor. Programın içeriği böyle peki kalitesi nasıl? Bir tanesi iyi diyebiliriz ama diğer iki tanesi çok kalitesiz. Bu programın böyle önemli bir vakitte gösterilmesine karşıyım. Bunu başka kanallar yapsın ama TRT yapmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğim programda Türkiyede futboldaki şiddet ve kalitesizlik konuşuldu. Yorumculardan bir tanesi bu şartlarda yorum yapmayalım dedi, ben de çimden çok iyi olur dedim... Ama hakları var futbol çok düzeysiz bir halde. Bunun sebebi de kanatimce futbolu insanların hayatının ortasına oturtan basın organlarıdır. Ne zaman br gazete okusanız veya TV kanalını açsanız futolla ilgili birşeyleredenk gelirsiniz. Aslında futbol ile ilgili haber yapılmasında, programlar yapılmasında sorun yok. Sorun bu programlara hake ettklerinden fazla önem verilmesi. Çocuklar,gençler,kadınlar bu programları seyretmek zorunda bırakılıyor. Bu aşırı ilgiyi kaldırabilecek insanların futbol dünyasında bulunmamasından dolayı da karşımıza böyle&lt;br /&gt;bir lig ve futbol kalitesi çıkıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolu sevmediğimi söyleyemem, bir çok diğer spor gibi futbolu da seviyorum. Hatta internetten menejerlik oyunu dahi oynuyorum. Yabancı kaynaklardan futbolu araştırıyorum. Zaten dünyadaki futbol hakkında biraz bilgi sahibi olduğum için bizdeki futbolun eğlenceden çok başka duygulara (düşmanlık,şiddet gibi) hitap ettiğini düşünüyorum. Böylece oynayanlar zevk almıyor, izleyenler zevk almıyor takımlar avrupayla kıyaslayınca para kazanmıyor, ligimizi kimse bilmiyor ve avrupaya gönderdiğimiz karaktersiz futbolcularımız ile sevinmek zorunda kalıyoruz. Bu durum toplum olarak sahip olduğumuz bazı özelliklerden de kaynaklanıyor. Bir&lt;br /&gt;kere alçak gönüllü değiliz, karakter sahibi değiliz. Bir futbolcu biraz para ve ün gördü mü futbol dışı şeylere dalıp gidiyor. Bu kalitesizlik toplumun her alanında var. Bunu düzeltmenin tek yolu ahlak anlayışımızı göz önüne alıp düzeltmekten geçiyor sanırım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-7448115094889450416?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/7448115094889450416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=7448115094889450416' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7448115094889450416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7448115094889450416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/prime-time.html' title='Prime Time'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-7169436728145275962</id><published>2006-11-26T21:38:00.000+02:00</published><updated>2006-11-26T21:40:01.204+02:00</updated><title type='text'>Yüzüyorum</title><content type='html'>Son zamanlarda spor yapmak için her fırsatı değerlendirmeye ve kendi fırsatlarımı oluşturmaya çalışıyorum. Dün bu yönde yeni bir adım attım ve Cemal Kamacı spor salonunda ilk yüzme seansıma gittim. Beklediğimden keyifli ve verimli geçti. Yüz metre yüzdükten sonra yorulacağımı düşünüyordum ama böyle olmadı çünkü hemen yüzmedik. 10 kadar kişi bir hocanın etrafında toplandık. Hoca en basit ve temel hareketlerle çalışmayı başlattı. İlk olarak su üstünde nefes alıp suya girdik ve su içinde nefesimizi bıraktık. Daha sonra suyun dibine batıp suyun bizi yukarı çıkarmasını  bekledik. Daha sonra ayaklarımızı çalıştırdık. Bir kaç tane daha çalışmadan sonra en son ilerlememizi görmek için normal bir şekilde yüzmemizi istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havuza gitmeden önce bir hocanın bize yardımcı olacağını düşünmemiştim. Tek başıma birşeyler öğrenmeye çalışıyor olsaydım, dün öğrendiklerimi sanırım 3-4 seansta belki öğrenebilirdim. Ders sonunda daha iyi yüzdüğümü farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzmemin asıl nedeni spor yapmak. Sağlıklı bir hayat için spor yapmanın şart olduğunu düşünüyorum. Herkese tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-7169436728145275962?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/7169436728145275962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=7169436728145275962' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7169436728145275962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7169436728145275962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/yzyorum.html' title='Yüzüyorum'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-128391854333694071</id><published>2006-11-25T16:32:00.000+02:00</published><updated>2006-11-25T16:34:08.040+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oyun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hattrick'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Hattrick</title><content type='html'>Hattrick bir futbol menejerlik oyunu. Klasik menejerlik oyunlarından çok farklı. En önemli özelliği webden ücretsi oynayabiliyor olmanız. Hattrick oyununu internetten oynamak için menejerlik oyunları ararken buldum. Oyuna hemen başlayamıyorsunuz. Önce bir başvuru yapıyor ve başvurunuzun kabul edilmesini bekliyorsunuz. Ben üye olmak için 10-15 gün beklemiştim. Niçin bu kadar bekledin diyecek olursanız bunu basit bir sebebi var, hattrick in herhangi bir rakibi yok. Internette çok araştırma yaptım ama hattrick in yarı kalitesinde bile bir oyun yok. Bu nedele yaklaşık üç ay önce üye oldum ve oynamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hattrick çok yavaş işleyen bir oyun. Haftada bir kere lig maçı ve bir kere de hazırlık maçı yapıyorsunuz. Lig 14 hafta sürüyor. Geçen hafta lig bitti ve takımım ikinci sırada yeraldı. Benim takımım 7. seviyede idi artık 6. sevyede bir ligde oynayacağım. Açıkçası bu oyunun yavaş tarzı beni hiç memnun etmiyor. Sanki gerçekten bir maç yapıyor gibi birmaç için bir hafta beklemek hiç hoş değil. Ayrıca bazı kimseler bu oyuna gold üye olup para da ödüyorlar. Bu çok daha şaşırtıcı. Menejerlik oyunları her zaman ilgimi çekmiştir. Hattrick'e olan ilgim ne kadar sürecek bilemiyorum ama çok zamanımı almamasını umuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-128391854333694071?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/128391854333694071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=128391854333694071' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/128391854333694071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/128391854333694071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/hattrick.html' title='Hattrick'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-3178996180093866560</id><published>2006-11-24T16:36:00.000+02:00</published><updated>2006-12-11T12:16:49.439+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trafik'/><title type='text'>İstanbulda Trafik Sorunu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son günlerde istanbulda büyük bir trafik sıkıntısı var. Bu sıkıntıya istanbulda belediyenin yaptığı yol çalışmalarının sebep olduğu söyleniyor. Belediye başkanı bu firmaların yavaş çalıştığını, onları uyarmalarına rağmen bu tavırlarını değiştirmediklerini söylüyor. Bu açıklamadan sonra da firmalara belediyenin para cezası verdiğini öğreniyoruz. Meselenin ayrıntılarını bilmiyoruz ama belediye başkanının açıklamaları ilk öğrendiğimde bana çok komik geldi. Üç beş tane mütahit firmaya sözünüzü geçiremiyorsanız 15 milyonluk koca istanbulu nasl yöneteceksiniz. Bu çalışmalar şimdi başlamış değil ve firmaların yavaş çalıştığı zatenbilinen bir gerçek. Özellile&lt;br /&gt;mesai saatleri konusunda bu firmalar hiç de mantıklı davranmıyor. Sıradn bir firma gibi saat 18 gibi mesailerini bitiriyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konunun birçok farklı yönü var. Belediye başkanımız zaten bilinen bu gerçeği söylemek için niçin bu kadar bekledi acaba. Benim aklıma hemen seçim geliyor. Sanırım vatandaştan o kadar çok şikayet aldılar ki artık bir adım atmaları gerektiğini hissettiler ve faturayı mütahit firmalara kestiler. Seçimin yaklaşmış olması dolayısı ile de başbakan vatandaşın hakkını savunuyor izlenimi vermek istedi.Peki bu doğru bir yöntem mi? Aslında bu sorunun cevabı biraz geçmişte saklı. Sayın başkanın çalışmları ve önümüzdeki seçimdeki şansı bu hareketleri anlamamız için bize yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Topbaş daha önce beyoğlu da belediye başkanlığı yapmış bir siyasetçi. siyasi hayatının&lt;br /&gt;dışında da bir tüccar aileden geliyor. Bir önceki seçimde AKP İstanbul belediyesi için kimi aday göstereceği çok merak edilyordu ve adaylar arasında büyük bir rekabet vardı. Çünkü herkes seçimi AKP nin dayının kazanacağını biliyordu. Bu adaylar arasından sayın Topbaşın seçilmesi o dönem beni şaşırtmış ve üzmüştü. Çünkü sayın Topbaş o dönem çok tanınan bir figür değildi ve diğer adaylar arasında bu görevi çok daha iyi yapacağı düşünülen kişiler vardı. Bunlardan en çok dikkat çekeni Tuzla belediyesi başkanıydı. Adını hatırlayamıyorum ama bu görev için en ugun aday olarak onu düşünüyordum. çünkü Tuzla fakir halkın yaşadığı bir belediyedir, beyoğlunda ise bunu tam tersi zengin bir halk vardır, ve beyoğlu istanbulun merkezi olduğu için her yönü ile gelişmiştir. Ayrıca siyaset adamı olarak da Topbaşı bu görev için uygun görmüyordum. Tayyip Erdoğan ile kıyaslandığında "Halk için" söylemini yeterince yüksek sesle söyleyemiyordu. Bunlar bir seçim önce idi Aradan yıllar geçti. Ama sayın başkan hakkındaki görüşüm değimedi. Kanatimce bu görev için kendisi çok uygun değildi ve bu seçimde aday olması da çok zor. Bunu sanırım kendisi de biliyor. Başkan için yeterince çalışmıyor dersek ona iftira etmiş oluruz. Başkan bu görev çin uygun değil derken bunu görevini yapamıyor anlamında söylemiyoum. Tabi ki nu dönem içinde istanbula çok hizmet etti ve bunlarla övünmek hakkı. Ancak belediye başkanlığını bütün olarak değerlendirdiğimizde bazı alanlarda eksik başkan eksik kalıyor. Birincisi istanbul gibi büyük bir şehri yönetecek enerji sayın başkanda yok, belki ilerlemiş yaşı veya siyasete ilgisinin azalması veya başka birşey, sebebini bilmiyorum ama başkanda tam olarak belli olmasa da bir yılgınlık görüyorum. İkincisi sayın başkan halkın dilinden ve halinden anlamıyor. Kendisi yıllarca bir tüccar olarak tüccarların arasında yaşadığı için olsa gerek, tüm istanbul halkı kendisi gibi rahat zannediyor. Tayyip erdoğan bu konuda çok başarılıydı mesela. Halkın onu sevmesinin en büyük nedeni de halkı anaması ve onlara yakın durmasıydı. Ayrıca sayın Topbaş sahaya da inmiyor. Uzun zaman medyaya çıkmıyor, bir bakıyorsunuz ertesi gün medyada. Halktan uzak olduğu için halkın işleri az, iş adamlarının işleri ile çok ilgileniyor. Tabi ki&lt;br /&gt;bunlar benim görüşlerim ve algılamam, belki gerçek bundan çok farklıdır. Sonuç olarak sayın başkanın son açıklamalarına bu resmi bilerek bakınca bana çok manidar geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafk ve istanbulda ulaşım konusu için şöylenecek çok söz var. Ancak ben bu konuyu daha sonraya bırakıp başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Orman bakanı Pepe, gazetede okuduğum habere göre Orman Bakanlığı görevlilerinin Acarkent'i teftiş etmek istemeleri üzerine&lt;br /&gt;tehtd edildiğini ve bunlara silah çekildiğini söylemiş. Bu olay türkiyenin büyük resmini anlamak için çok büyük ipuçları veriyor. Türkiyede hükümet dahi olsanız sizin elinizin bile uzanmadığı yerler olabilior. Eğer bakanlığın adamlarına sıradan vatandaş silah çekmiş olsaydı yakapaça hapese atılırdı. Belediyeler fakir vatandaşın gecekondularını yıkarken tüm acıma duygularını bir kenara bırakıyor, ama iş zenginlerin gecekondularına gelince hiçkimse birşey yapamıyor. Tabi ki fakir de olsa zengin de olsa gecekondu yapanların cesazını çekmesi gerekir. Ancak birine ceza verip diğerine dokunmamak en hafif söyleyişle haksızlıktır. Bakanın açıklamasından bu konuda adım atılacağı anlaşıldı. Neler olacağını zamanla göreceğiz. Şahsen ben bakanımızı bu açılmasından dolayı kutluyorum, sayın Kadir Topbaş istanbul büyükşehir belediye başkanı&lt;br /&gt;olmasına rağmen yıllardır bu konuda bir çalışma yapmıyor... Bu yazıyı bir temenni ile bitirmek istiyorum. Umarım memleketimizi saran bu haksızlık salgını birgün biter ve insanların herkezin gözü önünde haksızlığa uğradığı günler gerilerde kalır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-3178996180093866560?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/3178996180093866560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=3178996180093866560' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3178996180093866560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/3178996180093866560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/trafik.html' title='İstanbulda Trafik Sorunu'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-6996461918978921695</id><published>2006-11-22T22:15:00.000+02:00</published><updated>2007-01-10T10:27:25.490+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Beden Eğitimi Dersinin Faydaları</title><content type='html'>Bu yazıyı okuyan herkes mutlaka bir beden eğitimi dersine girmiştir. Bu dersler genel olarak haftada iki saat yapılır. Bu iki saatlik ders peş peşe olur ve toplamda öğrenciler 90 dakika kadar "Beden Eğitimi" dersi almış olur. Haftada iki saat beden eğitimi dersi ile amaçlanan hedefleri gerçekleştirmek için kesinlikle yeterli değil. Çünkü 90 dakika gibi görülen bu ders eğer öğretmen var ise öğrencilerin kıyafet değiştirme zamanları çıkartılır ise yaklaşı 60-70 dakika olmaktadır. Bu da genç bir öğrenci için yetersiz bir süredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beden Eğitimi Dersinin Faydaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kanatimce türkiyede beden eğitimi dersinin süresi arttırılmalıdır. Ayrıca bu derslerde hem teori hem de uygulama olmalı. Gençler günümüzde olimpiyatlarda yapılan tüm sporlar hakkında temel düzeyde bilgi sahibi olmalı ve bu sporların bir kısmını yapma imkanı bulmalıdır. Bu seviyede bir eğitim için sanırım haftada 6-8 saat yeterli olacaktır. Öğrencilerin genel kültür dinmesinin yanında bu derslerin faydaları saymakla bitmez. Öncelikle şunu belirteyim spor yapan insanlar stresle başa çıkmayı öğrenirler. Mücadele etmeyi, rekabeti yaşayarak anlar ve öğrenirler. Ayrıca kötü alışkanlıklarda uzak dururlar. Diğer derslerine olan ilgileri artar. Çünkü enerjisini spor yaparak harcayan bir insan zekasını ve entellektüel aklını kullanmaya,kitap okumaya, müzik dinlemeye,matematik işlemler yapmaya ve tarih okumaya ihtiyaç duyar, bunlara ilgisi artar. Ayrıca haftada 6-8 saat düzenli spor yapan bir gençte piskolojik problemlee olması beklenmez. Şiddetten uzak durur ve insanlara saygı duyar. Daha başka birçok faydası bulunan bu dersin niçin hala 2-3 saat olarak kaldığını inanın hiç bilmiyorum. Umarım bunu birgün farkeder ve hatamızdan döneriz. Ayrıca şunu belirteyim, okulu bitiren insanların spora olan ilgisi artıyor buna kendimi ve çevremdekileri örnek gösterebilirim. Kısacası beden eğitimi dersinin burada kısaca belirttiğim gibi bir çok faydası vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-6996461918978921695?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/6996461918978921695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=6996461918978921695' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/6996461918978921695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/6996461918978921695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/beden-eitimi-dersi-1.html' title='Beden Eğitimi Dersinin Faydaları'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-5589504160296290562</id><published>2006-11-21T16:22:00.000+02:00</published><updated>2006-11-21T16:43:04.371+02:00</updated><title type='text'>İki Filim</title><content type='html'>Bu haftasonu iki güzel flim seyrettim. Bunlardan ilki çok zamandır seyretmek istediğim ancak bu&lt;br /&gt;güne kadar fırsat bulamadığım Lawrence of Arabia filmiydi. Birinci dünya savaşı yıllarında geçen filimde ilginç bir ingiliz subayının arabistanda yaşadıkları konu alınmış. Sıradan bir subay olan Lawrence'e ingilizler ile brlikte Osmanıya karşı savaşan arapların durumunu araştırma emri verilir. Lawrence biraz ileri giderek insiyatifi eline alır. Araplara önderlik eder. Çöl şartlarına uyum sağlar ve filim içinde yavaş yavaş bir ingilizden bir araba dönüşür. Başarılı sonuçlardan sonra arapların sevgisini kazanır. Filmin burdan sonrası biraz karışık. Lawrence karışık duygularla ne yapacağını bilemez bir görüntü sergiliyor. Bir filim olarak çok kaliteli bir yapım.&lt;br /&gt;Bundan seneler önce çevrilmiş olmasına rağmen ortaya çok kaliteli bir yapım çıkartılmış. Lawrence gerçek bir kişilik ve filimde anlatılanlarda gerçeklik payı var. Ancak türklerle ilgili tek bir olumlu sahne yok iken bir çok olumsuz ve hakaretler içeren sahneler var. Şahsen bu sahneleri görünce biraz sinirlenmek ile birlikte kendi kendime "Biz nerde hata yaptık" dedim. Filmi izlediğimde arapların niçin ingilizlerle işbirliği yaptığını çözememiştim. Ancak daha&lt;br /&gt;sonra yaptığım araştırmalardan bu ayaklanmalara halkın çoğunluğunun destek vermediğini öğrendim. Ayrıca savaş ayaklanmalardan çok ingiliz ordusunun saldırıları ile kazanılıyor. Ama sonuç olarak biz bu topraklardan çekildik. Bence tarihten ders almak gerekir.&lt;br /&gt;Bu filmi yanlış da olsa doğru da olsa tarihimizle ilgili malumat edinmek ve yabancıların bize nasıl baktığını görmek için seyredebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrettiğim ikinci filim yine bir savaş filmi. İkinci dünya savaşı döneminde güney asyada geçen filmin adı The Bridge on River Kwai(Kwai Nehrindeki Köprü). Bir bölük amerikan askeri japonlar tarafından esir alınmıştır. Bu askerler güney asyadaki bir japon esir kampına getirilir. Esir kampının kumandanı uzun bir demiryolu inşaatının bir parçası olarak kwai köprüsü üzerinde bir köprü yapmakla görevlendirilir. Bu köprünün işçileri ingiliz askerleridir. Ancak yeni gelen esirlerin komutanı subaylarını ağır işlerde çalıştırmak istemez bu nedenle ceza alır. Ancak köprünün bitmesi gerekmektedir. Filmin bundan sonrasında ingilizlerin bir köprüyü nasıl planlayarak yaptığını bir de... Bunu söylersem filmin heyecanı kaçar. İzleyince görürsünüz.&lt;br /&gt;Benim açımdan filmin en çekici ve ilginç yönü japonlar iş başında iken köprünün çok yavaş ilerlemesi ancak ingilizler işi alınca iyi düşünülmüş bir proje çıkartarak çok daha başarılı olmaları. Belki bu size çok ilginç gelmemiş olabilir. Ancak memleket olarak bu filimden 40 sene sonra bile hala bu standardı yakalayamadığımızı bildiğim için bence bu filimden çıkartılacak çok ders var. Biz işlermizi planlamıyoruz. Kaynaklarımızı yanlış işlerde kullanıyoruz. İnsanları kabiliyetlerine ve tecrübelerine göre işlere atamıyor ama bize yakın ve uzak olmalarına göre atamalar yapıyoruz. Sonuç olarak birçok işimizde hayatın gerçeklerini gözardı ediyor ve böylece başarılı olmıyoruz. Bu filimde ingilizler hakkında anlatılanlar çok doğru olmayabilir. bizim çin önemli olan kendi adımıza dersler çıkartmak olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki filim iyi bir haftasonu geçirmeme neden oldu diyebilirim. Tarihe olan ilgimi arttırdılar.Siz&lt;br /&gt;de seyretmek için kaliteli bir filim bakıyorsanız mutlaka izleyin derim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-5589504160296290562?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/5589504160296290562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=5589504160296290562' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5589504160296290562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/5589504160296290562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/iki-filim.html' title='İki Filim'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-112875394981306664</id><published>2005-10-08T08:44:00.000+02:00</published><updated>2006-11-24T16:55:39.261+02:00</updated><title type='text'>Trafik Problemi</title><content type='html'>İstanbulda yaşayan arabası olan ve olmayan herkezin ortak problemi sanırım trafiktir. Şu içinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayında bunu etkisini bi hayli görüyoruz. İftar vaktinde yollarda olanların sayısı hiç te az değil. Ancak genel olarak  trafikten benim gibi evi ve okul/işi arasında çok fazla mesafe bulunanlar etkileniyor. Arabanız varsa bir dert, yoksa başka bir dert. Benim evden okula ulaşma sürem  yaklaşık iki saat. Evim güngörende okulum ise beşiktaşta. Kendi arabamızla (arkadaşlarımın) yollar boş olduğunda yarım saate aldığımız yolu yollar kalabalık olduğunda en az bir saate gidebiliyoruz. Trafiğin ne durumda olduğu herkezin malumu bu nedenle ben bunun sebeplerinden ve aklıma gelen çözüm yollarından bahsedicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle en büyük sebep araçların ve nüfusun çok fazla, yolların ve toplu taşıma sisteminin buna göre çok eksik olması. 12-13 milyon insanın ikamet ettiği ve bunun çoğunluğunun gençlerden ve orta yaşlılardan, çalışanlardan olştuğunu düşünürsek istanbulun trafiğe çıkan nüfusu çok fazla. Tabi ki bu yöneticiler için bir bahane olamaz ancak trafiğin temel sebebi de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbulun kalabalık olmasının temel sebebi de bilindiği üzere göç olgusu. Bu başlı başına büyük bir problem olduğu için üzerinde durmayacağım ancak şu kadarını belirteyim, istanbulun nüfusu bu günkünün yarısı kadar olsaydı trafik problemi ve belkide kaza sayıları bu güne göre dörtte bire inerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci en büyük neden toplu taşıma sisteminin çok yetersiz ve çeşitlillikten uzak olması. Şu anda sistemin tüm yükü iett ve bir kısmı da tranvay/metronun üzerinde. IETT bu yükü kaldırmaktan çok uzak. Sabah işe gidenler bilir, genelde otubüsler o kadar kalabalık olur ki duraklarda dahi durmazlar. Bunu her hafta birkaç kez yaşamış biriyim. Ayrıca filoya katılan her otobüs kendisi bir trafik oluşturuyor. Tranvay ve metro ise küçük bir bölgeye hizmet veriyor ve çok fazla insana ulaşamıyor. Deniz taşımacılığı nedendir bilinmez, sadce boğazı geçmek olarak algılanıyor. İstanbulun deniz potansiyelinden gereği gibi faydalanamadığımız düşünüyorum. Ayrıca kullanılan gemiler de çok eski ve yavaş. Nostalji açısından güzel belki ancak bu filoya yeni gemiler eklemek zor olmasa gerek. Deniz otobüsü çok az kullanılıyor. Çok az yerde iskeleleri var ve ücretler çok uçuk. Toplu taşımada da bir diğer problem yeni yatırımların çok yanlış ve düşüncesizce yapılıyor olması. Halen yapılan tranvay çalışmaları yer üstünden yapılıyor ve mevcut yollar işgal ediliyor. Bunun en bariz  örneği karaköy fındıklı arasında yapımış olan tranvay yolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul trafiğini azaltmanın en temel yolu toplu taşımayı yaygınlaştırmak. Deniz taşımcılığında önem vermek, filoları genişletmek ve liman sayılarını  arttırmak. Yer üstünden giden Tranvay yerine yer altından giden metro hattı inşa etmek. Çünkü bu kadar kalabalık bir şehir artık yerüstünden yapılan tranvayı kaldırmıyor ve bunun sonu hiç iyi olmayacak. Yer üstünden tranvay yapmanın mantığını ve arkasında yatan nedenleri anlamakta zorluk çekiyorum. Metro hattının genişletildiği ve deniz taşımacılığına önem verildiği taktirde trafikteki yükün azalacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü neden otopark sorunu. İstanbulda otomobil parkı yok denecek kadar az ve ara sokakların 3/2 si park olarak kullanılıyor. Bunu engellemenin en basit ve kesin çözümü yeni otoparklar yapmak ve bunları çok ucuza kullandırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü bir neden insanların bilgisiz ve ilgiszliği. İstanbulda araba kullanan herkez ne demek istediğimi anlamıştır sanırım. Boğaz köprülerinin giriş veya çıkışındaki basit bir kaza binlerce insanın saatleri heba etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda saydığım çözümler istanbul büyüklüğünde bir şehir için çok maliyetli olmasa gerek. Hergün otalama 2-3 saatini yolda kaybeden biri olarak bence bu konu üzerinde yeterince durulmuyor ve büyük yatırımlar yapılmıyor.Zaten şu anda istanbulun bundan başka bu büyüklükte bir sorunu yok sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim aklıma gelen problemler ve çözüm yolları bunlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-112875394981306664?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/112875394981306664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=112875394981306664' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/112875394981306664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/112875394981306664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2005/10/trafik-problemi.html' title='Trafik Problemi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-112862444225035042</id><published>2005-10-06T20:44:00.000+02:00</published><updated>2005-10-06T20:47:39.553+02:00</updated><title type='text'>İlk Mesajım</title><content type='html'>Herkese merhaba,aklıma ne gelirse yazmayı düşündüğüm günlüğümün ilk mesajını atmaktan mutkuyum. Aslında bu il blogum değil ama kendimi ifade edeceğim ilk blogum.Şimdilik bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-112862444225035042?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/112862444225035042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=112862444225035042' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/112862444225035042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/112862444225035042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2005/10/ilk-mesajm.html' title='İlk Mesajım'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-7901240869854667219</id><published>2005-06-06T13:46:00.000+03:00</published><updated>2006-12-05T14:00:36.442+02:00</updated><title type='text'>Hakkımda</title><content type='html'>Istanbulda yaşıyorum. Adım Reşit. Kendimi kısaca bir müslüman genç olarak tanımlayabilirim. Kısa zaman önce bir üniversite bitirdim ve  Blişim sektöründe çalışmaya başladım. Okumayı seviyorum. Her zaman elimin altında bir kitap bulundurmaya çalışırım. Klasik kitapları tercih ederim. Akıcı bir dilde yazılmış fikir yazılarını da çok severim. Vaktimin bir kısmı spor yaparak geçiyor. Haftada bir gün birkaç kilometre koşuyorum. Ayağımdaki bir problemden dolayı son günlerde bunu biraz aksattım. Haftada br gün yüzüyorum. Buna yeni başladım. Fırsat buldukça basketbol ve futbol oynuyorum. Tiyatro ve sinemaya seyirci olrak ilgim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada herkesi ilgilendirebilecek kavramlar,olaylar,düşünceler hakkında yazılar yazıyorum. Kimseye faydası olmayan tartışmalardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Amacım büyürken,gelişirken çevremdekilere de faydalı olmak ve  büyümelerine yardımcı olmak. Üzerinde konuşulacak ve yazı yazılabilecek o kadar yanlış davranış ve düşünce ile karşılaşıyorum ki, bunları dile getirmemek bana acı çektiriyor. Sizin de yazdığım konularda söyleyecekleriniz var ise her konu hakkında fikirlerinii bizimle paylaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; " src="http://bp0.blogger.com/_KR7HwmlKm84/RXVepGG9rDI/AAAAAAAAAAM/Kfxy3wVFXyo/s320/kagitvekalem.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005010620999642162" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bu mail adresinden ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-7901240869854667219?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kagitkalem.blogspot.com/feeds/7901240869854667219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17547287&amp;postID=7901240869854667219' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7901240869854667219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/7901240869854667219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2005/06/hakkmda.html' title='Hakkımda'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_KR7HwmlKm84/RXVepGG9rDI/AAAAAAAAAAM/Kfxy3wVFXyo/s72-c/kagitvekalem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17547287.post-2477214954779276712</id><published>2005-06-05T11:03:00.000+03:00</published><updated>2007-08-28T18:08:20.491+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='indeks'/><title type='text'>Yazı Indeksi</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ağustos 2007&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/08/i-arama-ve-kariyer.html"&gt;&lt;span&gt;İş Arama ve Kariyer&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2007&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/05/youn-gndem.html"&gt;Yoğun Gündem&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nisan 2007&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/04/balama-ve-niyetler.html"&gt;Bağlama ve Niyetler&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mart 2007&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/03/yadigar-istanbul.html"&gt;Yadigar-ı İstanbul&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şubat 2007&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/02/2-abdlhamit-ve-denizalts.html"&gt;2. Abdülhamit ve Denizaltısı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/02/trkiyeden-youtube-kar-m.html"&gt;Türkiyeden YouTube Çıkar mı?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ocak 2007&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/01/antartika-ktas.html"&gt;Antartika Kıtası&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2007/01/insan-hcresi.html"&gt;İnsan Hücresi &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aralık 2006&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/kitap-okumak.html"&gt;Kitap Okumak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/zeytinburnu-kentsel-dnm-projesi.html"&gt;Zeytinburnu Kentsel Dönüşüm Projesi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/ss-snavn-nasl-kazanrm.html"&gt;Öss Sınavını Nasıl Kazanırım?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/platondevlet.html"&gt;Platon,Devlet&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/yedi-samuray.html"&gt;Yedi Samuray&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/istanbula-byk-bir-ktphane-yapalm.html"&gt;İstanbula Büyük Bir Kütüphane Yapalım&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/nasl-yzme-renirim.html"&gt;Nasıl Yüzme Öğrenirim&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/barut-fs.html"&gt;Barut Fıçısı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/12/kentsel-dnm-projesi.html"&gt;Kentsel Dönüşüm Projesi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kasım 2006&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/tiyatro-bileti.html"&gt;Tiyatro Biletleri Ucuzladı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/evre-ve-orman-bakanl-sitesi.html"&gt;Çevre ve Orman Bakanlığı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/papann-trkiye-ziyareti.html"&gt;Papanın Türkiye Ziyareti&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/prime-time.html"&gt;Prime Time&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/yzyorum.html"&gt;Yüzüyorum&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/hattrick.html"&gt;Hattrick&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/trafik.html"&gt;İstanbulda Trafik Sorunu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/beden-eitimi-dersi-1.html"&gt;Beden Eğitimi Dersi 1&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2006/11/iki-filim.html"&gt;İki Filim&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ekim 2005&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2005/10/trafik-problemi.html"&gt;Trafik Problemi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kagitkalem.blogspot.com/2005/10/ilk-mesajm.html"&gt;İlk Mesajım&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17547287-2477214954779276712?l=kagitkalem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2477214954779276712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17547287/posts/default/2477214954779276712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kagitkalem.blogspot.com/2005/06/yaz-indeksi_05.html' title='Yazı Indeksi'/><author><name>Reşit</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry></feed>
