Hayata Dair

18 Şubat 2007

2. Abdülhamit ve Denizaltısı

Sultan 2. AbdülHamid osmanlı imparatorluğunun son padişahlarından bir tanesi. Son günlerde Mustafa Armağanın "Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" kitabını okuyorum. Tarih kitapları her zaman ilgimi çekmiştir. Abdülhamit ile ilgili kitaplara diğer tarih kitaplarına nazaran daha fazla ilgi gösteririm. Bu ilginin belki de temel sebebi Abdülhamit'in kendi zamanında ittihatçılar şimdilerde de batı düşüncesini destekleyenler tarafından sevilmemiş olmasıdır. Kitabı almamın üzerinden sanırım 2-3 aylık bir zaman geçti. Kitapyurdu.com internet sitesinden yaptığım ilk online alışverişimde aldığım bu kitap, bununla birlikte aldığımdiğer kitaplardan sonraya kaldı. Ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim. Sayın Armağan kitabın önsözünde de belirttiği gibi akademik ve popüler kitap türlerinin bazı özelliklerini kitapta kullanmış. Kullandığı dil açık ve sürükleyici. Kitabın içine serpiştirilmiş parça parça hikayeler anlatımı bölmekle birlikte kitabı sıkıcı bir tarih kitabı olmaktan çıkarmış. Henüz kitabın üçte birini okuyabildim. Buraya kadar yazar sultanın kişisel özelliklerinden, ilgi alanlarından bahsetti. Siyasi düşünceleri ve icraatları ile ilgili bölümler kitabın bundan sonraki sayfalarında. Kitap ile ilgili bu yazıyı, kitabı okumayı bitirdikten sonra yazmayı planlıyordum. Ancak son birkaç gün içinde kitaptan edindiğim izlenim ve internetten okuduğum yazılar beni bu yazıyı yazmaya itti.

Yazar sık sık Abdülhamit'in osmanlı imparatorluğunun yıkılmasını geciktirdiğini ve bu gecikmenin çok büyük felaketleri engellediğini belirtiyor. Kitabın geneline yayılmış olan bu fikri biraz tarih okursak dahi kabul ederiz sanırım. Tarihe 83 harbi olarak geçen meşhur Osmanlı-Rus savaşı Abdülhamit Han'ın saltanata geçmesinden 2 yıl sonra başladı ve Osmanlı için çok büyük bir yenilgi oldu. Bu büyük savaştan sonra 30 yıl tahtta kalan padişah Osmanlının büyük miktarlarda toprak kaybetmesini ve dağılmasını engelledi. Çöküşü erteledi. Kendisini tahttan indiren İttihatçılar, iktidarı ele aldıktan sonra imparatorluk öyle bir çöküş yaşadı ki, bir kaç yıl içinde binlerce kilometre toprak elden çıktı, yüzbinlerce asker savaşlarda ya şehit düştü ya da yaralandı. Bu millet kendini silkeleyip ayağa kalkmasaydı, koca imparatorluk tamemen elden çıkacak ve tüm halk esir olacaktı. Bu gerçekler böyle olmasına rağmen kendi döneminde de bugün de Abdülhamit'i sevmeyen çevrelerin sesleri öyle güçlü çıkıyor ki toplumda Abdülhamit ile ilgili olumsuz bir genel kanaat oluşturmaya muvaffak olabiliyorlar. Aslında böyle bir kanaatten söz etmek te çok mümkün değil. Bu kitabı okuduktan sonra bir kez daha farkettim ki tarih bilgim/bilgimiz çok eksik. Aslında eksik değil, hiç yok. Abdülhamit Han'ın ömrünü geçirdiği Yıldız Sarayı'nı gezmiş olmama ve oradaki görevlilerden bir çok bilgiler almış olmama rağmen, bu kitaptan öyle çok şey öğrendim ki, Abdülhamt Han'ı yeniden tanıdım. Millet olarak son bir kaç yüzyılda en eksik kaldığımız alan ilim öğrenme ve öğretmede oldu. 20. yüzyılın blgi çağı olması bu eksikliğimizin etkilerini bir kat daha arttırdı. Sahip olduğumuz kıymetleri değerlendiremedik. En önemlisi islam dinine dahi sahip çıkamadık ve hayatımızda uygulayamadık. Umarım ilme olan ilgimiz giderek artar ve gerçekleri görmeye başlarız.


Bu kitapta Abdülhamit Han'a olan saygımı arttıran ve ne kadar ileri görüşlü bir padişah olduğunu bana gösteren, onun denizaltı teknolojisine olan ilgisi oldu. Kendi döneminde henüz savaşlarda kullanılabilecek seviyede denizaltı sayısı yok denecek kadar azdı. İngilterede denizaltı üretmek için rakipleriyle mücadele veren isveçli yatırımcı Nordenfelt'in çalışmalarını takip eden Abdülhamit ona maddi ve manevi destek oldu. Nordenfelt ilk gemisini yunanistana sattı. Bu Abdülhamit'in denizaltı almaya olan ilgisini daha da arttırdı. Sonunda istediği denizaltıyı aldı ve haliçte test etti. Bu testlerde tarihte ilk kez bir gemi su altındayken torpido attı. Bu küçük ama önemli hadiseyi ilk kez öğrendim. anlış hatırlamıyorsam bunu bir internet sitesinden okudum. Mustafa Armağanın kitabında denizaltı ile ilgili bölüme sadece göz attığım için bu bilgiye yer verip vermediğini bilemiyorum. Ancak abdülhamitin bu derece yeni bir teklojiye önem vermesi ve yatırım yapması onun ilme ve ilerlemeye verdiği değeri gösterir. Yunanistan ile bir savaş arifesinde olunması sultanı daha da heyecanlandırmış ve bu gemiye olan ilgisin arttırmıştır.

Sultan ile ilgili ilk defa öğrendiğim diğer bir konu ise Amerika Kongresine gönderdiği resim albümleri. Amerika o zamanların yükselen süper gücü idi. Bunu gören sultan ülkesindeki gelişmeyi ve ilerlemeyi batıya göstermek için tüm ülkenin resimlerini usta fotoğrafçılara çektirdi ve albüm haline getirdi. Bu albümlerde toplam 1800 civarında resim vardı. Bu resimlerde tren yolları, istasyonlar, okullar, öğrenciler, öğretmenler, saraylar, askerler, gemiler, mimari özelliği olan binalar ve niceleri vardı. Amerikalıları bu resimler ne kadar etkiledi bilemiyorum ama bende çok büyük bir ilgi uyandırdılar. Tarihi fotoğrafları şahsen çok seviyorum. Belki de bunun sebebi tarihimizi anlatan resimlerin az olması. Ama sadece amerikaya padişashın iki bine yakın resim göndermesi, onun döneminde ne kadar çok resim çekildiğini bize gösteriyor sanırım. Bu resimlerin internette yayınlandığını sayın Armağanın kitabından öğrendim ve hemen araştırdım. Kitapların bulunduğu siteyi buldumama sadece iki tane resme ulaşabildim. Diğer resimlere ulaşmak mümkün değil. www.loc.gov adresi Amerikan Konseyinin web sitesi. Ancak bu site çalışmıyor. Bu bende düş kırıklığına yol açtı ama çok önemli değil. Abdülhamit Han'ın bu kadar resmi çektirdiğini öğrenmek bile benim için çok değerli.

İnternet üzerinden sultan ile ilgili araştırma yapınca karşıma hemen Ermenilerin iddiaları çıktı. Bu konu şu sıralar gündemde olduğu için yorum yapmak istemiyorum. Ama kısaca şunu söyleyeyim, Osmanlının ermenileri katlettiğine inanmıyorum. Şayet böyle birşey omuş olsaydı daha o yıllarda bunun cezası Türkiyeye ve Osmanlıya kesilirdi. Ancak yine de bu konudan yapılacak Tarihi araştırmaların desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Tarihimizde böyle bir yanlış var ise, bunu hesabı da verilmeli. Ancak ben böyle bir şeyin olmuş olabileceğine kesinlikle inanmıyor ve ihtimal vermiyorum.

Yakın tarihimizde yaşanan bunca acı ve yıkıcı hadiseye rağmen, Abdülhamit gibi
vatansever ve açık görüşlü insanların mücadeleyi bırakmamış olması benim gelecek adına umutlarımı arttırıyor. Geçmişte milletimiz bu derece zor hadiselerin içinden çıkmayı başarmış ise bugün içinde bulunduğumuz rahat ve müreffeh şartlarda elimizden daha fazlasının geleceği ve gelmesi gerektiği aşikardır.

Abdülhamit Han'ın hayatı ve uygulamaları ile ilgili daha bir çok bilgi sayın armağanın kitabında mevcut. Burada anlatmadıklarımı kitapta bulabilirsiniz. Umarım bu kitapta verilmek istenen mesajı milletçe anlar ve kavrarız. Dünyaya bakışımızı bir daha gözden geçirir ve ayaklarımızın üzerinde durmayı öğreniriz.

Etiketler: , , ,

04 Şubat 2007

Türkiyeden YouTube Çıkar mı?

Son zamanlarda bilişim sektöründe çokça konuşulan konulardan biri YouTube sitesinin 1.6 milyar satılması idi. Bu sektörde bu derece büyük rakamlar konuşulmadığı için bu satış haberi az da olsa şaşkınlıkla karşılandı. Ayrıca herkesin aklına her zaman olduğu gibi niçin bizden YouTube gibi firmalar çıkmıyor sorusu geldi. Bu büyüklükte bir sitemiz olmadığı doğru. Internet üzerinde buna benzer bir başarı göstermiş herhangi başka bir firma veya sitemiz de yok. Peki bizim bu siteleri yapanalrdan eksik bir yanımız mı var? Onlarda olan ve bizde olmayan birşey mi var? Bu konudaki yazılarda ve konuşulanlarda genellikle teknolojik olarak ve finansman açısından çok gerilerde olduğumuz dile getirildi. Internet kapastemiz sadece YouTube sitesinin ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Ayrıca bu firmanın kurulma zamanlarında Google da olduğu gibi milyon dolarlar seviyesinde krediler alınmış ve kullanılmış. Sonuçta internet ortamında da iş yapmak için kaynağa ihtiyç var. Bu kaynak sizde yoksa kredi yoluyla veya başka şekillerde temin etmeniz gerekiyor. Bizde internet üzerinde iş yapan firmalara kredi verilmesi az rastlanır bir durum. Çünkü toplumun büyük bir kısmı internetten para kazanıldığını dahi bilmiyor.

Yukarıda sıraladığım sebeplere benzer bir çok farklı sebep sayılabilir. Yani YouTube gibi çok iyi fikirleri hayata geçirenlerin bizde olmayan avantajlarını sayabiliriz. Ancak kanatimce biz meselelere bu şekilde bakmaya devam edersek sadece bugün değil gelecekte de bizden buna benzer uygulamalar çıkması çok zor. Neden mi?

Genel bir değerlendirme yapmadan önce YouTube ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum. YouTube şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen 10 sitesinden biri. Bu 10 site o kadar büyük ki, dünya üzerinde internet kullananların belki de tamamı mutlaka bir şekilde bu siteleri ziyaret ediyor. Bu büyüklükte bir sitenin Türkiyede ve Türkçe olması mümkün değil. Çünkü dünyada bu kadar Türkçe bilen insane yok. Nasıl okyanuslarda balina yaşarken Akdeniz veya Karadeniz gibi küçük denizerde yaşamıyorsa, Türkiye gibi nüfusu az olan ayrıca internet kullanımı yaygınlaşmamış bir ülkede bu büyüklükte bir site çıkmasını beklemek sadece hayal olur. Ancak şunu söyleyebiliriz. YouTube sitesini kuranlar Türk olabilirdi. Yani site ingilizce olurdu ama sahipleri Türkiyeden olabilirdi. Bunu ne engelledi?

Biz hala devlet bize yetişsin bizi kurtarsın diyerek yaşamış olan dedelerimiz gibi refleksler üretiyoruz. Imkansızlıklar her zaman bizi engelliyor ve elimizi kolumuzu bağlıyor. Bu bakış açımızı değiştirip eksiklerimizi gidermenin makul yollarını bulmaya çalışsak ve bulduğumu çözümleri güzelce uygulasak bizden de bir çok dahice fakir ve uygulama çıkacağına eminim. Ancak herşeye başlamadan önce düşünce sistemimizi, bakış açımızı düzeltmeli kendimize daha çok güvenmeliyiz. Tabi ki kağı üzerinde veya zihnimizde kalan bir güven birşey ifade etmeyecektir. Ayakları üzerinde basan ve kendine güvenen her müteşebbis, usül ve erkan biliyorsa internet dahil her ortamda başarılı olur.

Yatırımcı Bakış Açısı

Peki bizden de YouTube’lar çıkması için ne yapmalıyız. Öncelikle altyapımızın bu büyüklükte bir iş için yeterli olmadığını Kabul etmeliyiz. Ancak şöyle bir gerçek var YouTube ve diğer büyük siteler ilk kurulduklarında bu kadar çok insane tarafından ziyaret edilmiyorlardı. Yani bugün ihtiyaç duydukları devasa veri saklama veya iletme birimlerine ihtiyaçları yoktu. Bu nedenle Türkiyede bile basit bir teknoloji ile YouTube benzeri bir site yapmak mümkün. Eğer siteniz beklediğiniz ilgiyi görür ve sisteminiz yetersiz kalırsa yurt dışından çok daha ucuza ve istediğiniz kadar veri depolama veya iletim (bandwidth) hizmeti alabilirsiniz. Ayrıca YouTube sitesi gibi bir siteyi geliştirmek hiç te zor değil. Küçük bir programcı takımı bile buna benzer bir siteyi geliştirebilir. Ayrıca proje belirli bir aşamaya geldikten sonra yurt içinden veya yurt dışından finansman desteği almak ta hiç zor olmayacaktır.

Sonuç olarak bizden de bu derece talep gören bir proje çıkması için bunu yapabileceğimize inanmamız ve projemizi iyi planlamamız gerekir. Biraz once okuduğum bu yazıda olduğu gibi sadece projenizin finansman gereksinimlerini hesaplar ama kime hitap edeceğinizi kimlerle rekabet edeceğinizi düşünmez iseniz başarılı olmanız mümkün değildir. Bu yazıda bir teknik insanın, mühendisin projeye bakışı yazılmış sanki. Halbuki bir iş kurarken teknik konular en son düşünülecek konulardır. Önce müşterileriniz kim olcak onlara nasıl ulaşacaksınız gibi soruların cevabını bulmak gerekir. Bunları düşünmeden uygulamaya geçerseniz harcadığınız para boşa gider elinizde hiçbirşey kalmaz. Burada teknik hesaplamalar önemsizdir demek istemiyorum, tabi ki çok önemlidir.Ancak önce projenin genel fizibilitesini yapmak gerekir. Acaba yatırdığınız parayı ne kadar zamanda kazanabileceksiniz? Karlılığınız ne olacak? Bu gibi soruları sormadan bir projeye başlamak sonu görünmeyen bir tünele girmekten farksız olur. Bu sorulara cevap bulmak için de biraz ekonomi bilgisine sahip olmak ve teknik bakış açısını bırakıp yatırımcı bakış açısına sahip olmak gerekir.

Etiketler: , ,