Hayata Dair

22 Aralık 2006

Zeytinburnu Kentsel Dönüşüm Projesi

Kısa zaman önce Zeytinburnu belediye başkanına Zeytinburnunda uygulanması düşünülen Kentsel Dönüşüm Projesi ile ilgili sorularımı içeren bir e-posta göndermiştim. 15 Gün kadar sonra e-postama cevap geldi, bu cevabı burada yayınlıyorum:


ZEYTİNBURNU KENTSEL DÖNÜŞÜM ve YENİLEME ALANI ( SUR TECRİT ALANI ) PROJELERİ

Zeytinburnu İlçesi’nin Kentsel Dönüşüm süreci 1999 Marmara Depremi ile başlamıştır. Deprem artık Türkiye, İstanbul ve Zeytinburnu için bir uykudan uyanış nedeni olmuştur. Bu uyanışla birlikte çalışmalar da başlamıştır. 2002 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Japon İşbirliği ajansı ( JICA ) ile mevcut durumu ve risk durumunu ortaya koyan bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda olası depremlere karşı senaryolar ortaya konmuştur.

JICA raporusun ışığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dört büyük üniversite ( Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ) ile İstanbul Deprem Master Planını (İDMP ) hazırlamıştır. Bu çalışma ışığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zeytinburnu ilçesini pilot alan olarak seçmiştir. Böylece Zeytinburnu Pilot Projesi (ZPP) başlamıştır. Zeytinburnu için dönüşüm süreci başlamıştır.

Bu çerçevede iki ana çalışma belirlenmiştir. Biri tarihi ve kültürel değerlerin bulunduğu sit alanında yapılacak olan yenileme projeleri; ikincisi afet riski öncelikli kentsel dönüşüm projeleridir.

Zeytinburnu Belediyesi; İmar ve Planlama Müdürlüğü, Planlama ve Harita Şefliği bünyesinde ZEŞAT’ı ( Zeytinburnu Şehircilik Atölyesi ) kurmuştur. Bu örgütlenme İstanbul Deprem Master Planında Yerel Eylem Planlarında önerilen örgütlenme yapısı çerçevesinde sağlanmıştır.

ZEŞAT çalışmalarını yenileme ve dönüşüm projelerinde yoğunlaştırmıştır. Yenileme alanı ile ilgili çalışmalar 5366 sayılı kısaca yenilme yasası olarak adlandırabileceğimiz yasa çerçevesinde yapılmaktadır. Zeytinburnu ilçesinde tarihi, kültürel değerlerin yoğun olarak bulunduğu Sur Tecrit Alanı içinde İstanbul genelinde bir bütünlük teşkil eden alan Kültür Vadisi Projesi olarak adlandırılmış ve bu değerlerin yenilenmesi, korunması, yaşatılması, kullanılması amaçlanmıştır.

Kentsel Dönüşüm Projesi, afet riski öncelikli mevcut yapı stokunun iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Ancak çalışmalar; analizeler, mevcut durumun ortaya konulması ve gelecekle ilgili öngörüler şeklinde yapılmaktadır. Çalışmalar farklı çevrelerle; akademik çevre, STK’lar , meslek odaları ile yapılmaktadır. Ayrıca projeye destek konusunda dış bağlantılarla temasa geçilerek uluslar arası boyut da kazandırılmaktadır.

Çalışmaların uygulamaya yönelik olarak devam edebilmesi için Kentsel Dönüşüm Yasası beklenmektedir. Yeni çıkacak yasa ile daha kısa zamanda projelerin üretilip uygulamaların yapılması beklenmektedir. Söz konusu Kentsel Dönüşüm Yasası tasarı halinde TBMM’de işlem öncelikli olarak beklemektedir.

Kentsel Dönüşüm Yasası’nın çıkmasıyla birlikte proje süreci, taraflarla detaylı olarak internet, basın duyurusu, mahalle toplantıları , seminerler, ilanlar, yerel gazete… şeklinde duyurularak paylaşılacaktır.

iyi günler dileriz...

Etiketler: , ,

21 Aralık 2006

Kitap Okumak

Kitap Nedir?

Bu sorunun herkese göre farklı bir cevabı olsa gerek. Bana sorulsa kitap tecrübedir derdim. Okuduğum her kitap beni başka diyarlara çeker. Hiç tanımadığım, görmediğim kişilerin yaşadıkları anları görür, gezdikleri sokaklarda gezer, konuşmalarına misafir olurum. Son günlerde yazarı Cenab Şahabeddin olan bir gezi kitabı, "Hac yolunda"yı okuyorum. Yazar istanbuldan, Hicaz ve Mısıra kadar yolculuğunu tasfir ediyor,anlatıyor. Sadece gezdiği yerlerden bahsetmiyor yazar buralar hakkında tarihi,siyasi ve felsefi yorumlar da yapıyor. Mesela vapur Atina da bir süre mola verince bir kaç arkadaş Atinayı gezmeye karar veriyorlar. Bu kısa gezide gördüklerini bize aktarıyor. Daha sonra da yunanlıların geçmişini, felsefe tarihlerini ve o gün için bulundukları seviyeyi değerlendiriyor ve eleştriyor. Ayrıca vapurdaki yolcuları çok ayrıntılı bir biçimde betimliyor. Bu bölümde o zaman toplumun hangi sınıflara ayrıldığını, bu sınıfların genel özelliklerini ve görünüşlerini dile getiriyor. Bunların dışında iskenderiye şehrini anlatırken bir ayrıntı çok dikkatimi çekti. O yıllarda sokaklar gazlı sokak lambaları ile aydınlatılırmış. Lambalar gaz ile doldurulur daha sonra yakılırmış. Bir caddede gaz lambası olması orada fakirlerin mi yoksa zenginlerin mi oturduğunu gösteriyormuş. İlk defa bu kitaptan öğrendiğim bir çok şey var bunun gibi. Bundan bir asır önce yazılmış bu kitaptaki hadiseleri benim yaşamam mümkün değil. Şahabettin bunları Hac Yolunda kitabında bana anlatıyor. Kitabın edebi değerini bir kenara bıraksak dahi sadece kitaptan edindiğimiz malumat dahi bu ve benzeri kitapları okumak için yeterlidir kanatimce.

Matematik dersi üzerine yazılmış kitaplar da bize tecrübe aktarır. Yazar yıllarca uğraşmış ve bir çok formülün çözüm yollarını bulmuştur. Bize sadece bunları okumak ve anlamak kalır bu kadar basit. Yeni formüller çıkartmak çok zahmetli, bilgi ve tecrübe isteyen ve zaman alan bir uğraştır. Bu nedenle bu formüllerin çözümlerini anlatan bir kitap bu zor işin herkes tarafından yapılmasını engellemiş olur.

Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de de bize bir çok tecrübeler aktarılmaktadır. Tabi ki bir kitap sadece tecrübelerden oluşmaz. Ama her kitapta bir miktar tecrübe gizlidir. Kurandaki eski kavim kıssaları buna örnek verilebilir. Diğer kutsal kitaplar için de bu geçerlidir.

Sonuç olarak kitap bir tecrübedir, tecrübeler bütünüdür. Okuduğumuz her kitap hayatın farklı alanlarından tecrübeler bize aktarır. Bunlar bizim için ne kadar faydalı olur buna birazdan değineceğiz.


Niçin Kitap Yazılır?

Kitap yazmayı yazı yazmak olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü bir çok gazete makalesi kitap haline getirilmiştir. Hatta birçok konferans konuşması kitaplaştırılmıştır. Bu nedenle niçin kitap yazılır demek ile niçin yazı yazılır demek bizi aynı sonuca çıkartacaktır. Biraz önce ayrıntsyla aktardığımız gibi kitap okumak bir tecrübedir. Yaşı genç, hayatta hiçbir tecrübesi olmayan bir kimseden kitap yazmasını beklemeyiz, kendisi de buna kalkışmaz zaten. Ancak genç veya yaşlı, hayatta çok tecrübeler edinmiş birisinin kitap yazması bize hiç garip gelmez. Özellikle yadıkları işe yarar şeyler ise ve edebi bir dili varsa bunu kolayca kabul ederiz. Burada şunu belirtmeliyim, tecrübe kelimesi ile sadece bir kimsenin kendi yaşadığı hadiselerden kazandığı bilgiyi kastedmiyorum. Burada kullandığım tecrübe, bir kimsenin gördükleri,duydukları, üzerinde fikir yürüttüğü konular veya hayatını etkileyen olaylar olabilir. Hatta okuduğumuz bir kitap da olabilir bu. Bir kimsenin kitap yazmak için en büyük motivasyonu gördükleri, duyduları, düşündükleri,okuduklarıdır. Düzenli kitap okuyorsanız, hayatınızın bir döneminde kitap yazmanızı bekleyebiliriz. Ancak sadece tecrübeli olmak tek başına yeterli değil. Bir de sorumluluk bilinci, diğer bir deyişle meseleleri kendine dert edinmek gerekiyor. Hac Yolunda kitabında, cenab şahabettin ile aynı yolculuğa çıkan bir çok kimselerden bahsediliyor. Ancak bu kimselerden sadece Cenab Şahabettin gezi notları tutmaya ve bunları kitaplaştırmaya niyet ediyor ve bunu gerçekleştiriyor. Sanırım bunun en büyük sebebi bu kimselerin meseleleri dert edinmedeki seviye farklılığı. Tabi ki yazarın edebi bilgisi göz ardı edilemez. Ancak kendimden biliyorum, tarihi yerlerden geçerek yapılan gezilerde her zaman yaşadıklarımı not alma ihtiyacı duyarım, bir çok kimsenin de benim gibi olduğunu tahmin ediyorum. Söyleyecek birşeyleri olan herkes kitap yazabilecek potansiyele sahiptir.

Kitap yazmak için özel bir yetenek gerekiyor mu bilmiyorum. Ancak şunu iyi biliyorum ki çok kitap okumak şart. Hangi türde kitap yazmak istiyorsanız o türde bol bol kitap okumalısınız. Mesela roman yazmak istiyosam roman okumalıyım. Matematik kitabı yazacaksam matematik okumalıyım. Bu da yeterli değil. Biraz yetenek, akıcı bir dil ve çok çalışmak gerekli. Bunların hepsi bir araya gelse dahi başarılı, okunan bir kitap yazmanız mümkün olmayabilir...


Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?

Bu soruya cevap vermek istediğimde daima arada kalırım. Hangisini seçsem diğerine haksızlık yaptığımı düşünürüm. Bu cevaplanmak için sorulmamış olmalı. Sorunun amacı kitap okuma ve gezmenin insana bilgi kazandıran yegane iki araç olduğunu vurgulamak olmalı. Çünkü her ikisi de insana büyük miktarlarda bilgi ve tecrübe katar. Ayrıca bunu aynı şekilde yapmazlar, yani birbirlerine rakip de değildirler. Gezme ile edineceğiniz bilgi kitap okuyarak edineceğiniz bilgiden çok farklıdır. Bir kere kitap okumada hayal ön plandadır. Kitapta tasvir edilen olayları veyerleri siz hayal dünyanızda yeniden oluşturursunuz. Gezerken de hayal gücünüzü kullanırsınız ama kitap okumayla kıyaslanmayacak kadar azdır bu. Gezerken bir çok yeni insanla tanışırsınız. Kitapta yoktur bu. Bu iki mühim bilgi kaynağını ihmal etmemek gerekir.

Hiç kitap okuyamıyorum, nasıl başlayabilirim?

Yakın çevremde kitap okumadığını bildiklerime fırsat buldukça kitap okumalarını öğütlerim. Bana da bunu zamanında bir çok kimse söylerdi. Hatta kendi kendime de çok kereler kitap okumalıyım dedim. Kitap okumayan birisini kitap okumaya başlatmak hiç de kolay değil. Böyle kimselerden ilk duyacağınız söz kitap okumayı sevmiyorum olacaktır. İnsan sevmediği bir şeyi uzun süre yapamaz. Kitab okumayı insanlara sevdirmek gerekir. Muhatabınız bir çocuk ise küçük bir kitap hediye etmek yeterli olabilir. Muhatabınız artık her şeye aklı eren bir genç ise, veya görmüş geçirmiş bir yaşlı kimse ise veya daha da ilginci siz kendiniz iseniz kitap okumaya ikna olmak ve ikna etmek zor olsa gerek. Başkalarını ikna etmek için herkesin kendine göre yolları olabilir, bunlara değinmeyeceğim. Burada kendim kitap okumaya nasıl başladığımdan bahsetmek istiyorum. İlk kitabımı sanırım ilk okul sıralarında okudum. Sınıfımızda küçük bir kitaplık vardı. Aradaşlar ile kim daha çok okuyacak diye idda yapardık. Bazı günler, 45-50 sayfalık kitapları bitirdiğim olurdu. O günlerden aklımda kalan kitaplar şunlar; Don Kişot, Robinson Kuruso ve Pinokyo. Daha başkaları da var ama bunlar beni en çok etkileyenleri. Özellikle Don Kişot kitabı beni çok etkilemişti. Hala onun değirmenlerle mücadelesini hatırlıyorum. Herkes böylemi bilemiyorum ama ben bir kitabı okurken sanki kendimi kitabın içinde hissediyorum. Beni o kadar etkiliyor ki eğer duygusal bir kitap ise duygulanıyorum. Heyecanlı ise ben de heyecanlanıyorum. bu kitabı okuduğum dönemdeki duygu ve davranışlarımı da etkiliyor. Ortaokul yıllarımda da bir kaç tane türk klasiği kitabı okudum. Peyami Safa beni çok etkiledi. O günlerde başlayan Peyami Safa sevgisi halen devam ediyor bende. Bu güne kadar elime geçen bir çok kitabı okudum. Özellikle klasik kitaplara ilgi gösterdim. Ancak kendimi çok okuyan biri olarak değerlendiremem. Sadece okuduklarım için "yeterli" diyebilirim. Son zamanlarda normalin çok üstünde kitap okuyorum ve bundan çok memnunum. Siz de kitap okumak istiyorsanız ama bir türlü başlayamıyorsanız size tavsiyem en kısa zamanda bir dünya veya Türk klasiği bir roman alın ve okumaya başlayn. Eminim bir kitap bitirdikten sonra diğerine başlamak isteği sizi bırakmayacak. Bu kitap okumaya başlamanın en kolay yolu,bir kitap bulup okumaya başlamak. Ancak bir kitap okumak yeterli değil.

Kitap okumaya başlamak birinci adım, daha önemli olan bunu sürdürmek. Bunun için bir kaç hususa dikkat etmek gerekli.

Okumak istediğiniz kitapların bir listesini çıkartın. Bu listeye okumaktan hoşlanacağınız kitapları ekleyin. Ayrıca herkesin bir gün okuması gereken kitapları da bu listeye ekleyin. Mesela Dostoyevski den Suç ve Ceza, Balzaktan Goriot Baba, Viktor Hugodan Sefiller gibi. Türk edebiyatından da Küçük Ağa, 9. Hariciye Koğuşu, İntibah gibi kitapları listenize ekleyebilrsiniz. Düşünce kitapları, şiir, deneme kitapları, tarih kitapları da olmalı listenizde. 10,15 tane kitap ilk aşama için yeterli olacaktır. Bu kitapları okuduktan sonra yeni bir liste oluşturmak sizi hiç zorlamayacak.

Daha sonra kitap okumak için belirli bir zaman ayırın. Bu günde bir saat veya haftada üç saat olabilir. Her gün yatmadan önce yarım saat kitap okumak ta güzel bir seçenek. Her gün düzenli olarak yaptığınız bir şeyden önce veya sonra kitap okumaya karar verirseniz bunu devam ettirmekte ve her gün hatırlamakta zorlanmassınız. Ama ilk kitaplarınızı yolda, otobüste, sesli ortamlarda okumanızı tavsiye etmem. Çünkü bu ortamlarda kitap okumak zordur. Bu sizi kitap okumaktan soğutabilir. Daha sakin ve sessiz ortamları tercih edin.
Listenizi oluşturdunuz ve her gün bir miktar zamanınızı kitap okumaya ayırdınız. Sırada bu kitapları temin etmek var. Basitçe bu kitapları satın alabilirsiniz. Bunun için internetten alışveriş iyi bir seçenek. Güvenlik sorunu da bulunmuyor. Diğer bir seçenek kitapçılardan temin etmek. Bu kadar kitap almaya bütçeniz yetmiyorsa en kolay çözüm kütüphaneleri kullanmak. Kitap okuma ortamı olarak kütüphaneler en iyi seçenek. Çünkü merak ettiğiniz herhangi bir kitabı veya konuyu orada hemen bulabilirsiniz. Evinize veya işinize en yakın kütüphaneye gidip üye olmanız size binlerce kitaba erişim imkanı verecektir. Üye olduğunuz kütüphanenin ödünç kitap verme uygulaması var ise, bu kitapları evinizde de okuyabilirsiniz. Geriye sadece kitap okumak kalıyor. Kitap okurken önemli gördüğünüz bölümleri not alabilirsiniz. Aklınıza takılan veya anlamadığınız yerleri başkalarına sorabilir veya benzer kitaplara bakabilirsiniz. Umarım siz de kitapların dünyasına misafir olursunuz.

Etiketler: , , ,

12 Aralık 2006

YGS Sınavını Nasıl Kazanırım?

Yıllardır üniversite okumak isteyen bir çok kimse şimdilerde YGS dediğimiz ama ismi zaman zaman değişen öğrenci seçme sınavına giriyor. Sınava giren herkes bir üniversteye yerleştirilmediği için karşımızda sadece bir sınav değil bir yarış var. Bu yarışı kazanmak için yapılması gerekenleri anlatmaya çalışacağım.

Hedef Belirliyoruz

Sınava çalışmaya başlamadan önce bir hedef belirlemeliyiz. Bu çok önemli. Eğer belirli bir hedefimiz yok ise çalışmak için sebep bulma zor olacaktır. Ayrıca ders çalışmaya ne kadar vakit ayıracağmıza da karar veremeyiz. Bu nedenle önce kazanmak istediğimiz bölümü ve üniversiteyi belirlemeliyiz. Belirlediğimiz bu bölümlerden en çok girmek istediğimiz bizim hedefimiz olacak. Böylece sınavda almamız gereken puanı aşağı yukarı hesaplayabilecek ve buna göre çalışmalarımızı düzenleyeceğiz. Sırada bu bölüme girmek için almamız gereken puanı aşağı yukarı hesaplamak kalıyor. Bu hesabı yapmak için hocalarınıza ve arkadaşlrınıza danışabilirsiniz. Bu hesabı yapmakta kendinize güvenmiyorsanız bu en iyi yol olacaktır. Kendine güvenen arkadaşlar ise aşağı yukarı bunu nasıl yapacaklarını biliyorlardır. Burada puan hesabı yerine yüzdelik dilim hesabı yapmak daha doğru sonuç verecektir. Her sene bölüm puanlarının değiştiğini unutmamak lazım. Bunu dikkate alarak bir puan eşiği yerine puan aralığı hedeflemek gerekir. Mesela sınavdan 180 puan almalıyım yerine 175-185 aralığında bir puan almalıyım dersek yanılma ihtimalimiz azalır ve esnek bir puan hedeflemesi yapmış oluruz.

Ne Durumdayım Acaba?

Hedefi belirledikten sonra sırada kapasitemi ölçmek var. Bunun en kolay ve etkili yöntemi deneme sınavı olmaktır. Dershanelerin ücretsiz sınavları, eğer bir dershaneye gidiyorsanız orada girdiğiniz YGS denemeleri veya evde kendikendinize yaptığınız deneme sınavları ile seviyenizi ölçebilirsiniz. Benim YGS hazırlandığım zamanlarda dershanemizde seviye tespit sınavları olurdu. Bu sınavlara binlerce insan girdiği için sınav sonuçları seviye tespiti için çok güvenilirdi. Yüzdelik dilimimizi öğrenme fırsatımız olduğu için de hedeflediğimiz bölümü kazanmak için seviyemizin yeterli olup olmadığını gerçeğe en akın şekilde tespit ederdik . Bu sınavlar benim açımdan çok eğlenceli geçerdi. Çünkü her sınavdan sonra arkadaşlarımla doğru ve yanlış cevaplarımızı tartışırdık. Yaptığım netlerin zamanla yükseldiğini görmek çalışmalarımın sonuçlarını aldığımı bilmek beni mutlu ederdi.

Bir kaç tane deneme sınavı olduktan sonra bu sınavlarda yaptığım yanlışara bakmalı ve eksik olduğum ders ve konuları belirlemeliyim. Elime bir kağıt alıyorum. Tüm yanlış cevapladığım soruların konularını bu kağıda yazıyorum. Bir konuda birden çok yanlış yapmış isem yanına bir + atıyorum. Tüm sorulara baktıktan sonra bu konuları en fazla yanlış yaptığımdan başlayarak başka bir kağıda geçiriyorum. Sonuçta elimde şöyle bir liste oluyor.

1- Asal Sayılar - 5 Yanlış
2- Osmanlı gerileme dönemi - 4 Yanlış
3- Açılar ve Üçkenler - 2 yanlış
...

Öncelikli olarak çalışmam gereken konuları belirledim. Sınava hazırlanma aşamasında yapılan en büyük hatalardan bir tanesi öğrencilerin zaten iyi bildikleri konulara çalışmasıdır. Tekrar tekrar aynı konulara çalışmak sınavlardan aldığınız sonuçları değiştirmez. Asıl önemli olan iyi bilmediğiniz ve sınavlarda yanlış cevapladığınız veya hiç cevaplayamadığınız konulara çalışmak ve bu konularda kendinizi geliştirmektir. Peki zaten iyi olduğum konulara çalışmaya devam etmemin nedeni ne olabilir? En büyük sebep kendimi kötü hissetmem olmalı. Bu konulara çalışmak benim için daha kolay. Soruları doğru cevaplama ihtimalim de yüksek. Ayrıca başarılı olmadığım konuları sevmediğim için onlara çalışmam da gerekmiyor. Çünkü sevmediğim bir derse veya konuya çalışmak bana işkence gibi geliyor. Bu konulardan hiçbirşey anlamıyorum. Burada samimi olmamız gerekli. Bu bakış açısı ile sınavı kazanmak çok zor. Özellikle puanı yüksek olan ve herkesin girmek istedği bir bölüme girmeyi hedefliyorsanız işiniz hiç de kolay değil. Çünkü rakipleriniz kendi eksiklerini görüp bu eksiklerini gidermek için ellerinden geleni yapacaktır. Onlar zamanla yaptıkları netleri arttırırken siz belirli bir puan aralığına sıkışıp kalacaksınız. Çünkü her sınavda aynı konularda yanlışar yapacaksınız. Bu konulara çalışmadığınız için de bu durum hiç değişmeyecektir. Bundan kurtulmak için bakış açınızı değiştirmeniz gerekiyor. Sevmediğiniz konuların aslında zanettiğiniz kadar zor olmadığını anlamalısınız. Bu konulara biraz sonra anlatacağım ders çalışma yöntemi ile çalışmanız halinde zamanla sınavlarda doğru cevaplar vereceksiniz. Bu da moralinizi arttıracak ve bu konululara daha da çok çalışacaksınız.

Eğer bu başarılı olmadığınız derslere çalışmaya karar verdiyeseniz yukarıda oluşturduğumuz listeyi kullanma vaktimiz geldi demektir. Bu listede sınavlarda yanlış cevapladığımız tüm konuları sıralamıştık. Bundan sonra ders çalışmak istediğimde bu konulardan birini seçip iyice çalışacağım ve anlayana kadar masadan kalkmayacağım. Bir konuyu iyice öğrendiğime kanaat getirdikten sonra diğer konulara geçebilirim. Bu çlışmayı devam ettirdiğiniz sürece elinizdeki listenin zamanla küçüldüğünü göreceksiniz. Peki bu liste bitince ne yapacağım. Bundan önce nasıl ders çalışacağımızdan bahsetmek istiyorum daha sonra bu konuya da değineceğim.

Niçin Ders Çalışmalıyım?

Bir futbolcu formunu yüksek tutmak için ve yeni teknikler öğrenmek için sürekli idman yapar. Hiçbir futbolcu uzun süre idmansız kaldıktan sonra maça çıkamaz. Müzisyenler de her gün düzenli olarak çalışırlar. Gitar çalıyorlarsa hergün gitar çalarlar, yeni parçalar öğrenirler. Bu öğrendikleri parçaları tekrar tekrar dinler ve çalarlar. Bizim YGS'yi kazanmak için en önemli yardımcımız ders çalışmak ve sürekli soru çözmektir. Ders çalışmayarak bu sınavda başarılı olan insanlar vardır tabiki. Ama onlar ya ortaokul ve lisede çok iyi bir eğitim almış ya da çok zeki kimselerdir. Bu özelliklere sahip olsak bile sınavda puanı yüksek bir bölümü ders çalışmadan kazanmamız mümkün değil. Peki nasıl ders çalışacağım? Sıkılmamak için neler yapmalıyım? Sürekli motivasyonumu nasıl yüksek tutacağım? Bu soruların cevapları herkes için biraz farklı olabilir ama ortak noktalar bulmamız mümkün. Öncelikle ders çalışmayı uzun vadeli bir yatırım olarak düşünmeli ve hayatımıza katacağı değeri hatırdan çıkarmamalıyız. Sınav sonrasında kendimize uygun bir tercih yapar ve kazandığımız bölümü seversek bu çalışmalarımızdan hiçbir zaman pişman olmayacağımızı bilmeliyiz. Ders çalışmaktan gerçekten hoşlanan insanlar vardır belki ama bunların sayısı çok azdır. Ben YGS sınavına hazırlanmak için günde ortalama 4-5 saat ders çalışıyordum. Bazen bundan hoşlandığım da oluyordu. Ama sınavdan sonra bir kere dahi oturup YGS sınavı için hazırlanmış 20 soruluk bir test çözdüğümü hatırlamıyorum. Hatta YGS için bu kadar ders çalıştıktan sonra ders çalışmaktan soğudum ve bu üniversite hayatımı olumsuz yönde etkiled. Bu nedenle ben ders çalışmayı semiyorum diyorsanız yanlız olmadığınız bilmelisiniz. Hİçkimse çok sevdiği için ders çalışmıyor. Diğer taraftan ders çalışmayı seviyorsanız bunun sınavı kazanmak için yeterli olmadığını bilmelisiniz. Bu çalışma isteğini doğru kanalize etmek ve zamanınızı verimli kullanmak size başarıyı getirecektir.

Nasıl Ders Çalışmalıyım?

Ders çalışmaya karşı olumsuz önyargılarımızı bir kenara bıraktığımıza göre nasıl ders çalışmamız gerektiğinden bahsedebilirim size. Tahmin edebileceğiniz gibi sınava hazırlanmak için zamana ihtiyacımız var. Çünkü ders çalışmak zaman alan bir süreç. Eğer biraz kalbur üstü bir bölüme girmek istiyorsak en az sınavdan 6-7 ay önce çalışmaya başlamalıyız. Mümkünse hergün okul ve dershane dersleri, ödevleri dışında 3-6 saat düzenli ders çalışmalıyız. Burada dershane ve okul ile ilgili ders çalışmadan bahsetmiyorum. Çünkü herkes zaten buralarda eğitim görüyor ve birşeyler öğreniyor. Bizim amacımız onların önüne geçmek. Bu nedenle puanımızı arttırmak için ekstra birşeler yapmalıyız. Sınavdan 6-7 ay önce başlamamız gereken çalışma bu. Dershane ve okul derslerine sürekli çalışmalısınız. Ancak son aylarda bu ikisine ayırdğınız zamanı biraz kısıp eksik olduğunuz yönlerinize ağırlık verebilirsiniz. Her gün ortalama 3 saat ders çalışmalısınız.

Zamandan sonra ikinci ihtiyacımız iyi bir çalışma ortamı. Çalışma ortamınız sessiz olmalı. Mümkünse size ait bir odanız olmalı. Eğer bu mümkün değilse evde herhangi boş bir odayı alabilirsiniz. Eğer evinizde sizin çalışmanıza müsait bir ortam yok ise evinize veya okulunuza yakın bir kütüphane veya benzeri bir yerde çalışabilirsiniz. Ben büyük oranda evimde çalştım ve neredeyse hiç kütüphaneye gitmedim. Kütüphane rahat bir ortam olmadığı için daha verimli çalışırız. Kütüphanede bizim gibi YGS sınavına çalışan başka arkadaşlarımız varsa ihtiyacımız olduğunda onlara sorabiliriz. Bir çalışma masamız olması da çok önemli. Vaktimizin büyük bir kısmı burada geçeceği için masamızı kendimiz için çekici bir hale getirelim. Ama mümkün olduğunca sade olmasına dikkat edelim. Çünkü dağınık bir ortam dikkatimizi dağıtır ve verimimizi azaltır.

Üçüncü olarak kaliteli kaynaklara ihtiyacımız var. Her ders için o dersi en iyi anlatan kitaplara sahip olmalıyız. Konu anlatımına çalıştıktan sonra çözmemiz için bol bol soru kitapçığı ve testimiz olmalı. bunların ikisine de barındıran bir kitabımız var ise bu yeterli olacaktır. Tüm bunları bir araya getirdikten sonra ders çalışmaya başlayabiliriz.

Kitabımızı elimize aldık ve masamıza oturduk. Çevremizde bizi rahatsız eden birşey yok. Konuyu çalışırken konunun özetini çıkartmak için kağıdımız hazır. Konuyu çalışmaya başladık ve önemli gördüğümüz yerleri bu kağıda not alıyoruz. Özetimizin yarım sayfadan fazla olmamasına dikkat edelim yoksa çok fazla zamanımızı alır. Anlamadığımız yerler var ise üzerinde düşünüyor varsa başka kaynaklara bakıyorum. Herşeyi denedikten sonra hala anlamadıysam buraya bir işaret koyuyor ve çalışmaya devam ediyorum. Anlamadıdğım yerleri daha sonra hocalarıma, sınıf arkadaşlarıma sormalıyım. Konuyu çalışmayı bitirdikten sonra 20 soruluk bir kaç tane test çözdüm. Bu testlerde yanlış cevapladığım soruları konu çalışırken çıkardığım özetin yardımı ile çözmeye çalışıyorum. Tekrar çözemessem kenarına bir bilene sormak için bir işaret koyuyorum. Konu anlatımında ve soru çözerken işaretlediğimiz bu yanlış sorular ve anlamadığım yerler bizim için çok önemli. Ertesi gün ya da en yakın zamanda bu konuyu bizden iyi bilen birisiyle bu soruları çözmeli ve çözümü bize anlatmasını istemeliyiz. Çünkü bu soruların çözümünü öğrenmek bizi bir adım ileriye götürür. Doğru cevapladığımız soruları zaten öğrendik demektir. Bizim için önemli olan yanlış yaptığımız soruları da çözmek ve anlamak. Burası çok önemli. Yanlış cevapladığınız soruların çözümünü daha sonra öğrenmelisiniz. Bunu yapmassanız sonraki adıma geçemessiniz ve bir süre sonra ilerlemeniz durur.

Kitap Bitirme

Bu çalışmayı bir süre devam ettikten sonra bir deneme sınavı çözüyorum. Yanlış cevapladığım soruları bir liste halinde yazıyorum. Eğer bazı konularda diğer konulara göre fazla yanlış yaptıysanız bu konuları tekrar çalışmalısınız. Ama yanlış sayınız belirli konularda guruplaşmadı ise veyanlışlarınız bilgisizlikten değil de dikkat eksikliğinden kaynaklanıyorsa veya aynı konuları tekrar çalışarak ilerleme kaydedeciğinizi düşünmüyorsanız ikinci adıma geçme zamanınız geldi demektir. İkinci adım çok basit. Kitap bitireceksiniz. Yine günde bir kaç saatinizi ders çalışmaya ayırıyorsunuz. Bu sefer zayıf olduğunuz konuları değil zayıf olduğunuz dersleri belirleyeceğiz. Mesela ben biyoloji dersinden zayıf olduğumu düşünüyorum. Daha önce çözmediğim bir biyoloji kitabı alıyorum ve 15-20 günlük bir sürede hergün çalışarak bu kitabı bitiriyorum. Daha sonra matematik kitabı alıp buna çalışıyorum. Bu şekilde ben iki üç tane biyoloji bir iki tane matematik, fizik, kimya, geometri ve türkçe kitabı, birer tane de tarih ve coğrafya kitabı bitirdim. Bu kitapların çoğu benim değildi. Arkadaşlarımdan, hocalarımdan, dershane kütüphanesinden veya başka yerlerden ödünç aldım bunları. Hiç karalama yapmadım ve aldığım gibi geri verdim. Bu çalışmaya sınavdan 7-8 ay önce başladım ve sınava 1 ay kadar br süre kalana dek sürdürdüm. Bu süre içinde biyoloji dersim öyle çok gelişti ki dershanedeki sınıfımızda biyolojiyi en iyi bilenler arasına girdim. Bizim sınıfımızda uygulanan ve çok zor olan (Bir o kadar da zevkli.) aylık YGS denemeleri vardı. Bu sınavlarda bile çok iyi biyoloji netleri çıkartır hale gelmiştim. Diğer derslerde de ilerleme vardı. Kitap bitirme yöntemi sade ve basit. Bir kitap alıp onu bitiriyoruz. Bundan sonra son aşama diyebileceğimiz üçüncü aşama geliyor.

Sınavdan Önceki Son Ay

Sınava bir ay kadar bir süre kaldı ve artık her konuya yeterince çalıştım. Bu bir aylık süreyi nasıl geçirmeliyim? Bence bu sürede bol bol YGS denemesi olmalısınız. Bu konuyla ilgili ilginç bir anım var. Sınavdan 30 gün kadar önce bir kitap aldım. Kitabın adı 45 te 45 idi. Matematik dersinden sınavda 45 soru çıkıyordu. Bu kitapta da 45 tane matematik denemesi vardı. Kitaba çalışmaya başladım. Daha önce hiç görmediğim sorulara karşılaşıyordum. Bu soruları arkadaşlarımla çözmeye çalıştım. onları çözemeyince hocalarımıza çözdürdüm. Bir çok hocamızla bu vesileyle samimiyetim artmıştı. Bu böyle devam etti ve sanırım kitabı bitirdim. Bu kitabın ismi olan 45 te 45'i daha önce hiç gerçekleştirememiştim. Yani matematikte hiç 45 net yapmamıştım. Ama Allahın bir takdiri YGS sınavında 45 matematik sorusunun hepsini doğru cevapladım. Belki de bu nedenle sayısal bölümünde sene başından itibaren en yüksek netimi yine bu sunavda yaptım. Bu nedenle bu son ayda konu anlatımından ziyade bol bol deneme çözmenizi ve takıldığınız soruları bir bilene sormanızı tavsiye ederim. Son bir haftada ise mümkün olduğunca az ders çalışın ve moralinizi yüksek tutacak aktivitelerde bulunun. Hasta olmamaya ve sakatlanmamaya dikkat edin. Günde bir iki saat soru çözmenizde problem olmayacaktır. Mutlaka uykunuzu düzene sokun ve yeterli kadar uyuyun. YGS sınavından bir önceki gece kaçta yatacaksanız o saatte yatmaya çalışın. Beslenmenize dikkat edin. Bir de en önemlisi heyecanlanmaktan korkmayın. Çünkü sınava başlayınca hiç heyecan kalmıyor insanda. Ben sınavdan önceki gün öyle çok heyecanlanmıştım ki karın ağrısından hastaneye gitmek zorunda kalmıştım. Ama sınav esnasında bundan eser kalmadı ve o güne kadar girdiğim tüm sınavlardan daha iyi bir sınav geçirdim.

Diğer Konular

YGS'nin uzun bir maraton olduğunu hiç unutmayın. Hiçbir sporcu su içmeden yemek yemeden bir maratonu bitiremez. Bu nedenle zamanınızı sadece ders çalışarak geçirmeyin. Diğer ihtiyaçlarınıza da zaman ayırın. Arkadaşlarınıza zaman ayırın. Onlarla ders dışı sohbetler yapın, sevdiğiniz yerlerde gezin. İmkanınız ve ilginiz varsa spor yapın. Ailenize vakit ayırın. Bazen kaçamaklar yapın, dershane veya okulu asın. Eğlenceli şeyler yapı, filim izleyin tiyatroya gidin. Yaşamdan sıkılmayın ve moralinizi yüksek tutmaya çalışın. Derslerdeki başarısızlığınızın moralinizi bozmasına sakın izin vermeyin. Doğru şekilde çalışırsanız mutlaka başarılı olacağınıza inanın ve kendinize güvenin. Bir de YGS sınavına girmek için iki seneden fazla zamanınız var ise roman, şiir veya başka dallarda kitaplar okuyun. Bu hem genel kültürünüzü arttıracak hem de sınava çalışmadan önce size bir altyapı oluşturacaktır.

Sınavda Nelere Dikkat Etmeliyim?

Bir de sınav esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz. Yedek kalem ve silgi almayı unutmayın. Yanınıza su alın. Kaydırma yapmamak için kitapçıkta doldurduğunuz her sayfayı ya da iki sayfada bir cevaplarınızı cevap kitapçığına geçirin. Yanınıza sınavdan önce yemek için biraz şekerleme alın. Ve tabi kendinize güvenin.

Sonuç

YGS'nin ne herşeyin başı ne de sonu olmadığını unutmayın. Bu sadece bir sınav. Üniversiteye başladıktan sonra da bir çok sınav olacaksınız. Üniversiteden sonra da hayatınızda zor anlarınız olacak. Hayat kalitenizi bozmadan bu sınavda yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışın. Bunun için de sınavdan çok önce çalışmaya başlayın. Sabırlı olun. Sabrınız taştığında sakince kitabınızı bir kenara bırakın ve bir iki gün ders çalışmayın. Moraliniz düzeldiğinde tekrar ders çalışmaya başlayın. Arkadaşlarınızı ve ailenizi ihmal etmeyin. Bir de kapasitenizi aşan şeyleri hedeflemeyin. Bu konuda yorumlarınızı ve sorularınızı yorumlar kısmında belirtebilirsiniz. Bu sınav girecek tüm adaylara başarılar diliyorum.

Etiketler: , , , ,

06 Aralık 2006

Platon,Devlet

Bir süre önce okumaya başladığım ve ara verdğim Platon'un Devlet'ini kaldığım yerden okumaya başladım. Bordo Siyah yayın evinden okuduğum birkaç kitaptan biri bu. Bundan önce sokratesin savunmasını okumuştum. Bu iki kitapta da öyle uzun önsözler yazılmış ki,kitabın asıl içeriğini okumaya başlayana kadar epey bir zaman geçiyor. Sokratesin savunması zaten küçük bir kitap olduğu için bu sorun olmadı. Ama Devlet epey hacimli bir kitap. Önsözü bitirdim ve orjinal kitabı okumaya henüz başladım. Bu kitap sanırım Platonun devlet ile lgili fikirlerini bir araya getiren,kenisinden çok sonra gelen insanların oluşturduğu bir bütün. Paton öğretisi diyaloglardan oluşuyor. Bu kitapta da platonun devlet ile ilgili fikirleriyer alıyor.

Daha kitabın ilk sayfalarında tahmin ettiğim gibi adalet kavramı üzerinde durulmuş. Platon zamanından beri devlet kavraımnun olduğu yerde adalet kavramı da yeralıyor. Bugünkü problemlerimize bu açıdan bakınca Türkiyeyi hiç de medeni,ileri bir toplum olarak göremiyorum. Bazı kimseler çağdaşlığı, ilericiliği yanlış yerlerde arıyorlar. İslam ile ilgili yorum yaparken 1400 yıl önceki öğretiler diye bahsediyorlar. Halbuki bırakın 1400 yıl önceki literatürü biz 2500 yıl önceki düşünce dünyasında varılmış olan seviyede dahi değiliz bazı alanlarda. İlericilik 2006 yılında yaşamak değildir. İlericilik adalet, sevgi, ilim gibi kavramlarda ileri olmaktır. Bunlarda geri kalmış iseniz gerisinizdir.

Bu kitabı okurken aklımın bir köşesinde daima bugünkü hayat tarzımız düşünce dünyamız var. Acaba biz nerelerde doğruyuz nerelerde yanlışız. Vakti geldikçe bu konularda daha ayrıntılı yazılar yazmayı planlıyorum. Şimdilik kısa bir girişle yetiniyoru.

Etiketler: , , ,

05 Aralık 2006

Yedi Samuray

Haftasonu Kurosawa'nın Yedi Samuray filmini seyrettim ve çok beğendim. Bir filimde bulunması gereken tüm özelliklere sahip. Senaryo çok gerçekçi. Hem tarihi bilgiler veriyor hem de heyecanı sürekli canlı tutuyor. Ayrıca olaylar ve karakterler arasında tam bir bütünlük hakim. Hiçbir sahne için bu da nerden çıktı diyemiyorsunuz. Sanki her sahne bir sonrakine bağlanmış. Bu da sizi 3.5 saat filmin karşısında tutuyor. Karakterler filmin ana öğesi. Aksiyon başlamadan önce tüm karakterler seyirciye tanıtılıyor. Hepsinin farklı özellikleri ve davranışları var. İnsanların ortak davranışları öyle güzel yakalanmış ki,sanki filim ortaçağ japonyasında geçmiyor da günümüz Türkiyesinde geçiyor.

Yönetmenlerimiz bu ve benzeri filimleri seyredip biz nasıl bu kadar iyi filim yaparız sorusunu kendilerine sormalılar. On tane sıradan filim yapmak yerine firmalar birleşip bir tane düny çapında ses getirecek filim yapmalılar. Aslında bizde tek problem filim yapmak da değil. Yaptığınız filmi insanlara da sunabilmelisiniz. Kendi memleketimizde dahi tüm halkımıza ulaşamaz iken dünya çapında bir filim yapmak tabiki çok zor olacaktır. Umarım zamanla eksiklerimizi giderir ve daha iyi filimler yaparız.

Etiketler: ,

04 Aralık 2006

İstanbula Büyük Bir Kütüphane Yapalım

En büyük derdimiz okumamak. Ya hiç okumuyoruz ya da o kadar az okuyoruz ki bize faydası olmuyor. Aslında mesela sadece okumak da değil, aklımızı kullanmamakta ısrar ediyoruz. Aklımızı kullanmak için hatta bundan önce onun farkına varmak için okumalıyız. Ne bulursak okumalıyız. Aslında memleketimizde okumak için imkanlar var. Ama bunlar yetersiz. Ayrıca okumaya teşvik yok. Benim hayalim veya isteğim de diyebiliriz, istanbula çok büyük bir kütüphane yapılması. bu kütüphane o kadar büyük olmalı ki dünyadaki tüm kitapların ya da ulaşılabilinen tüm kitapların bir kopyası burada bulunmalı. Ayrıca herkes bu kütüphaneden faydalanabilmeli. Özellikle çocuklar ve gençler için burası ve diğer kütüphaneler cazip hale getirilmeli. Tabi futbol maçı ve maç yorumu seyretmekten/dinlemekten vaktimiz kalırsa.

Etiketler: , , , , ,

03 Aralık 2006

Nasıl Yüzme Öğrenirim

Dün yüzme derslerimden ikincisini aldım. Başımızdaki hoca ile birlikte yaklaşık 90 dakika çalıştık. Ders desem de havuzun içinde herşey çok eğlenceli. Zaman çok çabuk geçiyor. İki seansta yüzme hakkında ne kadar az şey bildiğimi gördüm. Yüzmeyi öğrenmek o kadar da zor değil. Sadece temel bazı teknikleri bilmek ve bunları uygulamak gerekiyor. Ben yüzme öğrenmek istiyorum ama nerede ve nasıl yüzme öğrenebilirim diyenler için yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum. Herşeye başlamadan önce biraz istek ve cesarete ihtiyacınız olacak. Havuzda birlikte çalıştığımız guruptakilerin hepsi 20 yaşın üzerinde ama hiçbirinde yüzme bilmediği için utanma veya sıkılma yok. Herkes yeni birşeyler öğrenmenin heyecanı ile çalışıyor. Eğer siz de bu heyecanı yakalayabilirseniz önünüzde hiçbir engel yok.

Yüzme öğrenmeye karar verdiniz. Ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz. İlk yapmanız gereken vaktinizin bir kısmını buna ayrımak. Haftada 2-3 saat yeterli. Daha sonra size uygun bir havuz bulmalısınız. Havuza kayıt yaptırmadan önce mutlaka sizinle ilgilenecek bir hoca olup omadığını sorun. Tek başınıza öğrenmeniz çok zor. Birşeyler öğrenseniz bile bunların doğru mu yanlış mı olduğunu bilmeniz mümkü değil. Ben havuza üye olmadan önce bizi bir hocanın çalıştırmasını beklemiyordum ancak daha ilk derste bir hoca yeni gelenleri topladı ve derse başladı. Biraz şaşırdım ama hiç itiraz etmedim. Bir havuz ve hoca bulduktan sonra dersleri takip etmek ve ortama ayak uydurmak yeterli.

Dersler nefes alma-verme ile başlıyor. Öğrenilmesi en zor olan ve en önemli konu bu. Nefes almada dikkat edilmesi gereken suyun dışında ağzımızdan nefes almak(Burnumuzdan değil.Sanırım burnumuza su kaçmaması için.) suya girince bu aldığımız nefesi ağzımızdan ve burnumuzdan yavaş yavaş vermek. Sadece ağzımızdan veya burnumuzdan verir isek burnumuza su kaçabilir ve bu bizi rahatsız eder. Yürürken nasıl nefes alıp veriyor isek suda da aynısını hiç zorlanmadan yapabiliyor olmamız gerekiyor. Yani yüzerken kafamızı kaldırıp nefes almalı ve yüzümüzü suyun içine daldırmalıyız. Suyun içinde tüm nefesimizi verdikten sonra tekrar kafamızı sudan çıkarmalı ve nefes almalıyız. Bunu uzun süre yapabilmek için doğal bir şekilde nefes alıp vermek gerekiyor. Suyun içinde nefesimizi tutmamalıyız. Eğer nefesimizi tutarsak sudan çıkınca hem nefes vermek hem ne nefes almak zorunda kalırız. Bunu da kısa bir zamanda yapamayız. Nefes almak için geçen süre nefes vermek için geçen süreye göre çok az olduğu için yüzümüz genel olarak suyun içinde olacaktır. Bu da yüzmemizi kolaylaştırıyor. Nasıl mı? Suda kafamızı kaldırır isek ayaklarımız suya batıyor, yani biz de suya batıyoruz. Ancak kafamızı suya paralel tutarsak,yani yüzümüz suyun içinde olacak şekilde, vücudumuz suya batmıyor ve çok daha rahat yüzüyoruz. Böylece az yorulmuş oluyoruz. Nefes konusunda beni en çok zorlayan su içinde iken nefesimin tamamını vermek oldu. Basınçtan mı tecrübesizlikten mi bilmiyorum ama suyun içinde nefesimin tamamını veremiyorum. Suyun üstüne çıkınca nefes almadan önce nefes vermem gerekiyor. Bu da beni yoruyor. Bunu çözersem çok büyük mesafe almış olacağım.

Nefesten sonra dikkat edilmesi gereken diğer bir konu ayaklar. Ayaklarımızı belirli bir tempoda birbirinden uzaklaştırmadan çırpmalıyız. Ayağımızın üstünü bir yüzgeç gibi kullanmalıyız. Ayaklarımız birbirinden uzaklaşmamalı ve dizlerimizi bükmemeye çalışmalıyız. Bunu doğru şekilde yapmak için pratik yapmak gerekiyor.

Diğer bir konu yukarda bahsettiğim gibi başımızı kaldırmamak. Başımızı kaldırdığımızda ayaklarımız ve vücudumuz suya batıyor. Bunu öğrenmeden önce nefes almak için sürekli başımı yukarda tutardım yüzümü suya daldırmazdım. Bu da çok fazla yorulmama neden olurdu. Şimdi bu kadar çok yorulmamın nedenini anlıyorum. Havuzda 90 dakika hiç sudan çıkmamış olmama rağmen çok az yoruldum. Çünkü daha önce yaptığım yanlışları yapmadım ve bunları doğrularıyla değiştirdim.

Dersler devam ediyor. Hala çok iyi yüzüyor değilim. Ancak nasıl iyi yüzeceğimi artık biliyorum diyebilirim. Eğer siz de yüzerken sürekli batıyorum, suyun üzerinde durmak için çok yoruluyorum, nefesim çok çabuk tükeniyor diyorsanız buna zaman ayırın ve kendinize bir havuz ve bir hoca bulun...

Etiketler: , , , ,

02 Aralık 2006

Barut Fıçısı

Dün akşam arkadaşlarımla tiyatroya gittim. Cuma akşamı tiyatro ve sinema gibi etkinlikler için en iyi vakit diyebilirim. Çünkü ne kadar yorulursanız yorulun ertesi gün tail olması sizi rahatlatıyor. Ayrıca haftasonunuzu da harcamamış oluyorsunuz. Oyun istanbul şehir tiyatrosunun taksimdeki Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesindeydi. Oyunun adı "Barut Fıçısı". Yazarı bir Rus. Olaylar da ağırlıklı olarak Rusyada geçiyor. Çıkışta arkadaşlarımla oyun hakkında konuşurken herkes konunun parça parça, olayların birbirnden kopuk olduğunu söyledi. Bu biraz da oyunun formatı ile ilgiliydi. Çünkü 10 dakikada bir dekor ve oyuncular değişti. Sahneyi rahatça değiştirebilmek için ortada büyük bir fıçıya benzeyen bir dekor vardı, her perdede bu fıçıyı döndürdüler ve yeni dekor için ayarladılar. Bu benim çok hoşuma gitti. Özellikle de dekorun bir tren vagonuna dönüştüğü sahneyi çok sevdim. Arka plandan gelen tren sesi, dekor ve oyuncuların yeteneği sayesinde gerçek bir tren vagonuna bakıyor gibi hissettim kendimi.

Benim açımdan oyunun ön plana çıkan özelliği dekoruydu. Çok basit bir sistem kullanmalarına rağmen her perdede seyirciyi farklı bir ortama taşımayı başardılar. Oyuncuların performansı da çok harikaydı. Başlarda oyuncular sıradan bir performans gösterirken oyunun son perdelerinde performansları o kadar iyi oldu ki ikinci perde bir solukta bitti. Baştan sona tempo ve heyecan hiç düşmedi. Konu ise çok klasikti. Rusyada hayat zordur. Sistem insanları birbirine düşürmektedir. Bu ortamdan kurtulmak isteyen bir genç ülkesini terk eder... Oyunda bir başrol oyuncusu yok. Birbiri ile bağlı birkaç arkadaşın hayatı konu alınıyor. Genel olarak iyi bir oyun, ancak oyunun dekoru mükemmel. Bu harika dekor için bile bu oyuna gidilir. Herkese tiyatroya zaman ayırmayı tavsiye ediyorum.


on va au théatre...

Etiketler: , ,

01 Aralık 2006

Kentsel Dönüşüm Projesi

İstanbulda depremin hasarlarını minimuma indirmek için binaları kuvvetlendirme ve çok dayanıksız olanları yıkma çalışmaları yapılıyor. Bu çalışmalardan en kapsamlı olanı Kentsel Dönüşüm Projesi. Bu projede tek tek binalar yıkılmıyor, br bölgedeki belirli sayıda bina yıkılıyor ve bunların yerine yenileri yapılıyor. Pilot bölge olarak Zeytinburnu seçilmiş. Ancak birkaç senedir gündemde olan bu konu hakkında hala tartışmalar yapılıyor. Projenin tam olarak ne olduğu ile ilgili bilgimiz yok. Bir kaç ay önce İstanbul Büyük Şehir belediyesi ve Zeytinburnu belediyesini bu konu ile ilgili bilgi almak için telefonla aramıştım ancak kimse birşey blmiyordu ve resmi olarak böyle bir proje yok diyorlardı. O dönemde sadece İstanbul Büyük Şehir belediyesi başkanı sayın Kadir Topbaş'ın açıklamaları vardı. O günlerden beri bu projeyi takip ediyorum. Son günlerde de bazı açıklamalar oldu. Ben olayı tam olarak anlamak için Zeytinburnu belediyesinin sitesine baktım. Açıkçası yine ayrıntılı bir bilgi edinemedim. Başkana ve bir gazeteye bu konu ile ilgili email yazdım. E postalarıma cevap alırsam burada ayrıntılarıyla size aktarmayı planlıyrum.

Bunları dile getirmemin sebebi hala ülkemizdeçok büyük iletişim problemleri yaşanıyor olması. Zeytiinburnu gibi büyük bir ilçe ile ilgili, hatta İstanbul gibi büyük bir il ile ilgili yeterli bilgi edinemiyorsunuz. Bu belediyelerin internet sitelerindeki bilgiler yüzeysel olmaktan ileri gidemiyor. İnternette bilgi vermek kağıt ile veya başka yollardan bilgi vermeye göre kat ve kat kolay olmasına rağmen, biraz da sorumluların bilgisizliğinden dolayı ayrıntılı bilgi edinmemiz mümkün olmuyor.

Halk ile belediye arasndaki iletişim eksikliği halkın isteklerinin belediyeye ulaşmasını engelliyor. Bu da belediyenin doğru kararlar almasını zorlaştırıyor. Seçimlere yaklaştığımız şu günlerde bu belediye başkanları için büyük bir sorun.

İletişim eksikliği sadece belediyelerde yok. Toplumun tüm kesimlerinde bu problem var. Sorunlarımızın büyük bir kısmının temelinde de bu var. Umarım iletişim eksiklerimizi gidermeyi başarırız.