Hayata Dair

30 Kasım 2006

Tiyatro Biletleri Ucuzladı

Haberiniz var mı bilmiyorum ama istanbulda tiyatro biletleri önümüzdeki iki ay 25 kuruş olacak. Düzenli tiyatroya gidenler için birşey farketmez ancak daha önce tiyatroya gitmemiş olanlar için tiyatro ile tanışmak için bu bir fırsat olabilir. Bir tiyatro meraklısı değilim ama tiyatroyu çok sevdiğimi söyleyebilirim. En az kitap okumak kadar zevkli ve kitap gibi sizi içine çekiyor. Oyunda çok basit bir konu ele alınsa dahi oyuncuların performansı, sahne, dekor sizi oyuna bağlıyor ve farklı bir ortama sürüklüyor. Hayata farklı bir pencereden bakabiliyorsunuz. Bir gün bir bakkalın bir gün kitap yazarının gözünden olaylara ve kişilere bakıyorsunuz. Belki daha önce görme fırsatınız olmayan insan iplerini sahnede görüyor, onları inceleme ve yanlışlarını görme fırsatına sahip oluyorsunuz. Tiyatrodan çıktığınızda biraz önce seyrettiğiniz oyunun tadı damağınızda kalmış oluyor ve o zaman tiyatronun değerinifarkediyorsunuz. Tabiki herkes aynı duyguları hissetmiyor bu da kitap gibi tiyatronun bir güzelliği.

Umarım bu kampanya hedefine ulaşır ve tyatro ile tanışamış olanlar bu vesile ile tanışmış olurlar.

Etiketler: , ,

29 Kasım 2006

Çevre ve Orman Bakanlığı Sitesi


Bu ara çevre ve orman bakanımız açıklamaları ile gündemde. İcraatlarını destekliyorum ancak şimdi bunlardan bahetmeyeceğim. Her gün gazetede haber okuduğum çevre bakanlığının internet sitesine bir bakayım dedim bugün ve bakanlığın http://www.cevreorman.gov.tr/ adresindeki sitesine girdim. Asıl merak ettiğim ve bulmayı beklediğim Türkiyenin çevre kirliliği temel alınarak oluşturulmuş bir harita idi. Tam olarak aradığımı buldum diyemem. Ancak yine de bulduklarım beni memnun etti.

Çevre bakanlığı türkiyenin çeşitli bölgelerine hava ölçümü yapan istasyonlar kurmuş. Sitede bu istasyonların resimleri var. Bu istasyonlardan gelen verilere ulaşabiliyorsunuz. Bu verilerle oluşturulmuş raporlar istasyonun bulunduğu bölgenin hava kirlilik oranlarını veriyor. Bir kaç çeşit rapor alabiliyorsunuz. Ben en çok Türkiye haritası üzerinde bu istasyonlardan alınan bilgileri gösteren grafiği beğendim. Mesela marmara bölgesini açıyorsunuz. Bu bölgedeki istasyonlar belirli bir renkte yuvarlak olarak gösterilmiş. Bu yuvarlağın rengini de oradaki hava kirliliğne göre ayarlamışlar. Bu çok faydalı bir hizmet. Haritada bir kaç ilin havası kirli olarak gözüküyordu. Haritada marmara bölgeinde sadece üç tane istasyon vardı. Bu çok yetersiz. İstanbulda hiç istasyon gözükmüyordu. Bence istanbulda istasyon olmaması mümkün değil ancak sitede bunlardan gelen bilgiler gösterilmemiş olabilir veya ben de bulamamış olabilirim. Bu sisteme Hava kalitesi izleme ağı ölçüm sonuçları linkinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bakanlığın sitesinde Türkiye Çevre Atlası'na link var. Çevre atlası sitesinde haritalar bulmayı bekliyordum. Ama harta yerne 450 sayfalık bir pdf dosyası budum. İçinde çok faydalı bilgiler var. Türkiyenin su fakiri bir ülke olduğunu oradan öğrendim mesela. Irak bile bu alanda bizden zengin. Bizde kişi başına 1500 metre küp su düşerken ırak için bu rakam 2000 seviyelerinde. Ayrıca atlasta turizim, sanayi ile ilgili bölümler de var. Ancak sitede harita yok. Belirttiklerine göre
haritaları yeniliyorlarmış bu nedenle haritaları siteden kaldırmışlar.

Bakanlığın sitesinde Türkiyenin sulak alanlarını gösteren bir harita var. Bu haritayı inceldiğimde çok da birşey anlamadım ama konu hakkında bilgiye ihtiyacı olanlara yararlı olacağı kesin.

Yine bakanlığın sitesinden agaclar.net sitesine ulaşma imkanı buldum. Sitede çok ilginç bir sayaç var. Dünya üzerinde kişi başına düşen yaşam alanını gösteryor. Bunda ilginç olan ne diyeceksiniz. Sayaç sabit değil, süreki değişiyor. Kişi başına düşen yaşam alanı sürekli azalıyor. Bunu görünce çok etkilendim, sanki çevrem daralıyormuş gibi hissettim. Bu mesaj sanırım bundan güzel verilemezdi.

Velhasıl Çevre ve Orman bakanlığının sitesi beklediğimden iyi bir site. Tabi ki bir çok eksik var ancak bunları belirtmekte bir fayda görmüyorum. Çünkü sorumlular ellerinden geleni yapmışlar. İleride daha da güzel bir site ile karşılaşacağımıza inanıyorum. Benim umudum bir gün bakanlığın sitesine girdiğimde çevre ve orman konularında ülkemizin bulunduğu durumu tüm ayrıntılarıyla görmektir. Mesela bir harita üzerinde yıllara göre Türkiyede çıkan orman yangınlarını görmek isterim. Denizlerimizdeki kirlilik oranını gösteren bir harita ve buna benzer bir çok yenilik yapılabilir.

Çevre konusunda bize de büyük görevler düşüyor. En önemlisi bu konuyu gündemimize almalı ve önemini kavramalıyız. Bana göre ikinci en önemli görevimiz kaynaklarımızı israf etmemek. Buna dikkat etmeliyiz. Umarım çevre sorunlarını görmezden gelmez ve gerçek değerini veririz.

28 Kasım 2006

Papanın Türkiye Ziyareti

Papa bu günlerde Türkiyeyi ziyaret ediliyor. Papanın bir çok kimlkiği var. Bunlardan biri din adamı diğeri de cumhurbaşkanlığı rolü. Bu nedenle papayı cumhurbaşkanı seviyseinde davet ediyoruz. Papanın Türkiyeye gelmesine karşı değilim, normal şartlarda bunda yanlış olan birşey yok. Ancak Türkiyede papaya karşı oluşan tepkinin asıl nedeni, papanın yakın zamanda müslümanlar ile ilgili yaptığı açıklamalardır. Bu konuda diyanet işleri başkanı güzel bir tepki gösterdi, bir çok sorumlu kişi benzer tepkileri gösterdi. Bunlar çok güzel. Ancak papanın ziyareti olumsuz bir olay olmayacak ise karşı çıkılacak bir olay değil.

Diğer bir konu sie Orman bakanı Pepe nin acarkent ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar. Pepe orman arazisi üzerine kurulan Acarkent ve Acar İstanbul konutlarında tapu iptaline gidilebileceğini söylemiş. Bakan beyin bu olayda desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. çünkü devletin toprakları birilerine bedavaya verimiş ve zengin olmaları sağlanmmıştır. Geçmişte yapılanlar tam olarak hırsızlıktır. Vatandaşın malı çalınmış ve bazı insanlara verilmiştir. Umarım sayın bakan bu olayda geri atmaz ve gerekeni sonuna kadar yapar. Elinden geleni yapması bizim için yeterlidir.

27 Kasım 2006

Prime Time

Pazar akşamları televizyon kanallarında özellikle de TRT 1 ekranında futboldan başka birşey bulmanız çok zor. Bunun sebebi seyircilerin talep etmesi olabilir. TRT'nin müdürü futbolu çok seviyor da olabilir. Sonuçta TRT kanalının belki de en çok izlendiği zaman diliminde futbol programı yer alıyor. Programın içeriği böyle peki kalitesi nasıl? Bir tanesi iyi diyebiliriz ama diğer iki tanesi çok kalitesiz. Bu programın böyle önemli bir vakitte gösterilmesine karşıyım. Bunu başka kanallar yapsın ama TRT yapmasın...

Bahsettiğim programda Türkiyede futboldaki şiddet ve kalitesizlik konuşuldu. Yorumculardan bir tanesi bu şartlarda yorum yapmayalım dedi, ben de çimden çok iyi olur dedim... Ama hakları var futbol çok düzeysiz bir halde. Bunun sebebi de kanatimce futbolu insanların hayatının ortasına oturtan basın organlarıdır. Ne zaman br gazete okusanız veya TV kanalını açsanız futolla ilgili birşeyleredenk gelirsiniz. Aslında futbol ile ilgili haber yapılmasında, programlar yapılmasında sorun yok. Sorun bu programlara hake ettklerinden fazla önem verilmesi. Çocuklar,gençler,kadınlar bu programları seyretmek zorunda bırakılıyor. Bu aşırı ilgiyi kaldırabilecek insanların futbol dünyasında bulunmamasından dolayı da karşımıza böyle
bir lig ve futbol kalitesi çıkıyor...

Futbolu sevmediğimi söyleyemem, bir çok diğer spor gibi futbolu da seviyorum. Hatta internetten menejerlik oyunu dahi oynuyorum. Yabancı kaynaklardan futbolu araştırıyorum. Zaten dünyadaki futbol hakkında biraz bilgi sahibi olduğum için bizdeki futbolun eğlenceden çok başka duygulara (düşmanlık,şiddet gibi) hitap ettiğini düşünüyorum. Böylece oynayanlar zevk almıyor, izleyenler zevk almıyor takımlar avrupayla kıyaslayınca para kazanmıyor, ligimizi kimse bilmiyor ve avrupaya gönderdiğimiz karaktersiz futbolcularımız ile sevinmek zorunda kalıyoruz. Bu durum toplum olarak sahip olduğumuz bazı özelliklerden de kaynaklanıyor. Bir
kere alçak gönüllü değiliz, karakter sahibi değiliz. Bir futbolcu biraz para ve ün gördü mü futbol dışı şeylere dalıp gidiyor. Bu kalitesizlik toplumun her alanında var. Bunu düzeltmenin tek yolu ahlak anlayışımızı göz önüne alıp düzeltmekten geçiyor sanırım...

26 Kasım 2006

Yüzüyorum

Son zamanlarda spor yapmak için her fırsatı değerlendirmeye ve kendi fırsatlarımı oluşturmaya çalışıyorum. Dün bu yönde yeni bir adım attım ve Cemal Kamacı spor salonunda ilk yüzme seansıma gittim. Beklediğimden keyifli ve verimli geçti. Yüz metre yüzdükten sonra yorulacağımı düşünüyordum ama böyle olmadı çünkü hemen yüzmedik. 10 kadar kişi bir hocanın etrafında toplandık. Hoca en basit ve temel hareketlerle çalışmayı başlattı. İlk olarak su üstünde nefes alıp suya girdik ve su içinde nefesimizi bıraktık. Daha sonra suyun dibine batıp suyun bizi yukarı çıkarmasını bekledik. Daha sonra ayaklarımızı çalıştırdık. Bir kaç tane daha çalışmadan sonra en son ilerlememizi görmek için normal bir şekilde yüzmemizi istedi.

Havuza gitmeden önce bir hocanın bize yardımcı olacağını düşünmemiştim. Tek başıma birşeyler öğrenmeye çalışıyor olsaydım, dün öğrendiklerimi sanırım 3-4 seansta belki öğrenebilirdim. Ders sonunda daha iyi yüzdüğümü farkettim.

Yüzmemin asıl nedeni spor yapmak. Sağlıklı bir hayat için spor yapmanın şart olduğunu düşünüyorum. Herkese tavsiye ederim.

25 Kasım 2006

Hattrick

Hattrick bir futbol menejerlik oyunu. Klasik menejerlik oyunlarından çok farklı. En önemli özelliği webden ücretsi oynayabiliyor olmanız. Hattrick oyununu internetten oynamak için menejerlik oyunları ararken buldum. Oyuna hemen başlayamıyorsunuz. Önce bir başvuru yapıyor ve başvurunuzun kabul edilmesini bekliyorsunuz. Ben üye olmak için 10-15 gün beklemiştim. Niçin bu kadar bekledin diyecek olursanız bunu basit bir sebebi var, hattrick in herhangi bir rakibi yok. Internette çok araştırma yaptım ama hattrick in yarı kalitesinde bile bir oyun yok. Bu nedele yaklaşık üç ay önce üye oldum ve oynamaya başladım.

Hattrick çok yavaş işleyen bir oyun. Haftada bir kere lig maçı ve bir kere de hazırlık maçı yapıyorsunuz. Lig 14 hafta sürüyor. Geçen hafta lig bitti ve takımım ikinci sırada yeraldı. Benim takımım 7. seviyede idi artık 6. sevyede bir ligde oynayacağım. Açıkçası bu oyunun yavaş tarzı beni hiç memnun etmiyor. Sanki gerçekten bir maç yapıyor gibi birmaç için bir hafta beklemek hiç hoş değil. Ayrıca bazı kimseler bu oyuna gold üye olup para da ödüyorlar. Bu çok daha şaşırtıcı. Menejerlik oyunları her zaman ilgimi çekmiştir. Hattrick'e olan ilgim ne kadar sürecek bilemiyorum ama çok zamanımı almamasını umuyorum.

Etiketler: , ,

24 Kasım 2006

İstanbulda Trafik Sorunu

Son günlerde istanbulda büyük bir trafik sıkıntısı var. Bu sıkıntıya istanbulda belediyenin yaptığı yol çalışmalarının sebep olduğu söyleniyor. Belediye başkanı bu firmaların yavaş çalıştığını, onları uyarmalarına rağmen bu tavırlarını değiştirmediklerini söylüyor. Bu açıklamadan sonra da firmalara belediyenin para cezası verdiğini öğreniyoruz. Meselenin ayrıntılarını bilmiyoruz ama belediye başkanının açıklamaları ilk öğrendiğimde bana çok komik geldi. Üç beş tane mütahit firmaya sözünüzü geçiremiyorsanız 15 milyonluk koca istanbulu nasl yöneteceksiniz. Bu çalışmalar şimdi başlamış değil ve firmaların yavaş çalıştığı zatenbilinen bir gerçek. Özellile
mesai saatleri konusunda bu firmalar hiç de mantıklı davranmıyor. Sıradn bir firma gibi saat 18 gibi mesailerini bitiriyorlar...

Bu konunun birçok farklı yönü var. Belediye başkanımız zaten bilinen bu gerçeği söylemek için niçin bu kadar bekledi acaba. Benim aklıma hemen seçim geliyor. Sanırım vatandaştan o kadar çok şikayet aldılar ki artık bir adım atmaları gerektiğini hissettiler ve faturayı mütahit firmalara kestiler. Seçimin yaklaşmış olması dolayısı ile de başbakan vatandaşın hakkını savunuyor izlenimi vermek istedi.Peki bu doğru bir yöntem mi? Aslında bu sorunun cevabı biraz geçmişte saklı. Sayın başkanın çalışmları ve önümüzdeki seçimdeki şansı bu hareketleri anlamamız için bize yardımcı olacaktır.

Sayın Topbaş daha önce beyoğlu da belediye başkanlığı yapmış bir siyasetçi. siyasi hayatının
dışında da bir tüccar aileden geliyor. Bir önceki seçimde AKP İstanbul belediyesi için kimi aday göstereceği çok merak edilyordu ve adaylar arasında büyük bir rekabet vardı. Çünkü herkes seçimi AKP nin dayının kazanacağını biliyordu. Bu adaylar arasından sayın Topbaşın seçilmesi o dönem beni şaşırtmış ve üzmüştü. Çünkü sayın Topbaş o dönem çok tanınan bir figür değildi ve diğer adaylar arasında bu görevi çok daha iyi yapacağı düşünülen kişiler vardı. Bunlardan en çok dikkat çekeni Tuzla belediyesi başkanıydı. Adını hatırlayamıyorum ama bu görev için en ugun aday olarak onu düşünüyordum. çünkü Tuzla fakir halkın yaşadığı bir belediyedir, beyoğlunda ise bunu tam tersi zengin bir halk vardır, ve beyoğlu istanbulun merkezi olduğu için her yönü ile gelişmiştir. Ayrıca siyaset adamı olarak da Topbaşı bu görev için uygun görmüyordum. Tayyip Erdoğan ile kıyaslandığında "Halk için" söylemini yeterince yüksek sesle söyleyemiyordu. Bunlar bir seçim önce idi Aradan yıllar geçti. Ama sayın başkan hakkındaki görüşüm değimedi. Kanatimce bu görev için kendisi çok uygun değildi ve bu seçimde aday olması da çok zor. Bunu sanırım kendisi de biliyor. Başkan için yeterince çalışmıyor dersek ona iftira etmiş oluruz. Başkan bu görev çin uygun değil derken bunu görevini yapamıyor anlamında söylemiyoum. Tabi ki nu dönem içinde istanbula çok hizmet etti ve bunlarla övünmek hakkı. Ancak belediye başkanlığını bütün olarak değerlendirdiğimizde bazı alanlarda eksik başkan eksik kalıyor. Birincisi istanbul gibi büyük bir şehri yönetecek enerji sayın başkanda yok, belki ilerlemiş yaşı veya siyasete ilgisinin azalması veya başka birşey, sebebini bilmiyorum ama başkanda tam olarak belli olmasa da bir yılgınlık görüyorum. İkincisi sayın başkan halkın dilinden ve halinden anlamıyor. Kendisi yıllarca bir tüccar olarak tüccarların arasında yaşadığı için olsa gerek, tüm istanbul halkı kendisi gibi rahat zannediyor. Tayyip erdoğan bu konuda çok başarılıydı mesela. Halkın onu sevmesinin en büyük nedeni de halkı anaması ve onlara yakın durmasıydı. Ayrıca sayın Topbaş sahaya da inmiyor. Uzun zaman medyaya çıkmıyor, bir bakıyorsunuz ertesi gün medyada. Halktan uzak olduğu için halkın işleri az, iş adamlarının işleri ile çok ilgileniyor. Tabi ki
bunlar benim görüşlerim ve algılamam, belki gerçek bundan çok farklıdır. Sonuç olarak sayın başkanın son açıklamalarına bu resmi bilerek bakınca bana çok manidar geliyor.

Trafk ve istanbulda ulaşım konusu için şöylenecek çok söz var. Ancak ben bu konuyu daha sonraya bırakıp başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Orman bakanı Pepe, gazetede okuduğum habere göre Orman Bakanlığı görevlilerinin Acarkent'i teftiş etmek istemeleri üzerine
tehtd edildiğini ve bunlara silah çekildiğini söylemiş. Bu olay türkiyenin büyük resmini anlamak için çok büyük ipuçları veriyor. Türkiyede hükümet dahi olsanız sizin elinizin bile uzanmadığı yerler olabilior. Eğer bakanlığın adamlarına sıradan vatandaş silah çekmiş olsaydı yakapaça hapese atılırdı. Belediyeler fakir vatandaşın gecekondularını yıkarken tüm acıma duygularını bir kenara bırakıyor, ama iş zenginlerin gecekondularına gelince hiçkimse birşey yapamıyor. Tabi ki fakir de olsa zengin de olsa gecekondu yapanların cesazını çekmesi gerekir. Ancak birine ceza verip diğerine dokunmamak en hafif söyleyişle haksızlıktır. Bakanın açıklamasından bu konuda adım atılacağı anlaşıldı. Neler olacağını zamanla göreceğiz. Şahsen ben bakanımızı bu açılmasından dolayı kutluyorum, sayın Kadir Topbaş istanbul büyükşehir belediye başkanı
olmasına rağmen yıllardır bu konuda bir çalışma yapmıyor... Bu yazıyı bir temenni ile bitirmek istiyorum. Umarım memleketimizi saran bu haksızlık salgını birgün biter ve insanların herkezin gözü önünde haksızlığa uğradığı günler gerilerde kalır.

Etiketler: ,

22 Kasım 2006

Beden Eğitimi Dersinin Faydaları

Bu yazıyı okuyan herkes mutlaka bir beden eğitimi dersine girmiştir. Bu dersler genel olarak haftada iki saat yapılır. Bu iki saatlik ders peş peşe olur ve toplamda öğrenciler 90 dakika kadar "Beden Eğitimi" dersi almış olur. Haftada iki saat beden eğitimi dersi ile amaçlanan hedefleri gerçekleştirmek için kesinlikle yeterli değil. Çünkü 90 dakika gibi görülen bu ders eğer öğretmen var ise öğrencilerin kıyafet değiştirme zamanları çıkartılır ise yaklaşı 60-70 dakika olmaktadır. Bu da genç bir öğrenci için yetersiz bir süredir.

Beden Eğitimi Dersinin Faydaları

Kanatimce türkiyede beden eğitimi dersinin süresi arttırılmalıdır. Ayrıca bu derslerde hem teori hem de uygulama olmalı. Gençler günümüzde olimpiyatlarda yapılan tüm sporlar hakkında temel düzeyde bilgi sahibi olmalı ve bu sporların bir kısmını yapma imkanı bulmalıdır. Bu seviyede bir eğitim için sanırım haftada 6-8 saat yeterli olacaktır. Öğrencilerin genel kültür dinmesinin yanında bu derslerin faydaları saymakla bitmez. Öncelikle şunu belirteyim spor yapan insanlar stresle başa çıkmayı öğrenirler. Mücadele etmeyi, rekabeti yaşayarak anlar ve öğrenirler. Ayrıca kötü alışkanlıklarda uzak dururlar. Diğer derslerine olan ilgileri artar. Çünkü enerjisini spor yaparak harcayan bir insan zekasını ve entellektüel aklını kullanmaya,kitap okumaya, müzik dinlemeye,matematik işlemler yapmaya ve tarih okumaya ihtiyaç duyar, bunlara ilgisi artar. Ayrıca haftada 6-8 saat düzenli spor yapan bir gençte piskolojik problemlee olması beklenmez. Şiddetten uzak durur ve insanlara saygı duyar. Daha başka birçok faydası bulunan bu dersin niçin hala 2-3 saat olarak kaldığını inanın hiç bilmiyorum. Umarım bunu birgün farkeder ve hatamızdan döneriz. Ayrıca şunu belirteyim, okulu bitiren insanların spora olan ilgisi artıyor buna kendimi ve çevremdekileri örnek gösterebilirim. Kısacası beden eğitimi dersinin burada kısaca belirttiğim gibi bir çok faydası vardır.

Etiketler:

21 Kasım 2006

İki Filim

Bu haftasonu iki güzel flim seyrettim. Bunlardan ilki çok zamandır seyretmek istediğim ancak bu
güne kadar fırsat bulamadığım Lawrence of Arabia filmiydi. Birinci dünya savaşı yıllarında geçen filimde ilginç bir ingiliz subayının arabistanda yaşadıkları konu alınmış. Sıradan bir subay olan Lawrence'e ingilizler ile brlikte Osmanıya karşı savaşan arapların durumunu araştırma emri verilir. Lawrence biraz ileri giderek insiyatifi eline alır. Araplara önderlik eder. Çöl şartlarına uyum sağlar ve filim içinde yavaş yavaş bir ingilizden bir araba dönüşür. Başarılı sonuçlardan sonra arapların sevgisini kazanır. Filmin burdan sonrası biraz karışık. Lawrence karışık duygularla ne yapacağını bilemez bir görüntü sergiliyor. Bir filim olarak çok kaliteli bir yapım.
Bundan seneler önce çevrilmiş olmasına rağmen ortaya çok kaliteli bir yapım çıkartılmış. Lawrence gerçek bir kişilik ve filimde anlatılanlarda gerçeklik payı var. Ancak türklerle ilgili tek bir olumlu sahne yok iken bir çok olumsuz ve hakaretler içeren sahneler var. Şahsen bu sahneleri görünce biraz sinirlenmek ile birlikte kendi kendime "Biz nerde hata yaptık" dedim. Filmi izlediğimde arapların niçin ingilizlerle işbirliği yaptığını çözememiştim. Ancak daha
sonra yaptığım araştırmalardan bu ayaklanmalara halkın çoğunluğunun destek vermediğini öğrendim. Ayrıca savaş ayaklanmalardan çok ingiliz ordusunun saldırıları ile kazanılıyor. Ama sonuç olarak biz bu topraklardan çekildik. Bence tarihten ders almak gerekir.
Bu filmi yanlış da olsa doğru da olsa tarihimizle ilgili malumat edinmek ve yabancıların bize nasıl baktığını görmek için seyredebilirsiniz.

Seyrettiğim ikinci filim yine bir savaş filmi. İkinci dünya savaşı döneminde güney asyada geçen filmin adı The Bridge on River Kwai(Kwai Nehrindeki Köprü). Bir bölük amerikan askeri japonlar tarafından esir alınmıştır. Bu askerler güney asyadaki bir japon esir kampına getirilir. Esir kampının kumandanı uzun bir demiryolu inşaatının bir parçası olarak kwai köprüsü üzerinde bir köprü yapmakla görevlendirilir. Bu köprünün işçileri ingiliz askerleridir. Ancak yeni gelen esirlerin komutanı subaylarını ağır işlerde çalıştırmak istemez bu nedenle ceza alır. Ancak köprünün bitmesi gerekmektedir. Filmin bundan sonrasında ingilizlerin bir köprüyü nasıl planlayarak yaptığını bir de... Bunu söylersem filmin heyecanı kaçar. İzleyince görürsünüz.
Benim açımdan filmin en çekici ve ilginç yönü japonlar iş başında iken köprünün çok yavaş ilerlemesi ancak ingilizler işi alınca iyi düşünülmüş bir proje çıkartarak çok daha başarılı olmaları. Belki bu size çok ilginç gelmemiş olabilir. Ancak memleket olarak bu filimden 40 sene sonra bile hala bu standardı yakalayamadığımızı bildiğim için bence bu filimden çıkartılacak çok ders var. Biz işlermizi planlamıyoruz. Kaynaklarımızı yanlış işlerde kullanıyoruz. İnsanları kabiliyetlerine ve tecrübelerine göre işlere atamıyor ama bize yakın ve uzak olmalarına göre atamalar yapıyoruz. Sonuç olarak birçok işimizde hayatın gerçeklerini gözardı ediyor ve böylece başarılı olmıyoruz. Bu filimde ingilizler hakkında anlatılanlar çok doğru olmayabilir. bizim çin önemli olan kendi adımıza dersler çıkartmak olmalı.

Bu iki filim iyi bir haftasonu geçirmeme neden oldu diyebilirim. Tarihe olan ilgimi arttırdılar.Siz
de seyretmek için kaliteli bir filim bakıyorsanız mutlaka izleyin derim...